Yenikapı Kahvesi, edebiyat, aşk ve dostluk üzerine
Y

C. Hakkı Zariç
C. Hakkı Zariç
Şair, yazar ve editör. 1999’dan bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Manos Kitap ve Yeni e dergisinde editörlük çalışmalarını sürdürmektedir.

C. HAKKI ZARİÇ

@chzaric

Kahvehaneler edebiyatımızda öteden beri önemli mekânlar.

Yazarlarımız, şairlerimiz, sanatçılarımız bir araya gelerek kendi disiplinlerinden konuşmalar yaptığı, kitaplar tanıttığı gibi, oyunlar da oynandı bu kahvelerde.

Üniversite öğrencileri, hocaları ve okurların da ilgisini çekti kahveler.

Kimi dergicilerimiz zaten bir yönetim yeri tutmak ve kira ödemek gibi ‘bütün mümkünlerin kıyısında‘ yayın yaptığı için, kahveleri bir çalışma mekânı olarak kullandı. Rıfat Ilgaz, Meserret Kahvesi’nde Yürüyüş‘ün tashihlerini yaparken belki de yan masada Neriman Hikmet de Yeni Edebiyat’ın tashihlerini yapmak üzere ağır çantasını sırtından indiriyordu.

Küllük’ten Yenikapı Kahvesi’ne

Bu kahvelerin belki de en ünlüsü Küllük’tü. Yıllar içinde nesilden nesile aktarılan bir birikim ve aktarımla Küllük hem kahve olarak hem de tek sayı yayınlanmasına karşın edebiyat tarihimizdeki yerini koruyan Küllük dergisiyle adından söz ettirdi.

Bazı kahveler yazarın adıyla, bazı yazarlarımızın adı da kahveyle anıldı. Orhan Kemal deyince aklımıza İkbal Kahvesi’nin gelmesi, bir yerde Orhan Kemal’in adresi olarak İkbal’in kabul edilmesi bizi şaşırtmadı.

Genç yazarlar ve şairler de bu kahvelere gidip geldiği, müdavimi olduğu gibi kendi oturacakları kahveleri de bulup kuşağını temsil etme ağırlığına erişti.

Adnan Özyalçıner ile Onat Kutlar’ın bir gecenin sabahında bulup çay içtiği Yenikapı Kahvesi 1958 ile 1964 yılları arasında kendi kuşaklarının ve 1960 kuşağının uğrak yeri oldu. Açıkçası kaynaklarda Yenikapı Kahvesi pek yer etmedi.

Yıllar içinde konuşup aklımın bir yerinde tuttuklarımla değil, kısa bir oturumla tekrar anlatmasını rica ettim Adnan Özyalçıner’den; Yenikapı Kahvesi’ni. O yılları, yaşadıklarını ve gözlemlerini anlattı.

Adnan Özyalçıner ve C. Hakkı Zariç… Fotoğraf: Erdost Yıldırım.

Yenikapı Kahvesi’ne bir girizgah olarak okunabilir anlattıkları. O anlattı bana da düzenlemek kaldı. Aşağıda Adnan Özyalçıner’in 4 Eylül 2025 tarihinde anlattıklarını aktarıyorum. Bazı isimler ve olaylar hakkında dipnot gerekebilir, koyabilirdim ama açık kaynaklarda hepsi yer alıyor.

a dergisi hayatımızın ve edebiyatımızın önemli aşamalarından biri, yeni a dergisi bir ısrarın ve karşı gelme geleneğinin önemli bir yapı taşı. Bir kuşağın yazdığı ve serpildiği yıllarda gidip geldiği Yenikapı Kahvesi’nin edebiyat tarihimize katacağı çok şey olduğunu düşünen ve bunu kabul edenlerden biri olarak sözü Adnan Özyalçıner’e bırakıyorum. Aşağıdaki satırlar Adnan Özyalçıner’in dedikleridir. Ara başlıklar bana aittir.

Bir sabah kahvesi için uğramışken

Onat Kutlar’la biz Beyoğlu’ndan yürüyerek Eminönü’ne, Eminönü’nden de sahil boyunca yürüyerek Yenikapı’ya geldik. Deniz havası falan epey açılmış olmalıyız ki “Ya burada çay içecek falan bir yer var mıdır?” diye bakışırken ışığı yanan yeri gördük Orası bir kahve olmalı diye düşündük ve gittik girdik içeriye.

