İlki trajediydi, ikincisi komedi olur!
İ

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Başlıktaki sözü bilmeyen yoktur. Marx’ın 18 Brumaire’inden alıntı ve diyalektiğin mantığını, koşulların belirleyiciliğini mükemmel anlatır. Mahkeme kararıyla CHP koltuğuna oturtulan kişinin ‘ikinci’ fotoğrafının CHP Genel Merkezi’nin duvarına asıldığını görünce, ilk aklıma gelen Marx’ın bu sözü oldu. Fotoğrafını CHP lideri Özgür Özel’in iki yanına yerleştirmişler. Özel’den öncesi ve sonrası. Matrak bir manzara ve insana ister istemez ‘trajedi’ ve ‘komedi’ sözcüklerini anımsatıyor. Hevesli kayyım, ilkinin sonunda bir trajedi yaşadı ve cümlemize yaşattı, şimdi bambaşka siyasal-toplumsal koşullarda ‘görevini’ yerine getirmeye çalışacak, ancak ülke ve ahali onun bıraktığı ülke ve ahali değil. Komediye yazgılı, çok hüzünlü ve hepimize acı çektirmeye azimli bir sürece tanık olacağımızı tahmin ediyorum.

Fotoğraf: AA

Hatırlatmakta yarar var, komedinin de iyisi kötüsü olur. Bir tiyatro oyunundan söz ediyorsak eğer, özel tiyatro sahnesinde ömrü uzun olmaz kötü komedinin. Fakat ‘devlet destekli’ bir tiyatroda sahnelenen müsamerenin niteliği ile sahnelendiği süre arasında doğru orantı aramamalı. Uzayabilir, çünkü finansörü seyirci değildir. Şimdi CHP binasına yerleşen kişinin kötü senaryo, kötü yönetmenlik, berbat oyunculuk ve bir avuç seyirciyle müsameresine tanık olacağız. Onun iki fotoğrafının arasında yer alan Özgür Özel’in son zamanlardaki siyaseti, itirazı sona ersin, CHP eskisi gibi olsun, rejime itiraz etmesin, uyum sağlasın, haddini bilsin ve sonunda seçimi kaybetsin!

Başaracak mı, bu başka mesele ve asıl soru da bu. Sorunun yanıtı ise hemen her zaman gözardı edilen halka bağlı. Ezcümle, ikincisi komedi olur olmasına da, ne kadar süreceği ahaliye kalmış.

Partilerin kurumsal kimliği ve kaynakları, örgütü, siyaset için gerekli ve kolaylaştırıcı elbette. Ancak siyaseti bu kaynaklardan ibaret görmek genellikle kabul gören ve tutucu bir yaklaşım. CHP’ye atanan kişi bir süreliğine ‘kurumu’ ele geçirecek, yetkilerini kendisine muhalif olanları felç etmek için kullanacak, hatta belki partiden ihraç edecek; falcılığa gerek yok, olursa görürüz. Ne yaparsa yapsın… şu anda Özgür Özel herhangi bir şehrin meydanında bir sandalyenin üzerine çıkıp eline bir megafon alsa, etrafına binlerce insan toplayacaktır. Hele ki günümüz iletişim olanaklarıyla milyonlarca yurttaşa ulaşmak, Demirel’in tabiriyle ‘halk banyosu’, eskisinden çok daha mümkün.

Peki, dokunulmazlıkları kaldırılır da içeri girerlerse… Eh, müsamerenin süresi halka bağlı dedim ya! Her şey mümkün. Yıllarca genel başkanı olduğu partisine polis zoruyla girmeye tenezzül edenlerin, o ihtimalde, dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy kullanacağından kuşkusu olan var mı? ‘Hak-hukuk-adalet’ sloganıyla yüzlerce kilometre yürüyüp, sonrasında, tutuklu partilileri için “Yargıda aklanıp gelsinler” diyebilen tıynetten söz ediyoruz.

Yeri gelmişken bir ‘duygumdan’ söz etmek istiyorum, içimde kalmasın. Bu adamlar beni ve meslektaşlarımı yıllarca işsiz bıraktı, eziyet etti, o eziyet çoğu meslektaşım için sürüyor, yıllar boyu neler yaşadık, neler işittik, ne münasebetsizliklere ne hödüklüklere ne arsızlıklara maruz kaldık… İnanın hiçbiri bende, mahkeme kararıyla CHP genel başkanlığı koltuğuna oturtulan şahsın, şu yargı düzeninde yüzü hiç kızarmadan ‘arınmadan ve aklanmadan’ söz ettiğinde hissettiğim mide bulantısına neden olmadı.

Peki, bu berbat koşullarda, dönüp dolaşıp halkın sağduyusuna ve bu toprağın biriktirdiği deneyime güvenmekten başka çare var mı? Yok. Ama o halk da, ne dediği belli, güven duyacağı, dirençli ve ayıba ortak olmayı reddeden bir muhalefet görmeli. Örneğin, siyasal durumu açık tanımlamaktan, adlandırmaktan çekinmemeli. 2015 Haziran seçimleriyle başlayan, 15 Temmuz sonrası OHAL rejimi ile pekişen ve anayasası 2017’de prova edilen ‘yeni rejim’ inşasının bir aşamasındayız.

