Sırf şu meyhane pilavı için bile Okmeydanı'na gidilir
S

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

Meyhâne mukassî görünür taşradan amma

Bir başka ferah, başka letâfet var içinde                                                                                        Nedim

Köyden kente göçün başlamasıyla, 1950’lerde ortaya çıkan gecekondulaşmanın ilk örneklerinden Okmeydanı. Özellikle sol görüşlü üniversite öğrencilerinin, yapımı sırasında halka yardım edip yıkılmasın diye de başında nöbet tuttuğu tek katlı, bahçeli gecekonduların yerinde şimdi çarpık kentleşmenin vücuda gelmiş hali binalar var. Beklenen depremde ne hale geleceklerini tahmin etmek için uzman olmaya bile gerek yok.

Burası hâlâ sol fraksiyonların etkin olduğu, ancak diğer yandan uyuşturucunun giderek yaygınlaştığı yerlerden.

Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşmaya başlamış. Her kesimden tepki varmış bu duruma. 

Bütün bunları nereden mi biliyorum? Hüseyin’den…

Hüseyin, gazetecilik dönemimden eski dostum. 1961’li. Gazeteciliğinin yanı sıra yazarlığı, tarihçiliği, araştırmacılığıyla hayranlık uyandıracak üretkenlikte. Yazdığı onlarca kitap, ayrı ayrı değerli birer kaynak. Babası da Okmeydanı’nın ilk gecekonducularından. “Hâlâ duruyor tek katlı, bahçeli evimiz. O haliyle çok güzeldi buralar. Özal dönemi yapılan imar düzenlemesinin ardından, saçma sapan, çürük, çirkin binalar dikildi tek katlı bahçeli evlerin yerine. Ne mimar, ne mühendis, alelacele yapılmış kalfa işi bütün bu yapılar.”

Hüseyin’le tavsiye ettiği Yusuf’un Yeri’nde buluşmak üzere hafta içi erken akşam sözleşmiştik. Biraz erken geldim. Şöyle bir etrafı dolaşıp girecektim içeri. Hüseyin, “Gelmek üzereyim, cem evinin önünde buluşalım, etrafı dolaşıp öyle otururuz” diye arayınca, onun mihmandarlığında derinlerine daldım Okmeydanı’nın.

Semtte, çoğu yarı bodrum, konfeksiyon atölyeleri fazlalığı dikkat çekiyor. Her yerde iş ilanları var. 

En çok kahvehane, düğün salonu, tekstil atölyesi, türkü bar, Anadolu şehirlerine sefer yapan otobüslerin yazıhaneleri var. Eski olmasına rağmen sıvasız, boyasız binalar, onların da duvarlarında sol hareketlerin sloganları, afişleri…

“Hareketlerin ağırlığı kalmadı eskisi gibi” diyor Hüseyin. Çok sayıda göçmen de yerleşmiş semte. Uyuşturucu yaygınlaştıkça muhbirlik  artmış. “Adil, demokratik, şeffaf kentsel dönüşüme ihtiyacı var buraların. Hep ranta dönük yapılınca olmuyor” diyor mekâna girerken. 

Yusuf’un Yeri, Okmeydanı’nın en işlek yerinde 1979’dan beri hizmet veriyor. 

Tam adıyla Yusuf’un Yeri Ocakbaşı, Okmeydanı’nın en hareketli, Anadolu Kahvesi diye bilinen bölgesinde. Üst katı düğün salonu olan, iki katlı binanın zemin katında. Pencereleri demir parmaklık ve tel örgülerle sıkı sıkıya kapalı. Giriş kapısından sonra kadın ve erkek tuvaletleriyle mutfağın olduğu dar koridor var. Ferah salona buradan sonra geçiliyor.

Hafta içi olmasına rağmen oldukça hareketli. Çoğunluk semtin insanları. 

Biz gittiğimizde sadece birkaç masa dolu, köşe masalardan birine oturuyoruz. Üç televizyon ekranının ikisinde YouTube’dan seçtikleri Sibel Canlı, Volkan Konaklı müzik programları, birinde at yarışı yayını var.

70’lik rakı söylüyoruz, üç kişi olacağız. Garson bizi meze seçmek için dolabın başına davet ediyor.

Her gün en az 10 çeşit meze çıkıyor mutfaktan. 

Her gün kendi yaptıkları en az 10 çeşit meze servis ediyorlarmış. Kereviz, taze fasulye, kuru cacık, bir de Meksika sosu diyerek tavsiye ettikleri mezeyi sipariş ediyoruz.

Masanın sürpriz lezzeti meyhane pilavı oldu (en üstte). Meksika da (pilavın altında) hiç yabana atılır değil. 

