'Yönetimin kaynağını yalan değil, güven oluşturmalı'
'

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

MURAT SEVİNÇ

Yasa’ya uymak yerine sadece kendi zekâsına güvenen, kişisel çıkar ile genel çıkarı birbirine karıştıran, incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerden ötürü kuralları değiştiren ve sürekli olarak yeni fermanlar yayımlayan bir hükümdar yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalır.” (Han Fei Zi, Hükmetme Sanatı, s.128)

Bir hükümdar nasıl yönetir, uyruklarına nasıl boyun eğdirir, korkutarak mı, rıza üreterek mi, siyasal alanda ahlaki değerlerin yeri var mıdır, tek adam iktidarı nasıl işler ve varlığını nasıl sürdürür, ona can veren nedir…

Bugün çok ilginç ve sürpriz bir kitaptan söz etmek istiyorum: ‘Han Fei Zi, Hükmetme Sanatı – Seçilmiş Yazılar’, Çeviren: Mehmet Ali Ağaoğulları (İletişim, 224 s.). Yeni yayınlandı.

Çinli düşünür Han Fei Zi’nin yazıları, birkaç yıl önce, Mülkiye’de Siyasal Düşünceler Tarihi hocamız Mehmet Ali Ağaoğulları’nın ilgisini çekmiş. Zi, Konfüçyüs ve Sun Zi kadar önemli bir düşünür, amam adı Batı’da ancak 20’nci yüzyılda duyulmuş, son çeyrek yüzyılda çevrilmiş. Mehmet Ali hoca, bir Fransız radyosunu dinlerken Zi’yi ilgi çekici bulmuş, Fransızca çevirilerine ulaşmış ve Türkçe’ye çevirmeye karar vermiş. Kitap Zi’nin tüm yazılarından oluşmuyor, 23 başlıklı bir seçki.

Hoca, çevirinin başına bir giriş yazmış ve Zi’nin düşüncesini özetleyin kısmın sonunda Çinli düşünürün derdinin ne olabileceği üzerinde durmuş. Zi yazılarında kime seslenmiş?

Mehmet Ali Ağaoğulları

Ağaoğulları’nın sözcükleriyle: “Spinoza, Machiavelli’nin ‘İl Principe’ kitabıyla ilgili olarak şu yargıda bulunur: ‘Bu denli bilge bir insan olan Machiavelli’nin insanlara yararlı bir ders verdiği düşünülebilir. (…) Belki Machiavelli, özgür bir halkın, her ne pahasına olursa olsun, kaderini tek bir kişinin ellerine terk etmemesi gerektiğini göstermek istemişti.’ Rousseau’ya göre de ‘Machiavelli, krallara öğüt verir gibi yapıp halklara büyük öğütler vermiştir.’

Han Fei Zi de yazılarını hükümdarlar için kaleme almıştı ve ahalice okunmasını istememişti; çünkü halkın eline geçerse sıradan insanlar kendi üzerlerinde iktidarın nasıl kurulduğunu fark edip bilinçlenir ve ‘Kral çıplak’ diye bağırabilirdi. Gelin görün ki Mehmet Ali hocaya göre Han Fei Zi’nin korktuğu başına geldi, çünkü günümüzde herkesin söz konusu yazılara ulaşma imkânı var. ‘Yeter ki okunsun‘. Böylece halk, kişiselleşmiş bir iktidarın nasıl kurulabildiğini kavrayacaktır.

Hükümdarlar üzerinde etkili olmuş bir düşünürle karşı karşıyayız; Han Fei Zi, M.Ö. 3’üncü yüzyıldan şimdiki zamana sesleniyor ve günümüz muhtelif otoriter rejimlerinin kuruluş ve işleyişini, her birinin kendi ‘gönüllü kulları’nı hangi yöntem ve araçlarla yarattığını anlamamızı kolaylaştırıyor. İki düşünürden yüzlerce yıl önce yaşamış ama sıklıkla Machiavelli ve La Boétie’yi hatırlattığına kuşku yok. Zi’nin yazıları, Ağaoğulları’nın ifadesiyle, ‘teorik öneminin yanı sıra güncel bir yapıt.’

