MESUDE ERŞAN
@mesudersan
mesudeersan@diken.com.tr
Türkiye, HIV enfeksiyonunun son 10 yılda yüzde 460 arttığı tek ülke. HIV ve AIDS’e yönelik mevcut politikalar sürdürülürse 20 yılda HIV’le yaşayanların sayısı 2,4 milyon kişiye ulaşacak. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Hakları Platformu (CİSU) Sağlık Bakanlığı’ndan Türkiye HIV/AIDS Kontrol Programının uygulanmasını istiyor.

Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS)’in küresel hedefi 95+95+95. Yani 2030’ye kadar dünya üzerindeki HIV ile yaşayan kişilerin yüzde 95’ine tanı konması, tanı alanların yüzde 95’inin antiretroviral tedaviye başlaması ve tedaviye başlayanların yüzde 95’inde HIV’in saptanamaz düzeye (Belirlenemeyen=Bulaşamayan-B=B) ulaşması. Bu seviye, virüsün başkalarına aktarılmaması anlamına geliyor.
Türkiye hiçbir ’95’e yakın değil. HIV pozitif olduğunu bilenlerin oranı yüzde 38 dolayında. Başka bir deyişle, her 10 HIV pozitiften 6’sı tanısız olduğu için tedavi almıyor. Ve virüs toplum içinde yayılmaya devam ediyor.
Tanıyla maliyet artışı engellenebilir
İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Emine Yaylalı’nın hesaplarına göre, HIV/AIDS’e yönelik politikaların değiştirilmeden sürdürülmesi halinde, Türkiye’de 20 yıl sonunda HIV’le yaşayanların sayısı 2,4 milyon kişiye ulaşacak. Yaylalı, tüm tanı ve test arttırıcı girişimlerin tasarrufa etki edeceğini ortaya koydu: HIV tanısı alanların oranı yüzde 50’ye yükselirse, 780 bin yeni tanı ve 2,1 milyar dolar maliyet, yüzde 70’e yükseltilirse 2 milyon yeni tanı, 6.1 milyar dolar maliyet, yüzde 90’a yükseltilirse de 2.3 milyon yeni tanı ve 9.4 milyar dolarlık maliyet engellenebilir.
Son üç yılda 10 bin tanı
Durum böyleyken, Türkiye’de 1985’den itibaren HIV tanısı alanların sayısı toplam 31 bin (2021 Kasım verilerine göre). Sadece son üç yılda HIV tanısı alanların sayısının yaklaşık 10 bin kişi olması, sağlık otoritesinin mevzuya yeterince önem verip, önlem almadığını başlı başına gösteriyor.
Birleşmiş Milletleri’n hedefleriyle uyumlu bir biçimde, ülkemizdeki HIV/AIDS çalışmalarına yol haritası oluşturmak amacıyla 2019’da ‘Türkiye HIV/AIDS Kontrol Programı’ başlatıldı. Ancak beklenen adımlar atılmadı.
Bu programın üç temel hedefi var. İlki HIV, AIDS yeni vaka sayısı ve enfeksiyona bağlı ölümleri azaltmak. İkincisi HIV ve AIDS’e yönelik sağlık hizmetlerinin kapasitesini geliştirmek. Üçüncüsüyse HIV’le yaşayan bireylere yönelik ayrımcılığı ve mahremiyet ihlallerini önlemek. Program bu amaçları gerçekleştirmek üzere oluşturulan hedefler ve hedeflere yönelik yürütülecek faaliyetlerden oluşuyor.
Sağlık Bakanlığı görüşmüyor
Hazırlanması ve uygulamaya sokulmasına rağmen bugüne kadar Sağlık Bakanlığı tarafından tüm paydaşların dahil edildiği bir izleme ve değerlendirme çalışması olmadı. Bu konuda kamuoyu bilgilendirilmedi. CİSU Platformu Savunuculuk Koordinatörü Filiz Kocaboğa, “Bu kontrol programındaki hedeflerin bugüne dek ne kadarına ulaşıldığını, etkililiğini anlamayı, politika geliştirmeyi ve hizmetleri iyileştirmeyi zorlaştırıyor” dedi.

CİSU platformu olarak üç kez Ankara’yı ziyaret ettiklerini anlatan Kocaboğa orada milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları ve Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü temsilcileriyle görüştüklerini söyledi. Sağlık Bakanlığı’ndan da randevu talep ettiklerini ancak görüşemediklerini söyleyen Kocaboğa, “Randevu talebimize olumlu dönüş olmadı. Oysa ki HIV yaygınlaştıkça devlete yükü de artıyor” dedi.