Benim gözüme tavandan sarkan kuş kafesi çarptı ilk. Dikdörtgen biçiminde bir kahve. Köşede yaşlıca bir balıkçı oturmuş ağa örüyor. Daha ileride de yakışıklı, uzun boylu bir adam ocakta duruyor. Bizi buyur etti, çay söyledik.

Adının Kemal olduğunu öğrendik. Yeni açmış kahveyi. O günlerde açmış. “Ne kadar güzel bir kahve” dedik. “Burayı açtım, güzel bahçesi var, denize de yakın” dedi.

Yenikapı’nın doldurulmadığı zamanlar. Hemen deniz iki adım ötede. Motor iskelelerinin olduğu, motor iskelelerine kum kayıklarının, kum motorlarının, teknelerinin yanaştığı bir yer. Gece ay ışığında da gelinilen bir yer. İskelelerin yanında kayalıklar olan, kayalıklar arasından denize girilen öyle bir yer Yenikapı.

O güzel çaylarımızı içtik. Kemal beyle  sohbet ettik. Kemal bey aslında Beyoğlu’ndaki bu kafe gibi yerlerde eskiden şef garsonluk yapmış bir adam, oradan ayrılmış ve bu kahveyi açmış.

Tahta sandalyeler, dört köşe masalar. Tahta sandalyeler, tahta masalar. Oyun da oynanmayan bir kahve. Yani ne kâğıt oynanıyor ne tavla var. Hiçbiri yok.

Çok güzel çay yapılıyor. Kahve servisi yapılıyor. Kemal bey o eski efendiliğiyle hizmet ediyor. Bir beyefendiliği var; yakışıklı uzunca boylu bir adam.

Kuşaktan kuşağa Yenikapı’da

Adnan Özyalçıner. Fotoğraf: Özcan Yaman.

a dergisini çıkardığımız zamanlar. Biz Onat’la kahveyi a’cılara, sonra etraftaki diğer arkadaşlara söyledik. Kahve yavaş yavaş a kuşağı ve üniversitelilerle doluşmaya başladı, büyüdü. Büyüdükçe bahçesi doldu. Oturmalar uzadı, bahçede akşam keyfi yapmaya başladık. Vakti kerahet gelince bazı kişiler kalkar Beyoğlu’na, Yedikuleye’ye Narlıkapı’ya meyhaneye giderdi. Öyle bir üslubu, öyle bir işleyişi vardı kahvenin.

1960 kuşağı olan Sennur Sezer, Eray Canberk, Aydın Hatipoğlu, Refik Durbaş gibi isimler de zamanla kahveye gelmeye başladı. Bizim kuşaktan Erdal Öz, Onat Kutlar, Kemal Özer, Ferit Öngören, Hilmi Yavuz aklıma ilk gelenlerden.

Bir de tabii hocalar kahveye gelmeye başladı. Mesela bizim profesör, meyhane arkadaşımız İsmet Sungur bey vardı. Arada Behçet Necatigil gelirdi. Behçet hoca da öğrencileri de orada olduğu için bizi de öğrencilerinden sayardı tabii. Bizimle otururdu, sohbet ederdi. Bir özelliği vardı Behçet hocanın, sohbet sona erdikten sonra “Hadi çocuklar yürüyün gidelim” diye bizi Narlıkapı’ya, meyhaneye götürürdü.

Ali Poyrazoğlu, Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Zeki Alasya, Metin Akpınar da geliyordu kahveye.

Fotoğraf: Adnan Özyalçıner arşivinden.

Deniz Gezmiş’ten gelen cümleler

Erdal Öz uçak kaçırmadan hapse girdiği zaman Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla çok yakınlık etti, onlarla ilgili kitap yazdı. Deniz Gezmiş hapishanede bir gün Erdal’a demiş ki, “Yahu, ben Yenikapı Kahvesi’ne gelmediğime çok pişmanım. Keşke gelseydim, sizlerle de biraz otursaydım.”

Herkesin hemfikir olduğu şeylerden birisi de Deniz’in çok kitap okuduğu gerçeğidir. Bir de kendime pay çıkarayım. Erdal’a o konuşmada bir şey daha demiş Deniz: “Sizlerin de hikâyelerini okuyorum. Ama en çok Adnan Özyalçıner’in hikâyelerini beğeniyorum.”

