Saray rejimi bu anlaşma üzerinden öncelikle ABD emperyalizminin bölge politikasıyla da uyumlu olarak ve kendi yayılmacı emelleri doğrultusunda Suriye ve Irak hattı başta İran’ın bölgesel gücünün zayıflatılmasından doğacak boşluğu doldurmak istiyor.
Öte yandan Saray rejimi ve Türk tekelci burjuvazisi bu anlaşmayı Suudi sermayesi ile iş birliğini geliştirmek; silah-savunma sanayisi başta altyapı ve inşaat şirketleri için de yeni bir pazar yaratma fırsatı olarak görmektedir.
İran, bu ittifakın kendisi ve müttefikleri için yarattığı tehdidi görmekte ve tam da bu nedenle yapılan açıklamalar ve müzakereler üzerinden Mekke İttifakının kendisine karşı pozisyon almasını zorlaştırmak ya da mümkünse engellemek istemektedir. Dolayısıyla İran’ın attığı/atmaya çalıştığı adımlar, bu ittifakın kendisine karşı olmaması ile değil; aksine kendisine olan bir ittifakı zayıflatma ya da bertaraf etme arayışı ile açıklanabilir.
Meclise getirilen Mekke Anlaşması, Saray rejiminin Kürt sorunundaki süreci hangi bölgesel emeller üzerinden gündeme getirdiğini de gözler önüne seriyor. Bu politika “iç cephe”de her türlü demokratik hakkın askıya alınması ve baskı politikalarının adım adım ilerletilmesiyle tamamlanıyor.
Bu nedenle bölgede barışı ve ülkede demokrasiyi savunmak bugün bu anlaşmaya “hayır” demeyi ve buna karşı mücadeleyi zorunlu kılıyor.