‘Veriler yetersiz, epidemiyi izleyemiyoruz’
HIV ve AIDS’in sürveyansı (izlenmesi) veri toplama, mücadele programı ve planlama açısından önemli. Ancak bu alanda da sıkıntı çıkıyor: “HIV ile enfekte kişi sayısı, anahtar ve hassas grupların büyüklük tahminlerinin yapılması iyi bir hizmet planlaması ve sunumu için gerekiyor. Ülkemizde uygulanan rutin sürveyans sisteminin geliştirilmesi gerektiği çok açık. Toplumdaki HIV ile yaşayan ve HIV’den etkilenen kişi ve toplulukların deneyim ve ihtiyaçlarına yönelik yeterli derecede veri toplanamıyor. Bu nedenle Türkiye’de epideminin genel durumu izlenemiyor.”
HIV tanısı alanların tedavileri Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kapsamında karşılanıyor.
Kocaboğa bunun çok önemli ve kıymetli olduğunu söyleyerek, şunları dedi: “HIV pozitif olguların artmasıysa alana giderek daha fazla kaynak ayrılmasını gerektiriyor. Bu nedenle farkındalığın artmasını ve tanı hizmetlerinin yaygınlaşmasını desteklemeliyiz. HIV ile yaşayanlar tanı almadıkları sürece haliyle tedaviye gitmeyecek. Toplum içinde HIV aktarımı artarak hızlanacak. Her yıl daha fazla kişi tanı almaya devam edecek.”
GDTM’ler artırılmalı ve çalıştırılmalı
İsteyenlerin kimliklerini açıklamadan (anonim) ve ücretsiz HIV testi yaptırabildiği Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezlerinin (GDTM) sayısı çok az. İstanbul (2 tane), Ankara, İzmir, Bursa’da birer tane var. Mersin’deki yeniden açılmak üzere.
CİSU, başta Diyarbakır, Gaziantep, Van, Kayseri, Konya, Antalya, Trabzon, Eskişehir olmak üzere Erzurum, Zonguldak, Denizli, Sivas, Çanakkale ve Tekirdağ olmak üzere tüm illerde GDTM’lerin açılması istiyor. GDTM’lerde test öncesi ve sonrası danışmanlık hizmeti veriliyor. Test sonucu pozitif çıkanlar, tedavi için ilgili merkezlere yönlendiriliyor.
HIV/AIDS ile ilgili resmi rakamların gerçekten uzak olduğunu belirten Kocaboğa, şunları dedi: “Çünkü test olma sayısı düşük. GDTM’lerin sayısı hem çok az hem de test kitlerinin tedariğinde zaman zaman sorunlar yaşanıyor. Anonim test merkezleri isim vermeden test yaptırılabildiği için önemli. Zaten buralarda test yaptıranların sayısı hastanelerden kat kat fazla. Cinsel sağlık, üreme sağlığı konusunda kapsayıcı ve koruyucu bir sağlık hizmeti anlayışıyla hareket edilmesi gerektiği unutulmadan GDTM’lerin sayısı da mutlaka artmalı.”
‘Gezici GDTM’ler kurulabilir’
Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) HIV Çalışmaları Birim Sorumlusu Oğuzhan Nuh, GDTM’lerin en büyük sorununun Sağlık Bakanlığı’nın test kiti sağlamaması nedeniyle sürekliliğinin olmaması olduğunu söyledi: “Buralarda test olma imkanı kalmayınca çok kişi de yaptırmayı bıraktı. Test için çok az güvenli alanımız var. Damgalanmak büyük sorun. Hastaneler, özel klinikler ya da laboratuvarda bu risk var. Devlet hastaneleri çok kalabalık, diğerleriyse pahalı. İnsanlar sağlıkları bozulduktan sonra teste gidiyorlar.”

Küçük şehirlerde herkes birbirini tanıyor. O yüzden test için başka şehirlere gidiliyor. Nuh, “GDTM’ler mutlaka yaygınlaştırılmalı. Hatta gezici GDTM’ler olmalı” dedi.
Türkiye’deki HIV epidemisine asla yeterli yanıt verilemediğini vurgulayan Nuh, şöyle devam etti:
“Yeni HIV enfeksiyonlarını önlemek ve HIV’le yaşayanların iyilik hallerini korumak için hiçbir şey yapmıyoruz. Sadece eşcinseller değil, heteroseksüel hamile kadınlar da en fazla mağdur olan gruplardan. Bunun sorumlusu Sağlık Bakanlığı.”
