ALİ TUFAN KOÇ
L’Oréal şirketinde ilk kez bir Türk kadın, ‘ülke genel müdürü‘ pozisyonunda… Bu başarının arkasında Sinem Sandıkçı Gökçen’ın iş dünyasındaki zorluklara karşı cesur ve dayanıklı duruşu ve her zaman ileriye doğru yürüme kararlılığı var. Gökçen, kadınların ve organizasyonların üst yönetim düzeylerine ilerlemesinin önündeki engelleri simgeleyen ‘cam tavan’ sorununu ve değişmesi gereken güzellik algısını anlattı.
Hem şanslıydım hem şansımı kendim yarattım
İş dünyasının değişen ve değişmesi gereken dinamikleriyle başlayalım. 20 yıldır güzellik sektöründe farklı pozisyonlarda yöneticilik yaptınız. ‘Cam tavan’ı kariyerinizin hangi aşamalarında, ne ölçüde hissettiniz?
Cam tavanlar konusunda hem şanslıydım hem şansımı kendim yarattım. Ailem tarafından yapmak istediklerim konusunda hep cesaretlendirildiğim, hayallerim konusunda desteklendiğim ve başta annem olmak üzere etrafımın ilham veren, güçlü, başarılı kadın rol modellerle çevrili olduğu bir çocukluk dönemim var. Özgüvenin ve akademik/sosyal hayat dengesinin öneminin erken yaşlarda aşılandığı eğitim sistemlerinde yer aldım. Bu deneyimler sayesinde daha cesur ve zorluklara karşı da dayanıklıyım.
Diğer bir şansım, kariyerimin başında yani 20’li yaşlarımda yolumun ilk ve tek şirketim olan L’Oréal ile kesişmesi. Varoluş amacı nedeniyle tüketicilerinin sonsuz çeşitlilikte güzellik ihtiyacına cevap verebilmek ve hepsini kapsayabilmek için çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılığı sözde bırakmadan işinin kalbine koyan, özellikle de cinsiyet eşitliğini çok önemseyen bir kültürde kariyerimi inşa ettim.
Kendi şansımı kendim yarattım derken şunu kastediyorum; çok çalışarak, fırsatları zorlayarak, radikal değişimlerinden korkmayarak, isteklerim konusunda talepkar olarak bu konuda üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum. Şirket ve ülke değiştirmeden kendimi profesyonel ve kişisel anlamda en iyi şekilde geliştirmek için; pazarlama, satış, kurumsal iletişim, dijital gibi birbirinden çok farklı yetkinlikler ve çalışma şekilleri gerektiren iş alanlarını deneyimledim ve her rolde kendimi yeniden ispatlama cesaretini gösterdim. Bunu yaparken de değerlerimden ödün vermeden ama çok esnek ve çevik bir şekilde kendimi yenilemeye odaklanarak, her zorluğu bir fırsat olarak görerek, doğru destek mekanizmalarını devreye sokarak ve en önemlisi her zaman yolun sonundaki hayalime tutunarak bugünlere geldim.
Etrafınızda, yakın çevrenizde, tanık olduğunuz başka ‘cam tavan‘ hikayeleri oldu mu?
Çok sayıda örneğe denk geldim. Beni en çok şaşırtan, kadınların kendi bariyerlerini oluşturmaları. ‘Ben bir üst seviyedeki işi becerebilir miyim’ diye kendilerinden şüphe eden ve bu yüzden cam tavanları kıramayan, kültürel kodlarımız nedeniyle kadına dayatılan ‘Senin öncelikli işin ailen, evin’ tutumu nedeniyle çok parlak olsa da kariyerinden feragat eden çok kadının hikayesine tanıklık ettim.
Etrafımdaki vakaların çoğunda kadınların özgüvenlerini geri kazandıklarında ve gerekli desteği aldıklarında cam tavanları kırmak için yeniden harekete geçtiklerine şahit oldum. Ayrımcı bahanelerle hak ettiği terfi alamadığında başka bir şirkete geçerek yükselen ya da çocuğu olduktan sonra iş yerinde karşılaştığı zorluklar nedeniyle işe ara vermek zorunda kalıp sonra kendi işini kurarak harika işler yaratan örnekler de var önümüzde. Olumlu sonuçlanan örnekler cesaret veriyor.
Büyük ve cesur adımlara ihtiyacımız var
‘Cam tavan’ların kırılmasının sağlanmasında iş dünyasındaki erkeklere, şirket ve kurumlara hangi görevler düşüyor? Çözümleri sürdürülebilir kılmak için en çok ihtiyacımız olan yasa değişikliği nedir?
Cinsiyet kaynaklı yaşanılan tacizleri, eşit işe eşitsiz maaşı, üst kadrolarda kadına yer bulamamayı ancak kadın erkek demeden, sektör gözetmeden çözmenin yollarına bakmalı.
