Ural Aküzüm: Sermaye aidiyetsizdir ama hafı­zası çok kuvvetlidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Hukuk ile ekonomi arasın­daki ilişki, çoğu zaman teknik bir mesele gibi ele alınır. Oysa bu ilişki son derece yalın: Hukuk güven veriyorsa serma­ye gelir; vermiyorsa, yatırımcı PDF/PowerPoint sunumuna ba­kar ama imza atmaz. Ekonomi, hukukun soyut ideallerini değil, öngörülebilirliğini ve istikrarını satın alır.

Türkiye’de hukuk reformları çoğu zaman yeni kanunlar çıkar­makla eş tutuluyor. Oysa asıl me­sele, kanunun nasıl uygulandı­ğıdır. Montesquieu’nun uyarısı hâlâ geçerlidir: “Kötü kanunlar­dan daha tehlikelisi, kötü uygu­lanan iyi kanunlardır.” Yargının öngörülebilirliği, idarenin key­fîlikten arındırılması ve düzen­leyici kurumların kurumsal ba­ğımsızlığı, yatırım ortamının üç sacayağıdır. Hukuk reformu, ya­tırımcıyı ‘ikna etmek’ için değil; ülkenin kendi vatandaşına borcu olduğu için yapılmalıdır. Yabancı sermaye bu reformların yan ürü­nüdür, hedefi değil.

Bir hukukçu ve iş insanı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sermaye aidiyetsizdir ama hafı­zası çok kuvvetlidir. Bir kez hayal kırıklığına uğrarsa, geri dönmesi uzun zaman alır. Onu çok sıkar­sanız ölür, elden bırakırsanız da uçar gider bilinmezliklere…

Tür­kiye’nin ihtiyacı olan şey yeni slo­ganlar değil; sessiz, kararlı ve tu­tarlı bir hukuk mimarisidir. Çün­kü hukuk güçlü olursa ekonomi nefes alır. Aksi halde rakamları değil, niyetleri konuşuruz.

Ural Aküzüm’ün yazısı