Silivri Cezaevi’nde bulunan tutuklu gazeteciler, savcıların somut delil bulamadıklarını belirterek, haklarındaki iddianamelerin bir an önce hazırlanmasını istedi.

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in haberine göre CHP Cezaevleri İnceleme Komisyonu Sözcüsü Veli Ağbaba, Muğla Milletvekili Nurettin Demir, Ankara milletvekilleri Şenal Sarıhan ve Necati Yılmaz tutuklu gazetecileri ziyaret etti.
Görüşmeden sonra hazırlanan raporda, olağanüstü halle (OHAL) birlikte ‘cezaevlerinde insani koşullardan çok uzaklaşıldığı, tecridin egemen olduğu ve açık görüş hakkının olabildiğince sınırlandırıldığı’ belirtildi.
Raporda, partili cumhurbaşkanına olduğu kadar ‘partili hakim ve savcılar’a karşı oldukları ifade edildi.
Raporda, tutuklu gazetecilerin mesajlarına da yer verildi:
Deniz Yücel: Yakalama kararında ‘RedHack örgüt üyeliği’ yazıyor, nezarette ‘FETÖ’ dediler, mahkemeye çıktığımda PKK dediler. Sekiz yazım suç sayıldı, altısı dört aydan önceki yazılar. 2015’te yaptığım bir röportaj, yanlış tercüme edilmiş. Öcalan’a ‘Başkomutan’ dediğimi iddia ediyorlar ama çeviri yanlışlığı var. Mithat Sancar’ın anlattığı bir fıkra ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğim iddia ediliyor. Alınmamın sebebi referandum öncesi kriz yaratmaktı ve başardılar. Referandum için rehin alındım. Almanya ile kriz çıkarmak için beni tutukladılar. Üzerimden pazarlık yapıyorlar.
Atilla Taş: 31 Mart’ta tahliye edildim, tahliye için geldik, eşyaları hazırladım, jandarma tek tek bizi aldı, cezaevi kapısında tahliye beklerken bizi polise teslim etti. Ellerinde uzun silahlar vardı. 15 gün gözaltında tuttular, eski dosyadaki kayıtları almışlar, aynı dosyadan yine dava açtılar. İlk davadan tahliye oldum, ikinci davadan tutukluyum, aynı dosya. Avlunun üzerine kafes yaptılar, bir avuç gökyüzümüz vardı, onu da elimizden aldılar, bir beton dökmedikleri kaldı. Biz bu devlete ne yaptık? Bizi çıkarın. ‘Seni ‘ByLock’çu aramış’ diyorlar, ben ne bileyim beni arayanın ByLockçu olduğunu, böyle bir şey olsa AKP’de vekil kalmaz. 12 bin hâkimin hiçbiri o koltuklarda oturmak istemiyor. Devir fetret devri. Ne adalete ne hukuka ne de devlete güveniyorum, bize zulmediyorlar.
Ahmet Altan: Hem iktidarda kaldılar, hem tokatı yediler. İddianamede doğru olan tek bir satır yok. ‘AKP iktidardan gidecek ve yargılanacağım’ dediğim için yargılanıyorum. Bu çok meşru bir ihtimaldir. Bir parti iktidardan gidebilir, suç işlerse yargılanabilir. Bu laf beni tutuklatıp yargılatmak için bahane ediliyor. Bu şu anlama geliyor: Biz sizi tutukluyoruz. Bunu sadece susturmak için değil, korku iklimi yaratmak için yaptılar. 16 Nisan’da korku iklimi yok oldu. Bütün Türkiye’de korku çölüne umut yağmuru yağdı.
Mehmet Altan: Ben böyle bir dönem görmedim. Ömür boyu vesayetle mücadele ettim. Yine o dönem hukuk varmış. Eskiden şekli de olsa bir hukuk vardı, şimdi o bile yok. Savcılar, somut deliller bulmak yerine niyet ve bilinçaltı okumalarıyla suç üretiyorlar.
Gökçe Fırat Çulhaoğlu: Ben sapına kadar devletçiyim. Atatürk’le yoğrulmuşum. Erdoğan ve ekibinin beni düşmanlarla, yıkıcı güçlerle bir göstermelerine içerliyorum. Koğuşta bir aile gibiyiz. Referandumda alınan sonuç, fevkalade mükemmel. Bu maçın ikinci yarısı olmaz. Onun için bu başarı ve meşruiyet krizi sürmeli.
Murat Aksoy: Suç vasfımız değişti. Savcı beraatımı isteyecekti ancak o gece açılan dosyada aynı delillerle iki müebbet isteniyor. Dosya aynı, suçlama aynı birinde tahliye, birinde müebbet isteniyor. Yeni mahkeme heyeti de tahliyemizi talep etti. Heyet yeni değişti. ‘Cengiz Çandar’ı niye aradın’ diyorlar? Cengiz Çandar ile en çok konuşan kendileri, kendisi serbest. Gözaltında çok kötü şartlar altında kaldım. AİHM’ye başvurdum, Suriye politikası ve Esad hakkımda yazdığım yazılar nedeniyle suçlanıyor. Bu anlayışla, herkes suçlanabilir. Bu insanların üye olduğu gruplar hakkında nereden fikri olsun. Biz kaçmıyoruz, tutuksuz yargılanalım.
Ali Bulaç: Bana günde bir öğün yemek versinler, aç bıraksınlar ama beni kitapsız koymasınlar. 66 yaşındayım, kitap yazmak istiyorum, yazamıyorum. Açlıktan daha kötü. Sağlık sorunlarım var, şeker hastalığım var. İlaçlarımın kendisini değil, muadilini veriyorlar. O da dediği değil.
Muhammet Ali Gül: Felix Dzerjinski isimli sahte hesaptan küfür edilmiş. Asla benim değil. Ben, ‘Hayır’ videosu çektiğim için tutuklandım. Ben, hukuk öğrencisiyim. Bizim öğrendiğimiz derslerimiz yalanmış, İstanbul hukuk hocaları beni kandırmış. Anlattıklarıyla yaşadıklarım tam zıt.
Gül, 16 Nisan öncesinde ‘Hayır nedir?’ başlıklı videosunda referandumda ‘neden ‘Hayır’ denmesi gerektiğini’ anlatmış, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla tutuklanmıştı.