Ganyancılarla Üsküdar Amerikanlılar yan yana
İcadiye'deki Kristal her gün 11:00'de açılıyormuş. Tam bir at yarışı mekanı. Müşterilerinin tamamına yakını müdavim; aralarında Amerikan lisesinin yabancı hocaları da var.
Geceyarısından sonra balkabağına dönüşüyor
İstinye-Tarabya arası Boğaz'da en sevdiğim yürüyüş yollarındandır. Yine böyle günlerden birinde, çarşı içindeki ara sokaklara rastgele daldım. Dere Sokak'taki mekanlardan Sinan Ocakbaşı yılbaşı ertesi açıktı...
Sırf şu meyhane pilavı için bile Okmeydanı'na gidilir
Tam adıyla Yusuf'un Yeri Ocakbaşı, Okmeydanı'nın en hareketli, Anadolu Kahvesi diye bilinen bölgesinde. Üst katı düğün salonu olan, iki katlı binanın zemin katında. Pencereleri demir parmaklık ve tel örgülerle sıkı sıkıya kapalı. Giriş kapısından sonra kadın ve erkek tuvaletleri ile mutfağın olduğu dar koridor var. Ferah salona buradan sonra geçiliyor.
Kasımpaşa'da 'dostlar' arasında
Kasımpaşa'nın göbeğindeki Dostlar Ocakbaşı'nın isminin sonunda '28' var. Sahibi Niyazı Kır Giresunla, 28 de Giresun'un plaka numarası.
Bu Mekan'da başka masalara salça olmak katiyen memnudur!
Mekan Restaurant'a üç ayrı zamanda uğradım. 35'lik rakı, yarımşar porsiyon köpoğlu, acılı ezme, şakşuka, barbunya pilaki, zeytinyağlı taze fasulye sipariş ediyoruz. Rakı ile beraber buz ve pek sevdiğim Munzur Su getiriyorlar.
Kurtuluş son durakta bir tuhaf dörtlü: Minik, Mafya, Kamil Koç ve ben
Her mekânını iyi kötü bildiğimi düşündüğüm Kurtuluş'ta, adını ilk kez duyduğum bir meyhane Yenigün. Yeni açıldığından değil. Zira 1960'tan beri aynı yerde.
Gizli saklı müdavim meyhanesi
Moda'ya Altunizade üzerinden giderken defalarca önünden geçtiğim yer. Nedense dikkatimi hiç çekmemiş. Dar dış cephesindeki ışıklı tabelası, bir bira firmasının hemen tanınabilen renginde üstelik...
'Birleşmiş Milletler'in Merkez'i
Merkez Restaurant eski bir meyhane. Çoğu birayı tercih eden müşterileri de çevresi gibi rengârenk. Etrafı seyretmekle bile gün geçer burada.
Ekranda at yarışı, duvarda Marilyn, fonda Müslüm Baba
Kerahat vaktinden önce kapıdayım. Mekanın bütün camları film kaplı. Dışarıdan kasvetli bir havası var. Girip selam veriyorum, gayet ilgili bir genç, "Abi hoş geldin" diye karşılıyor. Sanki dün de gelmişim gibi, samimi ve sıcak kanlı. Sağdaki altı kişilik masayı gösteriyorum, "Şöyle oturayım", "Sıkıntı yok abi" diye buyur ediyor. Yüzüm içeriye dönük yerleşiyorum. Fonda Müslüm Gürses'ten 'Hasret Rüzgarları' çalıyor.