Akbelen direnişçileri: Mücadeleye devam!

MESUDE DEMİR

Akbelen direnişçileri, “Yerimizi, toprağımızı almadan dönmek yok. Mücadeleye devam. Bu sadece bugün yaşayanların değil, gelecek nesillerin de davası” dedi.

Fotoğraf: İkizköy Çevre Komitesi

Limak Holding ve İÇTAŞ ortaklığındaki Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin (YK Enerji) işlettiği termik santral için Muğla’nın Milan ilçesinde 400 yıllık sarıçamlarla dolu Akbelen Ormanı’nın feda edilmesine karşı mücadele eden İkizköylüler yılmıyor. Şirketin tek hedefi ormanın altındaki kömürler değil. Şantiye alanlarını genişletmek için köyleri de taşımayı hedefliyor. Köylülerden topraklarını, evlerini satarak gitmelerini istiyor.

Devleti de arkasına alan şirkete karşı köylülerin direnişi sürüyor. Tehditlere, davalara, cezalara, evlerinin dibinde gece-gündüz patlatılan dinamitlere, soludukları toza, sularının kesilmesine rağmen geri adım atmıyorlar.

Akbelen direnişçileri, İstanbul Tabip Odası Sevinç Özgüner İnsan Hakları, Barış ve Demokrasi Ödülü’nü aldı. Aynı ödül, 19 yaşından beri cezaevinde bulunan şair İlhan Sami Çomak ve gazeteci Dicle Müftüoğlu’na da verildi. Adına ödül verilen Sevinç Özgüner Ödül 23 Mayıs 1980’de evinde uğradığı suikastla öldürülmüştü.

Direnişçiler adına İstanbul’a gelen Sevgi Saraçoğlu, Melahat Çulha, Hasan Yorulmaz, Halil İbrahim Demir ve Mamo Polat Diken’in sorularını yanıtladı.

Sevgi Saraçoğlu, Melahat Çulha, Mesude Demir, Halil İbrahim Demir, Mamo Pola… (Soldan sağa)

‘Hepimiz hastasıyız, arılar, tavuklar da ölüyor

Melahat Çulha, çamlar kesildiğinden beri her gün dinamitlerin patlatıldığını anlattı: “Duramıyoruz korkudan, tozdan. Her şeyimiz mahvoldu. Toz iniyor aşağıya. Tozdan hiç aman yok. Eşim bronşit, kendim astım bronşit oldum. Hepimiz hastayız. Arılar ölüyor, tavuklarımız ölüyor. Bıktık artık. Şu an bile dursa dünya bizim olacak. Çam balı olurdu, tırlarla gelir toplarlardı. Bir tane gelmiyor. Şimdi şantiye kamyonları altında kalıyoruz. Üç dört kişi böyle öldü. Yerimizi, toprağımızı almadan dönmek yok. Bitti…”

İkizköy Çevre Komitesi Sözcüsü Hasan Yorulmaz, 28 yıl öğretmenlikten sonra çiftçilik yapmaya başlamış: “Biz kendi halinde yaşayan insanlarız. Davamız öncelikle yerimize, yurdumuza ve toplumumuza bir zarar gelmemesidir.”

1984’te santral ilk kurulduğunda köylülerin iş bulma sevinciyle yerini, tarlasını sattığını hatırlatan Yorulmaz, şöyle devam etti: “Kömür işletmesi genişledikçe genişledi. Bir yanı ta Ören’e yaklaştı. Bir yanı da geldi Akbelen’e dayandı. İkizköyün Işıkdere mahallesi vardı ki ağaçlık, cevizlik, zeytinlik o kadar verimli bir toprağa sahipti. Hafif engebeli ama meyveciliğine çok uygundu. Oranın ileri gelenlerin direnmeye çalışan köylüleri avutarak, gözdağı vererek, ‘elimizden bir şey gelmez, mücadele edemeyiz’ diyerek o güzel toprağı, bağı, bahçeyi verdirdiler. Köylülerin ellerinden, kollarında tutacak bir kimse, bilinç yoktu. Maden orayı yuttu.”

