Ankara-Bakü hattındaki görünür gerilim sebebi Azerbaycan’daki başörtüsü uygulaması. Bu uygulamayı eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevinden ayrıldı. Tartışmaya katılan bazı isimler hakkında da Türkiye’de soruşturmalar başlatıldı.
Buna rağmen Aliyev, Azerbaycan’ın dönem başkanlığını Türkiye’ye devredeceği Türk Devletleri Zirvesi’ne katılmadı.
Başörtüsü tartışması krizi görünür hâle getirmiş olsa da anlaşmazlığın altında daha kapsamlı siyasi ve ekonomik hesaplar bulunuyor.
Azerbaycan’da hükümete yakın Day.az sitesinde 18 Ekim’de yayımlanan bir makale, ekonomik anlaşmazlığı açık biçimde ortaya koydu. “Azerbaycan’ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!” başlıklı yazıda, iki ülkenin kardeşliğinin Türkiye’nin mali sorunlarını üstlenmek anlamına gelmediği savunuldu.
Makalenin mesajı açıktı: “Kardeşler, evet. Cüzdan, hayır.”
Ankara-Bakü geriliminin diğer boyutu, Azerbaycan’ın İsrail ile stratejik ortaklığı. Enerji, savunma sanayisi, istihbarat ve teknoloji alanlarında gelişen ilişkiler, özellikle İran’la yaşanan gerilim nedeniyle daha hassas hâle geldi.
Tahran, İsrail’in Azerbaycan üzerinden kendisine yönelik istihbarat faaliyetleri yürüttüğünden endişe ediyor. Bakü ise İsrail ile iş birliğini kendi savunma ve güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde değerlendiriyor.
Ankara açısından mesele, Azerbaycan’ın İsrail ile ilişki kurması değil; İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğini de etkileyebilecek bölgesel bir krize dönüşmesi.
Bakü, Ankara ile yakınlığını korurken belli ki kendisini eşit bir ortak olarak konumlandırmak istiyor. Enerji yatırımları, ticaret ve savunma iş birliği iki ülkeyi birbirine bağlamaya devam ediyor. Dolayısıyla her iki taraf da ilişkilerin kopmasının siyasi maliyetinin farkında.
Asıl mesele, iki ülkenin birbirinden vazgeçmesi değil, değişen güç dengeleri içinde ortaklığın sınırlarını yeniden belirlemesi gibi duruyor.