ABD’de 3 Kasım ara seçimleri, Trump için siyasi bir deprem oldu. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’ni hem Senato’yu Cumhuriyetçilerin elinden aldı. Beklenen mavi dalga, Trump’ın iktidarının son iki yılını gölgeleyen bir tsunamiye dönüştü.
ABD sisteminde başkanın yürütme yetkileri geniş olsa da Kongre’nin bütçe, yasama, atama ve denetim üzerindeki ağırlığı önemli. Temsilciler Meclisi’nde Dış İlişkiler, Silahlı Kuvvetler, Gözetim ve Ödenekler komitelerinde çoğunluğa sahip olmak, Trump yönetiminin kararlarının incelenmesi ve harcamalarının denetlenmesi bakımından Demokratlara güçlü araçlar sağlayacak.
Senato’daki Demokrat çoğunluk ise başkanın atamalarını etkileyebilecek. Bakanlar ve büyükelçilerin yanı sıra federal yargı atamalarının onaylanması da Senato’nun yetkisinde.
Bununla birlikte Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi, Trump’ın bütün kararlarını durdurabilecekleri anlamına gelmiyor. Başkanın veto yetkisi var. Ayrıca Senato’da birçok yasanın kabulü için 60 oya ihtiyaç duyulması, Demokratların basit çoğunlukla her istedikleri düzenlemeyi geçiremeyeceği anlamına geliyor.
İran savaşı bu açıdan ilk büyük sınav olacak. Kongre, ödenekler üzerinden askerî operasyonların kapsamını sınırlandırmaya da çalışabilir. Ancak başkanın “başkomutan” sıfatıyla sahip olduğu yetkiler devam ediyor. Bu nedenle Demokratların çoğunluğu, Trump’ın dış politikadaki geniş hareket alanını ortadan kaldırmayacak.
Üstelik Demokrat Parti’nin kendi içinde de dış politika konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. İsrail’e askerî yardım, İran politikası ve Orta Doğu’daki Amerikan varlığı konusunda partinin merkez kanadı ile ilerici kanadı aynı noktada değil.