Performans kaygısı topluluk önünde konuşmanın yanısıra ilişkileri ve günlük yaşamı sekteye uğratabiliyor.

Performans kaygısı, kişinin yeteneklerinin göz önünde olduğu durumlarda başarısızlığa uğrayacağı ya da yargılanacağı beklentisiyle peşinen duyduğu tedirginliğe deniyor.
Zihinsel sağlık platformu ReachLink’teki yazıya göre performans kaygısı, iş hayatından spora ve akademiden cinselliğe kadar birçok alanda ortaya çıkabiliyor.
Daha yaygın ve sürekli olan genel anksiyete bozukluğunun aksine yalnızca belirli anlarda görülüyor. Ve durum değişince geçiveriyor.
Mesela bir iş görüşmesinden önce elinin ayağının boşalması, çıkma teklifi etmeden önce kalbin çarpması ya da defalarca çalıştığınız bir beceriyi tam sergileyecekken zihnin aniden boşalması… Tüm bunlar performans kaygısının farklı yüzleri.
‘Savaş-kaç-donakal’
Bu kaygı temelde beynin tehdit algılama sisteminin fazla çalıştığı anlamına geliyor.
Bir risk algıladığınızda beynin duygusal süreçleri yöneten bölgesi amigdala alarm veriyor. Böylece tehlike anlarında hayatta kalmamız için evrimleşmiş ‘savaş-kaç-donakal’ denilen savunma mekanizması devreye giriyor.
Vücutta stres hormonu artıyor, kalp atışı hızlanıyor, kaslar geriliyor. Bu mekanizma belki bir dönem vahşi doğada işe yarıyordu, fakat bir sunumda ya da ilk randevuda pek yardımcı olmuyor.
Performans kaygısı bir spektrum olarak düşünülebilir. Bir uçta odağı artıran hafif bir gerginlik, diğer uçtaysa işlevleri aksatabilen yoğun bir korku. Çoğu kişi duruma ve beklentilere bağlı olarak kaygıyı bu aralıkta deneyimliyor.
Belirtiler neler?
Performans kaygısı aynı anda zihni, bedeni, duyguları ve davranışları etkiliyor. İlk sinyali genellikle beden verse de belirtiler dört gruba ayrılıyor.
Fiziksel belirtiler
- Kalbin hızlanması ya da çarpması
- Özellikle avuç içinde ve koltuk altında terleme
- Ellerde titreme
- Ağız kuruluğu, yutkunmada güçlük
- Mide bulantısı, huzursuzluk
- Özellikle omuz, çene ve boyunda kas gerginliği
- Nefes darlığı, yeterince hava alamama hissi
- Baş dönmesi, sersemlik
Zihinsel belirtiler
- Bir kaygıdan diğerine atlayan hızlı düşünceler
- Odak zorluğu
- Zihnin tamamen boşalması
- Felaketi kaçınılmaz görme eğilimi
- Performans öncesinde, sırasında ya da sonrasında acımasız bir iç ses
- En küçük hataya bile aşırı dikkat kesilmek
Duygusal belirtiler
- Olay yaklaşırken artan iç sıkıntısı
- Duruma kıyasla aşırıya kaçan korku
- Kendine ya da başkalarına tahammülsüzlük
- Kaygı ya da yetersizlik hissi nedeniyle utanç
- Bitmeyen bir yetersizlik duygusu
- İşleri daha da zorlaştıran bir bunaltı
Davranışsal belirtiler
- Yargılanacağınız durumlardan kaçınmak
- Performans isteyen işleri ertelemek
- Yetersizlik hissi nedeniyle aşırı ve takıntılı hazırlanmak/prova yapmak
- Performans öncesi başa çıkmak için alkol ya da benzerlerine yönelmek
- Gelişim fırsatlarından kaçınmak
Çok düşünmek başa dert açıyor
Bir durum önemli hissettirince normalde otomatik yaptığımız eylemlere bile dikkat kesilmeye başlıyoruz. En ufak hareketi ya da sözcüğü didik didik ediyoruz. Söz konusu bilinçli denetim, alışageldiğimiz eylemleri bile sekteye uğratabiliyor.
Psikolog Roy Baumeister’a göre beklentilerin ve izleyici kitlesinin varlığı baskıyı belirgin biçimde artırarak ‘kitlenip kalma’ ihtimalini yükseltiyor.
Tabii bireysel farklılıkların rolü büyük. Bilgileri kısa süreliğine zihinde tutup aynı anda işleyebilme kapasitesi yüksek kişiler, kaygıyı ve düşünceleri aynı anda yönetebildikleri için baskıyla daha iyi başa çıkabiliyor.
Dikkat denetimi güçlü kişilerse kendi davranışlarını aşırı denetleme eğilimine direnebiliyor.
Öte yandan kaygı duyarlılığı yüksek bireyler ‘kitlenip kalma’ya daha yatkın.
Gelgelelim kaygıyı hakikaten neyin tetiklediğini anlamak, daha etkili başa çıkma yöntemleri bulmaya yardımcı olabilir.

Mükemmelliyetçilik
Kendinizi erişilmesi neredeyse imkansız standartlara tabi tutarsanız hemen her performans potansiyel bir başarısızlığa dönüşebilir. Böylece ‘yeterince iyi’ye yer olmayan bir bilince kendinizi hapsedersiniz.
İfşa edilme korkusu
Performans kaygısından muzdarip birçok kişi, başarılarının kendilerine ait olmadığına, aksine şansla ya da tesadüf eseri elde edildiğine inanmaya yatkın oluyor.
Bu nedenle içten içe ‘gerçek yüzünün ortaya çıkacağı’ duygusuyla mücadele edebiliyorlar.
Nihayetinde performans gerektiren anlar, sözde ‘ifşa olma’ ihtimali yüzünden korkunçlaşıyor. Bir iş görüşmesi bile bireysel yetersizliğin ‘nihayet’ ortaya döküleceği bir yargılama gibi deneyimlenebiliyor.
Geçmişin yükü
Geçmiş de bir o kadar önemli. Çocuklukta hatalarınız sertçe cezalandırıldıysa ya da özdeğeriniz başarılara bağlı kılındıysa ister istemez beyniniz ‘başarısızlık eşittir tehlike’ diye bir denklem kuruyor.
Öyle ki bir okul gösterisi sırasında donup kalmak ya da bir yönetici tarafından alenen eleştirilmek gibi tek bir küçük düşürücü olay bile, yıllar sonra koşullanmış bir kaygı tepkisi yaratabiliyor.
Ne kadar silip atmak isteseniz de sinir sistemi unutmuyor.
Biyolojik ve çevresel etkiler
Bazı insanların sinir sistemi kaygılanmaya daha yatkın olabiliyor. Dolayısıyla genetik eğilim, sinir sistemi hassasiyeti ve vücudun kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarını nasıl düzenlediği de epey belirleyici.
Söz konusu biyolojik hassasiyet, yüksek baskının normalleştiği çevrelerle birleştiğinde performans kaygısı için uygun zemin oluşuyor.
Performans kaygısı bazı kaygı bozukluklarıyla ortak belirtiler gösterdiği için tam olarak neyle karşı karşıya olduğunuzu ayırt etmek zorlaşabilir.
Bu farkları netleştirmek, kendi başınıza uygulayacağınız yöntemlerin yeterliliğini ya da profesyonel yardıma ihtiyaç duyup duymadığınızı anlamaya yardımcı olabilir.