Erkekler; kardeşleri, arkadaşları, kızları gibi yakınlarındaki kadınlarla empati yapmalı. Bu konuyu sahiplenip çözümün aktif bir şekilde parçası olmak için harekete geçmek zorundalar. Biraz rahatlarının bozulmasına razı olacaklar. Evi çekip çevirmek, aile büyüğüne veya çocuklara bakım vermek gibi konularda ortak sorumluluk alacaklar.
Her şirketin olgunluk seviyesi farklı. Niyet değil, yapılanlar ve sonuç önemli. Analizle ve rakamlarla durumu anlayarak, sorunu baştan tanımlamalı. Cinsiyet eşitliği hedeflerini ve hareket planını kurgulayıp, eğitimler üzerinden anlaşılır bir şekilde tüm organizasyona yaymalı. Gerekirse işe alım, terfi, eğitim gibi konularda kotalar belirlemeli, eşit işe eşit ücret politikaları gözden geçirilmeli. Sözde bırakmadan ölçümleyerek ve sonuçları açıklayarak ilerlemeyi takip etmeli. Ters düşen konular varsa açık açık konuşulabilecek ortamı yaratmalı. İyi örnekleri ödüllendirmeli, şirket içi rol modeller yaratmalı. Ve eko sistemlerini yani tedarikçileri, müşterileri, dernekleri, sektör paydaşları gibi herkesi bu politikaya dahil etmeleri önemli.
Hangi yasaya ihtiyacımız var konusunda ise uzun bir liste var önümüzde. Bizim daha büyük ve cesur adımlara ihtiyacımız var. Hep konuşulan kota meselesi önemli. Meclis’ten başlayarak tüm kamusal ve kurumsal üst düzey rollerde -özellikle icra rollerinde- kadın temsiliyeti kotası yüzde 50 seviyesine getirilmeli ve eşit işe eşit ücreti kesinlikle yasalaşmalı.
Kadınlara düşenlerin de altını çizmek isterim: Cam tavanı öyle veya böyle kırmayı başaranların, arkadan gelenleri unutmamaları ve onlara yol açmaları önemli. Kız kardeşlik çemberlerindeki tabirimizle, bizi yukarı çıkaran asansörü, diğerlerinin de çıkabilmesi için geri göndermemiz lazım. Yaratacağımız sinerjinin kartopu etkisiyle büyüyeceğini unutmamalıyız. Birbirinden farklı ve çeşitli rol modeller yaratmak önemli ki herkes kendi özgünlüğünü kaybetmeden belirli kalıplara girmeden ilerleyebilsin. Ben de etki ve gücümü bu konularda iyi bir rol model ve savunucu olmak için kullanmayı önemsiyorum.
İş yerinde ‘cinsiyet eşitsizliği’ne maruz kalan, ‘cam tavan’ mağduru kadın profesyonellere neler tavsiye edersiniz?
İlk tavsiyem, ‘görünmez’ tavanları ‘görünür’ kılmaları. Engel nerede, kim tarafından oluşturuluyor bunu tespit etmeli ve dile getirmeliler. Şirket içinde, kurban psikolojisine girmeden, konuyu cesur ve net bir şekilde dile getirmeleri ve ilgili kişilerin bu konuya dikkatlerini çekmeleri önemli.
Etraflarındaki kız kardeşlik bağlarını tespit edip destek almaları çok işe yarayacaktır. Koçluk ya da mentörlük isteyebilirler. Nihai hedeflerine odaklanıp, kararlı bir şekilde, pes etmeden, özgüvenlerini korumaları, cesaretlerini kaybetmemeleri ve yalnız olmadıklarını bilmeleri önemli. Kendilerinin savunucusu olmalılar. Değişimin etkin bir parçası olmak için her zaman etrafındakilere el vermelerini öneririm.
Farkım cinsiyetimden değil, karakter, tarz ve düşüncelerimden kaynaklanıyor
Geçen sene, L’Oréal şirketinde ilk Türk kadın ülke genel müdürü olarak atandınız. Üst düzey pozisyonlarda ve görüşmelerde ne gibi ‘cinsiyet eşitsizlikleri’ne tanıklık ediyorsunuz?
En sık gözlemlediğim, yeni çocuğu olan kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik. Kadınların annelik sonrası iş hayatında, özellikle özel hayat- iş dengesini kurma konusunda ne kadar zorlandıklarını biliyoruz. Annelik izninden dönenlere ‘iş hayatına dönüş koçluğu’ ve esnek çalışma saatleri sağlanmalı.