Burada, konu hakkında kalem oynatan ve farklı açılardan bakan birkaç yazar ve yazıyı hatırlatmak istiyorum.

Nuray Mert son yazısında bu durumu ‘Yeni rejim inşasının mutlak butlan safhası’ başlığıyla tanımlamış ve demiş ki; “…iktidar partisinin gözünde CHP sadece bir muhalefet partisi değil, öfke duyulan bir rejimin sembolü ve son kalıntısı. Hal bu iken, muhalefetin muhtemel bir seçim başarısı, AK Partisi’nin hükmettiği güç mekaniğinin yıkılması bir yana, tarihi bir misyonun akamete uğraması demek. Bu açıdan, CHP’nin varlığını devam ettirmesine göz yummak ancak seçim başarısızlığı tescilli Kemal Kılıçdaroğlu’nu geri getirmekle mümkün olabilirdi…” 

Katılıyorum. Muhalefet, iktidar cenahının bir ‘ideolojisi’ olduğunu çoğu zaman ya unutuyor ya önemsemiyor. Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü’nden etkilenmiş ve muhtemelen esinlenmiş bir muktedir zihniyete karşı, içeriği doldurulmamış, emek-ekmek mücadelesiyle kaynaşmamış bir ‘demokrasi’ söylemi ile başa çıkmak kolay değil. (Bu yazının okuruna İdeolocya Örgüsü’nü de dikkatle okumasını rica ediyorum.)

Diğer yazı, Ali Duran Topuz’un ‘Butlan: Deri değiştiren Leviathan’ makalesi. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılıp açılması ve butlan kararı üzerinden kurulmakta olan rejimi, muhalefetin durumunu, zorlukları ve fırsatları ele almış. İktidarın, iktidarını kurarken yapıp ettikleri üzerine düşünmek, muhalefetin bugün gelinen yerde neleri yapmadığını anlamayı kolaylaştırıyor. Topuz’a göre -ki katılıyorum- Özgür Özel’e destek yeterli değil. Ayrıca, “…iktidarın ‘yoklaştırma’ stratejilerine nutuklardan, güzel sözlerden başka cevaplar geliştirmek için yeterince çaba harcanmamıştır. Göstere göstere gelen bir karara karşı yeterince hazırlık yapılmamış olması da bununla ilgilidir; siyasi failler her ‘rejim’ değişikliğini aynı nutukçulukla ele aldığı için iş bu hale geldi. CHP meselesinde Özel ve ekibi bu kötümser bakışı tersine çevirecek yolları bulur ya da açabilirse sadece teşekkür edebilirim, ama her şeyden önce ‘Kurtuluş yok tek başına’ sözü sadece sahnenin müzikal öğesi olarak kalmayacaksa, durumdan rahatsız herkesin köklü bir dönüşüm için arayışa girmesi gerektiğini söylemek gerek.”

Topuz’un yazısında söz edilen diğer yazıları da öneririm. Özellikle Kansu Yıldırım’ın ‘Türkiye kapitalizmi ve mutlak butlan’ başlıklı makalesini. Yıldırım’a göre, “…CHP’ye ilişkin ‘mutlak butlan’ tartışması yalnızca partinin iç meselesi ya da dar anlamda bir hukuk tartışması olarak değerlendirilemez. Butlan, anayasal gasptır ve bir işarettir ve Türkiye kapitalizmi yapısal olarak yeniden düzenlenirken, belirli ekonomik ve siyasal ilişkilerin yerleşik hale gelmesine kadar mevcut iktidar yapısının korunmasını tercih eden güç odaklarının tercihidir.” Yazının geri kalanı bu savı temellendirmiş. Türkiye’nin dünyanın ve dünya çapındaki çıkar ilişkilerinin bir parçası olduğunu hatırlatıyor.

Özgür Özel ve yanındakilerin, 29 Mart sonrasında olağanüstü bir çaba harcadığını görmeyen yok. Laik ve demokratik Cumhuriyet yanlısı ve çoluk çocuğun geleceğini önemseyen bir yurttaş olarak kendisine teşekkür ederim ve başarılı olmasını tüm kalbimle dilerim. Başarı için halk desteği şart. CHP koltuğuna oturtulan muhterisin sahip olmadığı bir şey. Özgür Özel ve birlikte hareket ettiklerinin asıl ihtiyacı olan parti otobüsü, bütçesi, dayalı döşeli odalar değil. ‘Birlikte’ mücadele ve Clausewitz’in iki asır önceden uyardığı gibi, ‘yeni mücadeleyi eski taktik ve araçlarla yapmamak.’

Yazı önerisi: Tanıl Bora’nın ‘Butlan’ başlıklı yazısı.