Şantiyeler için insan, toprak, ağaç feda ediliyor

Maden şirketi bölgedekileri süpüre süpüre genişlemeyi sürdürmüş. Evlerini yeniden kuran köylüleri aradan bir yıl geçmeden oradan da çıkarmaya gelmiş. Ruhsat alanı geniş olan şirket avukatlarıyla köylülerden topraklarını, evlerini satmalarını istemiş.

Yorulmaz, “Kısacası bizim arazilere konmak istediler” diyerek şunları aktardı: “Bizim araziye de yaşam alanımıza da göz koydular. Orada kömür de yok. Şantiye kurma düşünceleri, sözleriyle bizim arazilerimizi istediler. Toprağa bağlı bir insan olarak, kendi elimle, tırnağımla, dişimle, tasarrufumla bir zeytinlik kurmuşum. Ben yerimin bir kısmını daha 23 yaşındayken satın aldım, bir kısmını kendi ailemden kaldı. 50 yıldan beri bilfiil emek harcıyorum. Tek zeytin ağacı olmayan yere 400 zeytin ağacı diktim. Kimseye bir teneke su döktürmedim, kendim uğraştım. 24 dönümüm var, dünya kadar hem emek hem de para harcamışım. Köylü çocuğu, tarıma gönül veren bir insan olarak yerimin gitmesine razı olamazdım. Böyle bir yeri nasıl bırakıp, giderim? Ne diye benim yerim alınıyor? Hiç gereği yokken… Kömür olmamasına rağmen yerimin satın alınmasına şirket tarafından razı olamazdım. Biz bu mücadeleyi yapabildiğimiz kadarıyla sonuna kadar götüreceğiz, direneceğiz.”

Yorulmaz’a göre söz konusu alanları kömüre feda etmek akıldışı: “Toprak binlerce yıldan beri bize ekmek vermiş, yemek vermiş, Ama kötü bunu birkaç yılda yok edecek. Bu dava sadece bugün yaşayanların değil, gelecek nesillerin de davası.”

‘45 bin zeytin ağacını, tarlamızı koruyacağız’

Halil İbrahim Demir orman kenarında piknik yaptığı için idari para cezasına çarptırılmış. Patlatılan dinamitler evinde çatlaklar açmış. Ancak “Ölmek var, dönmek yok!

24 Temmuz’daki ağaç katliamına rağmen Demir umudunu koruyor: “Arkamızda 45 bin zeytin ağacımız var. Tarlamız var. Koruyacağız onları da. Mücadeleye direnişe, sonuna kadar devam. Ölmek var, dönmek yok.”  

Sevgi Saraçoğlu da tüm köylüler gibi eşi Tuncer Saraçoğlu’yla (Şirin Baba) direnişin içinde: “Gece gündüz dinamit patlıyor. Uyku uyutmuyorlar bize. Dinamiti görseniz, deprem zannedersiniz. Evlerimizin subasmanları, betonlarımız hep çatladı. Toprağımızı, yurdumuzu, köyümüzü bırakmayacağız.  Desteklerinizi bizden esirgemeyiniz.”

Akbelen direnişçileri yalnız değildi. Davalarına inanan uzaktan, yakından pek çok insan, sivil toplum kuruluşu, gönüllü destek verdi. Haklarını, yapabileceklerini anlattı.

Destek verenlerden ekolojist Mamo Polat da törendeydi. Ören’den direnişçilere destek veren Polat şunları söyledi: “Mücadelenin esas öznesi köylüler. Biz sadece elimizden geldiğince destek vermeye çalıştık. 30 kilometrelik alanda iki santral var. Biri de Ören’in içinde. Santrallerin denize bıraktığı sıcak su oradaki ekosistemi de bozuyor.”