Zi’nin yazılarında hükümdarlara öyle öneriler var ki günümüzdeki kimi ceberut liderlerin Zi’yi okuyup önerilerini ciddiye aldığını düşünmek dahi mümkün! Dağınık haldeki yazıları ancak M.S. 1’inci yüzyılda 55 bölümlük bir kitap haline getirilmiş. Tao’nun kuramından etkilenen Zi, Çin’deki ‘Yasacılar’ (legalizm) akımının en önemli temsilcisiymiş.

Zi, siyaseti, -Machiavelli gibi- bir ‘eylemler bütünü’ olarak ele alıyor, siyasal yaşamın ‘olgular’ıyla ilgileniyor. Dolayısıyla odağında ‘siyasal iktidar’ sorunsalı var ve iktidarı korumayı, ahlakî değer yargılarından arındırarak bütünüyle ‘stratejik’ ve ‘teknik’ bir beceri olarak kavrıyor. Ahlakî ilişkiler kişisel ilişkilerde önemlidir, ancak kamusal düzenin sağlanmasında söz konusu değerlere sıkı sıkıya bağlı kalınması ‘kötü’ sonuçlar doğurabilir Zi’ye göre. Demek ki ülke yönetiminde ahlakî değerlere gereğinden fazla önem vermemeli. Hele ki bir hükümdar başarılı olmak, iktidarı koruyup düzeni sağlamak için gerekli her durumda şiddet kullanmalı, kurnazlık yapmalı, entrikalardan kaçmamalı, “kalbinden her türlü merhamet duygusunu söküp atmalı.”

“Bir hükümdarın mükemmel olması uyruklarına hiçbir serbestlik tanımamasına, böylece onların kendisi üzerinde herhangi bir üstünlük kurmalarını engellemesine bağlıdır. Bu sayede yapılan işlerin verilen sözlerle bağdaşmasını sağlar ve herkes kendi yerinde kalır.” (5’inci yazı)

Zi, insan tutum ve davranışları zaman içinde değişse de değişmeyen bir insan doğasından hareket eder, bu nedenle hükümdarlar insanın bir doğası olduğunu (rahatına düşkün, kişisel çıkarını her şeyden üstün tutan vs.) kabullenerek kendi çıkarı doğrultusunda kullanmalıdır. Zi, insan doğasının nasıl oluştuğunu tarihsel bir bakışla anlatıyor. İnsan doğası değişmezse hükümdarların insan hoşnutsuzluğunu dikkate alması için bir neden kalmıyor kuşkusuz.

İnsan doğal olarak güvende olmaya çalışıp tehlikeden kaçar. Toplum böylesine berbat bir şekilde yapılanmışsa, kamusal iyilik için çalışıp çabalayarak bir şeyler yapmaya uğraşan namuslu insanlar yetersiz koşullar içinde debelenirler. Bu insanların aileleri sefaletten kurtulamaz… Oysa sadece kendi çıkarlarını gözeten ve hükümdarlarını aldatmakta hiç tereddüt etmeyen namussuzlar, rüşvet dağıtarak ve güçlü kişilere yaltaklanarak itibar kazanırlar, ailelerini servete boğarlar. Bu durumda kim, kendisini saygınlığa götüren bu yolu terk edip yoksulluğa ve tehlikelere maruz bırakan o diğer yolu seçecek kadar çılgın olabilir?” (10’uncu yazı)

“İnsan doğası öyledir ki, bolluğa kavuşur kavuşmaz kendini hemen tembelliğin kollarına bırakır… İnsan arsızlıkla ve onursuzlukla lekelenmek istemiyorsa temel ihtiyaçlarından daha fazlasını elde etmeye kalkışmamalıdır.” (20’nci yazı)

Zi’ye göre gözlerden uzak, yalnız, bir sır perdesinin arkasından gizemini sürekli koruyup zaaflarını ve tutkularını gizleyerek yönetmesi gereken (halklarını kendilerinden bir an olsun mahrum bırakmayan şimdiki yöneticilerin aksine!) hükümdar, devlet aygıtı sayesinde her şeye yön verebilir. Dolayısıyla bir hükümdar reform yapacaksa halkın duygularını umursamamalı ve topluma ‘dayatmalı’, aksi halde tahtını koruyamaz.