HIV/AIDS nedir?
HIV/AIDS’in ilk ortaya çıktığı 1980’li yıllardan günümüze uzun bir yol kat edildi. 90’lı yılların ortalarına kadar etkin tedavisi yoktu ve ne yazık ki kayıplar fazlaydı. 1996 yılında kullanıma başlanılan güçlü ilaçlar ile HIV tıpkı şeker ya da tansiyon hastalığı gibi kronik bir sağlık durumu olarak tanımlanmaya başlandı. Günümüzde, alımı çok daha kolay ve yan etkileri azaltılmış ilaçlar ve sağlık kuruluşlarının sağladığı tedavi ve bakım hizmetleri sayesinde HIV pozitif bireyler, herkes gibi uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyorlar.
HIV, İngilizce Human Immunodeficiency Virus kelimelerinin kısaltması. Türkçe karşılığı ise İnsan bağışıklık yetmezliği virüsü.
HIV, diğer tüm virüsler gibi konakçı bir hücreye ihtiyaç duyar. Canlı bir hücreyi kullanmadan varlığını sürdüremez ve kendisini çoğaltamaz.
HIV, bağışıklık sistemine ve özellikle de bağışıklık sisteminin enfeksiyonlarla mücadelesine yardımcı olan CD4 hücrelerine (T hücreleri) saldırır. HIV, CD4 hücresinin içine girdikten sonra onun yapısını değiştirir, artık onu bir fabrika gibi kullanarak ve kendisini kopyalayarak yeni virüsler üretir. Bu yeni virüsler de diğer CD4 hücrelerini enfekte eder. Bu süreçte CD4 hücrelerinin sayısı zamanla azalır.
HIV tedavisinde kullanılan ilaçlar, HIV’in CD4 hücrelerinin içine girmesini ve onun yapısını değiştirerek yeni virüsler üretmesini engelleme mantığıyla çalışıyor. Mevcut ilaçlar, HIV’i kontrol altında tutmada ve CD4 hücrelerine zarar vermesini önlemede son derece etkili. Fakat HIV’i vücuttan tamamen atacak bir tedavi henüz bulunamadı.
HIV/AIDS’in ilk ortaya çıktığı 1980’li yıllardan günümüze uzun bir yol katedildi. 90’lı yılların ortalarına kadar etkin tedavisi yoktu ve ne yazık ki kayıplar fazlaydı. 1996 yılında kullanıma başlanılan güçlü ilaçlar ile HIV tıpkı şeker ya da tansiyon hastalığı gibi kronik bir sağlık durumu olarak tanımlanmaya başlandı. Günümüzde, alımı çok daha kolay ve yan etkileri azaltılmış ilaçlar ve sağlık kuruluşlarının sağladığı tedavi ve bakım hizmetleri sayesinde HIV pozitif bireyler, herkes gibi uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyorlar.
Tedavi edilmeyen HIV, AIDS’e yol açıyor
AIDS, İngilizce Acuired Immune Deficiency Syndrom kelimelerinin kısaltması. Türkçe karşılığı edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu.
HIV, tedavi alınmaması durumunda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücudu hastalıklara açık hale getirir. Bağışıklık sistemi artık vücudu savunamaz hale geldiğinde çok ciddi ve genellikle de kişiyi ölüme kadar götüren enfeksiyonlar ve kanserler gelişebilir. Vücudun savunma gücünün zayıflamasını kendileri açısından avantaja dönüştürdükleri için bu hastalıklara, fırsatçı enfeksiyonlar denir.
“AIDS’ten öldü” ifadesi doğru değil. Çünkü kişiyi ölüme götüren aslında fırsatçı enfeksiyonlar. AIDS ise bu fırsatçı enfeksiyonların ve kanserlerin gelişim gösterdiği tablonun adıdır ki bu tabloyu açıklayan ifade, sendrom kelimesiyle AIDS içinde tanımlı.
Günümüzde AIDS kelimesini, etkin tedaviler sayesinde artık daha az kullanıyoruz. HIV pozitif bireyler, doğru zamanda tedaviye başlayarak AIDS tablosu görülmeden yaşamlarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyorlar. Tedaviye geç kalınmış, AIDS evresindeki kişinin geri döndürülmesi mümkün.