Bir diğer eşitsizlik örneği de önemli ulusal konferanslarda göze çarpıyor. Kadın konuşmacıların azlığı, hatta bazen hiç olmaması, iş dünyasındaki cinsiyet eşitliğiyle ilgili çarpıcı bir gerçek sunuyor.
Kadın yöneticiler sıklıkla, çoğu zaman kalıplara sokuluyor. Kendimden örnek verebilirim: ‘Kırılgan’ göründüğüm için güçlü olmadığımı düşünen, genel müdür pozisyonuna geldiğim için ‘çok hırslı’ bulan ya da yoğun çalıştığım için ‘ailesine yeterli zaman ayıramayan’ bir yönetici olarak görüldüğüm oldu. Bu kalıplar karşısında her zaman farkımın cinsiyetimden değil, karakterimden, tarzımdan ve düşüncelerimden kaynaklandığını hatırlatmaya başladım.

Bugünün güzelliği sonsuz çeşitlilik içeriyor
Güzelliğin hayatları değiştirme gücüne inanan, tutkulu bir güzellik profesyoneli olarak tanımlanıyorsunuz. Toplumdaki güzellik anlayışı, kadının yerini, gücünü ve maruz kaldığı eşitsizliği ne ölçüde ve nasıl etkiliyor?
Güzellik, insanın varoluşundan beri olan evrensel bir kavram. Tanımı kültürden kültüre ve zamana göre değişiyor. Toplumsal konu ve gelişmelerle çok iç içe; bugün konuştuğumuz toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ile de yakından ilgili. Geçmişte daha tek tip ve kalıplaşmış bir güzellik anlayışı/tanımı varken bugünün güzelliği sonsuz çeşitlilik içeriyor. Başların kadınlara çevrildiği ve kadınların değerlerinin erkeklerin gözünden verildiği bir reklam dünyasından artık çok daha kapsayıcı güzelliğin temsil edildiği bir dünyadayız.
Mesela, L’Oréal Paris markası olarak nesillerdir kadınlara kendi değerlerini hatırlatmak için “Çünkü biz buna değeriz” diyoruz. Güzelliğin hayatları değiştirme gücüyle kadınların güçlendirilmesi için pozitif bir itici güç olduğunu savunuyoruz. Kadınlara özgüven vererek hayallerini gerçekleştirmeleri ve potansiyellerini ortaya çıkarmalarını sağlıyoruz. Bu özgüven, bazen bir mülakatta seçilebilme şansı, bazen hayata tutunma umudu olabiliyor.
‘Cinsiyet eşitliği’ni sağlayabilmek adına yeni ‘güzellik’ manifestosu neleri içermeli?
Yeni güzellik manifestosunun amacı ‘kalıpları kırmak‘ olmalı. Cinsiyetsiz ve yaşsız bir güzelliği vurgulamalı, sadece dış görünüme odaklanmayan daha içe dönük, iyi hissetmeye ve duygulara hitap eden, ön yargıları beslemeyecek bir tanım içermeli. Standartların olmadığı ve herkesin kendisine göre tanımlayıp/uyarlanabildiği özgürlükten bahsetmeli. Kapsayıcılığa odaklanan gücünü kendini ifade etmekten alan bir güzellik olmalı bu. Değiştirmeye başladığımıza inanıyorum. Yeni güzellik akımlarının başında kusurları ortaya çıkaran bir makyaj stili olarak bilinen ‘boy beat’ tekniğinin ve “Neredeyse yok gibi” dediğimiz doğal görünüm örneklerinin olması, somut ve olumlu adımlar.
Yeni güzellik manifestosunun amacı ‘kalıpları kırmak‘ olmalı. Cinsiyetsiz ve yaşsız bir güzelliği vurgulamalı, sadece dış görünüme odaklanmayan daha içe dönük, iyi hissetmeye ve duygulara hitap eden, ön yargıları beslemeyecek bir tanım içermeli.
Günlük yaşamda ve sosyal medyada kullanılan dil, güzellik kavramına bakışı ne ölçüde ve nasıl etkiliyor?
Güzelliğin kusursuzlukla ifade edilmeye çalışılması veya kırılganlıkla, seksapelle görselleştirilmesi bir sorun. Makyaj yapmamış bir kadına ‘bakımsız’ derken, tıraş olmamış bir erkeğe “İmajını yenilemiş” diyebiliyoruz. Bu bile bir baskı unsuru. Beklentiler yüzünden bir kadının kendi öz bakımına harcadığı vakit bir erkeğe göre daha fazla; kadınının zamanını istediği gibi kullanma özgürlüğünü elinden alıyor. Bir diğer örnek de günlük hayatta kadınlarla sohbete erkeklere yapılmayan dış görünüşleri ile ilgili bir yorumla başlanması. Bu ve benzeri küçük konulara dikkat edersek, değiştirmeye başlarsak büyük farklar yaratabiliriz.