Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.
Bildiğimiz her şeyin sonu…
Anayasa’nın, Cumhuriyet’in niteliklerini sayan ikinci maddesinde yer alan ‘demokratik hukuk devleti’ ifadesi, güzel, çok değerli ve gerekli bir amaçtı. Yazık oldu.
Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…
Sayın Rektör, daha çok çalışıp bu yıl 180’lere kadar ilerlemenizi dilerim. Sayteyşın endeksler, hakemli dergiler, ayvi lige kabuller havalarda uçuşsun innnnşallah!
Mesela 2018'de daha dürüst olmayı deneyebiliriz!
Hadi bu yıl daha dürüst yurttaşlar olmayı, kendimize daha açık ve anlaşılır sorular sormayı, biraz kendi canımızı yakmayı deneyelim. Hakikaten, feci derecede yalancı ve inkarcı tipleriz. Sinirlenmeyin şekerim, siz değil tabii ki, ben öyleyim...
Cehennemin istiap haddi var mıdır?
Velev ki bir istiap haddi yok ve yılbaşında kahkaha atıp leblebi yediğiniz için ‘cezalandırılma’ ihtimali sizi ürkütüyor.
Hüzün veren peşreviyle, AYM'nin Demirtaş kararı
AYM kararı, kişi güvenliği, seçilme hakkı, siyasal faaliyette bulunma hakkı, düşünce ve ifade özgürlükleri bakımından olduğu gibi; dokunulmazlık kurumunun asli işlevinin görmezden gelinmesi açısından da kabul edilebilir değil.
Terazi doğru tartmadığında, 'geriye kalan' kanaatlerimizdir…
Hukuka aykırılığın, ilkesizliğin, toptancılığın ve bu ölçüde bir hoyratlığın, toplum ortalamasını daha da acımasız ve ahlaksız hale getirmek, daha çok acı vermek dışında bir işlevi yok...
Islak havluyla boğmak masraflı ve zahmetli olur, cop vs. düşünülebilir!
2017 yılında "İşkence suçtur" cümlesini kurmak dahi utanç verici. Tarafı olduğumuz sözleşmelere aykırılığı, dolayısıyla anayasaya aykırılığı...
Bunlar ırkçı değil sınıfsal tepkiler… Ha tamam o zaman!
Irkçı-faşizan zihniyetle mücadele için, önce fark etmek, kabul etmek, rahatsız olmak, inkar etmemek gerekir. Bir de insanların gözünün içine baka baka yalan söylememek. Ayıptır!
Senin adının sonuna 'döl' eklendi mi?
Sizler zımni ya da açık onay vermeseniz, bir ‘stadyum’ kadar kalmış Ermeni yurttaşa, Rum yurttaşa, Musevi yurttaşa bu kadar kolay hakaret edilebilir mi? Adları böylesine kolayca küfür olarak kullanılabilir mi?
Canınız mı sıkıldı? Sinirlendiniz mi? Ne güzel!
Evet, faşistleri ve ırkçıları elbette küçük gördüm. Çünkü faşizm ve ırkçılık berbat ideolojilerdir ve böylesi tehlikelerle canhıraş mücadele edilmelidir.
Hiç düşündün mü, neden sen çocuk yaparken Kürtler çoğalır!
Bir deprem olduğunda, neden sen ve sevdiğin ölür de, diğeri geberip temizlenir. Senin sevdiğin ‘cenaze'dir,’ onunki ‘leş’ öyle mi?
Bir 10 Kasım yazısı ve bazı sorular…
Laik Cumhuriyet’i korumanın yolu her gün bir Atatürk sözünü ‘retwit’ etmekten değil, akıldan, bilimden, dünyayı anlamaktan, o dünyaya ayak uydurmaya çalışmaktan geçiyor.