Halkın kendisine itaat etmesini onun sevgisini kazanarak sağlamayı düşünen biri mahvolup gider, oysa etkili baskı tekniklerini kullanarak korku salan biri tüm dünyaya hükmeder.” (10’uncu yazı)

Zi’nin hükümdarı keyfine göre davranmaz, yasalarla bağlıdır, siyasal birlikteliğin temelinde yasalar vardır. Yasa sözcüğünü bazen ‘Y’, bazen ‘y’ ile yazmış. Buradan, ‘Yasa’nın toplumun yapılanmasına dair genel ve değişmez kurallar bütününü; ‘yasa’nın ise zaman ve mekâna göre değişen ‘pozitif’ yasaları anlattığı yargısına varmak mümkün.

Hukuk kurallarına uyulmayıp hile dolap çevriliyor… yalnızca dışarıdan gelecek yardımlardan medet umuluyorsa, yıkım tehlikesi var demektir… paralar har vurulup harman savrularak halk sefalete mahkum ediliyorsa, yıkım tehlikesi var demektir… Bir hükümdar tatmin olmayan açgözlülüğü nedeniyle sadece kısa vadeli çıkarlarını gözetiyorsa, yıkım tehlikesi var demektir… Ülkenin önemli kişilerini horlayıp aşağılayan, aile büyüklerine saygısızca davranan, halka zulmeden ve masum insanları cezaya çarptıran bir hükümdar yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Yasa’ya uymak yerine sadece kendi zekasına güvenen, kişisel çıkar ile genel çıkarı birbirine karıştıran, incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerden ötürü kuralları değiştiren ve sürekli olarak yeni fermanlar yayımlayan bir hükümdar yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalır.” (11’inci yazı)

Zi’ye göre hükümdar, her an tetikte olmalı ve hiç kimseye güvenmemelidir, ancak iktidarı sürdürmek için başka şeylere de ihtiyaç var, örneğin iletişim dili çok önemli. Sözcükleri, adlandırmaları hükümdar belirler, iyiyi ve kötüyü tanımlayarak uyruğunu yönlendirir. Zi, belagat ustalarına karşı bir uyarı yapmaktan da kaçınmıyor.

Hükümdar yasaları ilan eder etmez belagat ustalarının sözlerine kulak asmamalıdır, çünkü bu tür parlak söylemler yasaları anlamsız hale getirir. Hükümdar kendisine hizmet edenleri ödüllendirir, dalkavukluk yapanları değil.” (23’üncü yazı)

Hükümdar, manipülasyonu, ceza ve ödül araçlarıyla yapar. Tahmin edilebileceği gibi, hükümdar, ceza ve ödül araçlarını doğru kullanabilmek, toplumu kontrol edebilmek için, ‘ihbar mekanizmaları’nı çalıştırır. Günümüzde olduğu gibi. Herkesin boyun eğdiği, ‘kulluğa gönüllü’ (bkz. La Boétie) olduğu bir yerde, hükümdarın, yönetmek için kılını kıpırdatmasına da gerek kalmaz.

“Hükümdar… ülkedeki tüm uyruklarının gözlerinin ve kulluklarının kendi gözleri ve kulakları olmasını sağlar.” (10’uncu yazı)

Mehmet Ali Ağaoğulları’na göre, “Bu bakımdan Han Fei Zi’nin kitabı, en az Machiavelli’nin ‘Prens’i ya da La Boétie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’i kadar önemli.” (La Boétie’nin bu eseri de zamanında Ağaoğulları tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.)

Han Fei Zi’nin, günümüz için de son derece anlamlı ‘Hükmetme Sanatı’nı okumakta sayısız yarar var.

Not: Yazının başlığı ‘İstikrar ve Yıkım’ başlıklı 17’nci yazıdan.

Yazı önerileri:

Hazır, ‘hükmetmekten’ söz etmişken, milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun, kendi komisyon deneyimi üzerinden TBMM’nin halini anlatan şu yazısını önermek isterim. Yeni sistemin yeni parlamentosunun durumunu gayet iyi özetliyor.

Ümit Kıvanç ve Zehra Çelenk’in birbirinden güzel Genco Erkal yazılarını buraya bırakıyorum.