Afet riski ve yıkıcı sonuçlarının herkes için aynı düzeyde yaşanmayışının negatif sonuçları sadece güncel destek ve yardım boyutuyla sınırlı değil. İşçi sınıfının, kırsal alanda yaşayanların ve yoksul hanelerin etkilenme oranı daha yüksek olan doğal afetler, toplumsal eşitsizliği daha da derinleştiriyor.
Depremlerin ülke ekonomileri ve toplumsal yapıları üzerinde önemli etkileri bulunuyor. “Depremden kaynaklanan can kaybı düzeyinin, bir ülkenin kişi başına düşen gelir düzeyiyle ters orantılı olduğu”nu, “Önceden yapılan hazırlığın kritik öneme sahip olduğu”nu söyleyenler yeni bir şey söylemiş olmuyor. Büyük ölçekli doğal afetler, ilk bakışta yalnızca büyük can kayıpları, yaralanmalar ve yıkıma neden oluyor gibi görünseler de orta ve uzun vadede gelir, istihdam ve üretim kayıpları, enflasyon patlamaları ve gelir dağılımında bozulmalara yol açıyor. Bu nedenle bu konuda söylenecek alternatif sözün, yoksul kesimlerin ve en altta olanların felaketin insafına terk edilmelerine karşı üretilmesi gerekiyor.
Bir yandan depremin yıkıcı potansiyelini azaltmak için alınacak önlemleri kolektif bir akıl etrafında örerken, diğer yandan şu ana dek yalnızca varlıklı kesimin sigortası olarak işleyen mekanizmanın, toplumun tamamına doğru genişletilmesi, yaşam hakkının savunulması gerekiyor. Bir ülkenin kişi başına düşen gelirinin ve eşitsizlik düzeyinin deprem kaynaklı can kayıpları üzerindeki etkisini unutmayıp, toplumsal eşitlik mücadelemizin gerekçelerine ‘doğal afet’ başlığını da listenin üst sıralarında bir yere eklemeliyiz.