Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar
'Yapmak'la yıkıyoruz!
'Yapmak' fiili, bir şey yapmanın, düşünmenin, ifade etmenin, sağlam bir cümle kurmanın, iyi bir yazı yazmanın yerine geçiyor, bunları sağlayan şey sanılıyor.
Nedir bu 'yaşanan'lardan çektiğimiz!
Birçok metinde, özellikle haberlerde, ama konuşmalarda da 'yaşanan' kelimesi çıkıp duruyor karşımıza. Bir iki yıldır, iki kitap çalışması için Türkçe yazılmış, kurgu olmayan 200 kadar kitap okudum, artık yaşamayan yazarlarımızın elinden çıkmış, bunlarda galiba hiç rastlamadım 'yaşanan' kelimesine. Demek ki son yıllarda tedavüle girmiş, yaygınlık kazanmış. Yaygınlık demek az, 'yaşanan'sız cümle kurulamıyor gibi.
Şehir değil tuzak kuruyoruz
Sorumlular belli, dolayısıyla, Doğanay Tolunay Hocanın sık sık vurguladığı gibi, küresel ısınmanın yarattığı aşırı ve dengesiz yağışlara bütün suçu yüklemek, suçluların sırtından sorumluluğu sıyırmak anlamına gelir. Üstelik, bu dengesizlikler yıllardır biliniyordu, tedbir alınmalıydı. Yanlış uygulamalar aşırı yağışların etkisini katlıyor. Bu yanlışları yapanların yakasına yapışmalıyız.
DSİ dayanılmaz bir hafiflik ve laçkalıkla dereleri boğuyor
DSİ bilime dayanmayan, tahripkar uygulamalarıyla meydanı boş bulmuş, gemi azıya almış büyük bir laçkalık, denetimsizlik içinde koşturup duruyor.
Buna bir dur denmeli artık. Bilim dünyası, akademi gür bir ses çıkarmalı, DSİ'ye yaptıklarının doğru olmadığını söylemeli. Harikalar diyarı vadilerini, derelerini korumak için DSİ'ye dava açmaya hazırlanan Arhavi'ye destek vermeli. Bu destek, tüm Türkiye'nin derelerini kurtarmak, DSİ'yi ıslah etmek için de gerekli bir adım.
DSİ dediğin çağdışı kalmış canavar!
Türkiye'de pek kimsenin üzerinde durmadığı, hiç kimsenin de önüne geçemediği bir doğa katliamı var; Devlet Su İşleri akarsuları boğuyor... Akarsuların sahibi olan DSİ'nin resmi istatistikleri, katliamın boyutunu gösteriyor. 2013-2019 döneminde tam 53 bin 844 taşkın koruma tesisi inşa etmiş DSİ. Sadece 2019'da 8 bin 493 tane.
Ceset kokar, koku almaz
Haliç'i çürütmüştük, Marmara denizini öldürmüşüz. Dünyanın en genç denizini öldürmüşüz, ama neredeyse ağlayanı bile yok. Kıyamet kopması gerekirdi, kopmuyor.
Gazeteciler tuzağa nasıl düştü?
Belli ki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun aralarında muhalif olarak bilinenlerin de bulunduğu gazetecilerin karşısına çıkması bir hükümet kararıydı; her şey Habertürk yönetimiyle, programın yapımcılarıyla birlikte hazırlanmıştı.
Melih Altınok'un canalıcı sorusu: Kaç erkek öldürüldü?
Melih Altınok ya ne dediğini bilmiyor ya bizi ahmak sanıyor ya kendisi alık. Nasıralı İsa, çivilendiği çarmıhından onun için de şöyle seslenirdi belki: “Affet onu Baba, ne yazdığını bilmiyor.” İsa ve tabii babası da kusura bakmasın, yazdıkları affedilebilir gibi değil.
Yarım-Türkiye
Bir 'Yarım-Türkiye' oluşturmalıyız. Hatta her kent, her kasaba için böyle 'dokunulmaz' alanlar belirlemek gerek.
İstanbul dergisi neden güzel olamadı?
Türkiye’nin en önemli, büyük sorunlarından biri kalitesizliktir. AKP bu sorunu ayyuka çıkardı, paçozluğu baştacı etti. Ona karşı bayrak açıp kaliteyi yükseltememek kabul edilemez. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu liyakat deyip durdu. Şu önümüzdeki dergi İstanbul’a layık mı peki?
'Darp etti' gazetecilik için teslim bayrağıdır
Medyamız, gazetecilerimiz dayak atmak, dövmek, vurmak fiillerini rafa kaldırmış, unutmuş görünüyor. Sağcısı, solcusu, hepsi.
Gazeteciliği bir de koronavirüs enfekte etti
Bu virüs derhal beyne yerleşiyor, muhakeme yetisini perdeliyor, şüpheciliği iğdiş ediyor, eleştirelliği gebertiyor, korkuyla besleniyor, duygusallıkla, sansasyonla besliyor…