Masaya döndüğümüzde ocak başındaki usta, meyhane pilavı koyuyor önümüze. Mangalın üzerinde kararmış tencerede pişen pilav, her masaya önden ikram olarak gidiyor. Tek kelimeyle enfes.

Mezeler de güzel, özellikle Meksika sosu dedikleri meze tam benlik. Bir çeşit muhammaraya acı biber turşusu doğranmış diye tarif edebilirim.

Pilavdan, mezelerden konuşurken, şimdiye kadar duyduğum en orijinal yemek-anı kitabı projesinden bahsediyor Hüseyin: “12 Eylül Cezaevlerinde Gastronomi.” 12 Eylülzede olsa da mağdur edebiyatından hoşlanmıyor. “Sadece işkence, zulüm yoktu yaşadıklarımızda. Ekmekten pasta, pirinç pilavından sütlaç yapardık. Nadiren üzüm hoşafından şarap yapmışlığımız da vardır. Fermantasyonu hızlandırmak için bakır, mayalamak için de ekmek içini hamur haline getirip kullanırdık.” Kitapta bunlar gibi, gelen kötü yemeği bile yenebilir hale getirdikleri tarifler olacakmış. 

Söz yine gecekondulaşmaya geliyor. “Birçok gecekonducu kendilerine yardım eden üniversite öğrencilerini kullandı. Farklı gecekondu bölgelerinde birkaç ev sahibi olup rant elde ettiler. 12 Eylül Darbesi’nden sonra onlar ihbar etti o çocukları. Şimdiki iktidarların oy tabanı da onlar.” Bütün bunlardan sosyolojik tahlil olarak bahsediyor, iyi ya da kötü diye yorum yaparak değil.

Biz laflarken Müslüm geldi. Müslüm Doğan (53), Hüseyin’in kuzeni. Onun da ailesi Okmeydanı’nın ilk gecekonducularından. Özel şirket şoförlüğünden emekli, şimdi yedek parça işi yapıyor. Başka semtlerde yaşadıktan sonra, 23 yıl önce Okmeydanı’na dönüp yerleşmiş. Haftada birkaç kez geliyor bu meyhaneye. “Gezi Olayları gibi çatışma dönemlerinde, protesto dönüşü bile geldim buraya. Biber gazı sızmasın diye kapıyı bacayı kapatıp rakımızı içerdik” diye gülerek anlatıyor.

Masaların hepsi doldu. Televizyonda şimdi 2’nci ligden maç yayını var. Şifreli yayın vermiyorlar.

Mutfağın yoğunluğu azaldığında meze servisi yapan beyefendiye kendimi tanıtıp sohbet ediyorum. Ekrem Kaçar (54) mutfakta, kardeşi Murat (49) serviste, birlikte işletiyorlar burayı. Babaları Yusuf Bey 1979’da kurmuş, artık pek uğramıyormuş. Müdavimler genellikle mahalleli ama dışardan gelenler de varmış. “Her şey bu mutfaktan çıkar” diyor.

Yusuf Kaçmaz 1979’da kurmuş burayı. Şimdi oğulları Murat (ortada) ve Ekrem işletiyor.

Ortaya birkaç çeşit ızgara sipariş ediyoruz.

Mangal başındaki usta kendisi getiriyor siparişleri. Geldiğimizden beri gözlüyoruz, can-ı gönülden yapıyor işini. Aslan Baş (48), 28 yıldır çalışıyormuş burada. “1996’nın onuncu ayının altısında başladım” diye günü gününe tarih de veriyor. Hayran kaldığım meyhane pilavının suyu, bugün biraz kaçmış ona göre. Beğenmediği buysa, bir gün her zamanki pilavını tatmaya gelmek şart oldu.

Ocak başında 1996’dan beri Aslan Baş usta var. Mangalın üstündeki kararmış tencerede de o nefis meyhane pilavı. 

Her yaş grubundan insan, bira masası da rakı masası da var. Hafta içi olmasına rağmen oldukça hareketli. Kimse kimseye rahatsızlık vermiyor. Ben de halimden pek memnunum, rakının en önemli mezesi muhabbet, Hüseyin sayesinde oldukça doyurucu.

Yine hızlı geçti zaman. Gece yarısını bulduk.

Hesabı istiyorum, fiyatlar ehven. Tek çeşit şişe bira 60, 70’lik klasik rakı 850, 35’liği 500, mezeler 50, ızgaralar 150-180 lira arası. Bizim hesap 1700 lira tuttu. 

Seçim gibi yasaklı günler dışında her gün açık, 13:00-02:00 arası servis veriyorlar.

Vedalaştıktan sonra hemen köşedeki Anadolu taksi durağından  taksiye biniyorum. Elinde çay bardağıyla gelen şoför, samimiyetle çay ikram etmek istiyor. Alışılmışın dışında bir taksici nezaketi. Sigara da içmiyor. Gece güzel bitiyor.