Kitap tanıtımında efsane editör

Mehmet Fuat kahveye gelirdi yıl sonlarında ve o yıl içinde çıkan kitapları tanıtan bir konuşma yapardı bize. Mehmet Fuat’ın tabii bütün bir yılı ve bütün bir yıl çıkan kitapları anlatması mümkün değil, kendi seçtiklerini, ilgisini çekenleri beğendiklerini anlatırdı. Sık sık da gelmezdi kahveye, yıl sonlarında gelir, kitaplardan bahsederdi. Yanında bazı kitapları getirdiği de olurdu.

Önay Sözer felsefe üzerine konuşurdu. Öykü ve şiir üzerine konuşmalar olurdu masalarda. Bazen biri çıkar kahvedekilere bir şeyler anlatırdı.

Sahnede Ali Poyrazoğlu

Kahvenin arkasında bir eski marangozhane vardı, sahne olabilecek bir yerdi orası ve kullanılmıyordu. Ali Poyrazoğlu marangozhaneden bozma sahnede oyunlar oynardı, Luigi Pirandello’ya ait Ağzı Çiçekli Adam’ı çevirdi ve oynadı. Bir gün bana “Ya asıl ben senin Panayır’ı orada oynadım” dedi. Ben onu görmedim, ne yazık! İlk olarak Panayır’ı orada seslendirmiş, okuma tiyatrosu olarak oynamış. Yani Ali Poyrazoğlu’nun orada tiyatro yaptığı da oldu. Böyle bir kahveydi.  

Bir aşk hikâyesi ve acı kahvenin sonu

Kahvenin sonu biraz acıklı bitti gibi geliyor bana. Acıklı bitmesi de şöyle oldu. Savaş Dinçel, “Adnan abi kız arkadaşıma gideceğim, seni de götüreyim, beraber gidelim” dedi. Aksaray’da hemen Vatan Caddesi ile Millet Caddesi arasındaki sokaklardan biriydi. Oradaki parkta sevgilisiyle buluştuk, beni tanıttı. Güzel de biriydi sevgilisi.

İyi bir çocuktu Savaş, çok severdim onu. Galiba beni o parka görücü olarak götürdü, sevgilisiyle sohbet edip ayrıldık. Bir süre sonra öğrendik ki sevgilisi bizim gittiğimiz kahvenin sahibi Kemal beyin kızıymış. Kemal bey bunu öğrenince kahveye langırt makinesi getirdi. Ve kahve bir anlamda böyle sona erdi.

Savaş ve sevgilisi yıllar içinde evlendi ama kahvenin önü doldu, sağında solundaki binalar yıkıldı, geceleri müzik yapan bir bar havasına girdi zamanla.

Bir üniversite ve üniversiteliler kahvesiydi Yenikapı Kahvesi, adını atlamayalım, Atilla Özkırımlı da kahveye gelip gidenler arasındaydı. Şairlerin, yazarların, üniversite hocalarının da uğrak yeriydi.

1958 yılında bir sabah başlayan Yenikapı Kahvesi müdavimliği bizim için 1964 yılına kadar sürdü.

Odunluk’tan esnaf kahvesine, kahveden nikâh dairesine

Bir anlamda söndü kahve, dağıldı. Biz yakın bir yerde Odunluk diye bir kahveye dadandık. Odunluk sahiden eskiden odun satılan bir yerdeydi. Kemal beyin kahvesine yakın bir yerdi, birkaç yıl da Odunluk’a gidip geldik. Oduncuların oraları terk etmesiyle o kahve de söndü.

Sennur’un Varlık dergisinde çalıştığı yıllarda biz oralarda gene bir esnaf kahvesine dadandık. Sennur ile buluşur Varlık’ın tashihlerini o kahvede yapardık. 1966 yılının eylül ayında Sennur Sezer ile sevgili olduk. 3 Ağustos 1967 tarihinde evlendik.

Kemal beyin kahvesine 200-300 metre uzaklıkta bir kahveydi, adını anımsamıyorum… Evleneceğimiz gün gelinlik ve damatlıkla o kahveye gittik, herkes çok şaşırdı bizi öyle görünce, o esnaf kahvesinden sonra da Fatih Nikâh Dairesi’ne giderek evlendik.