Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen zaman, yalnızca yıkılan binaları değil, devletin afet sonrası tercihlerini de görünür kıldı. Barınma, beslenme, istihdam, eğitim ve sağlık gibi en temel alanlarda yaşanan sorunlar, üç yıl içinde geçici olmaktan çıkmış, kalıcı bir yoksunluk hâline gelmiştir. Türk Tabipleri Birliğinin deprem raporları, bölgede sorunların hâlâ yapısal bir nitelik taşıdığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu tercihlerden biri, tarım alanları ve zeytinlikler üzerinde yükselen TOKİ projeleridir. Deprem gerekçesiyle acele kamulaştırmalar yapılmış, verimli topraklar ve zeytinlikler yapılaşmaya açılmıştır.
TTB raporları, plansız yapılaşmanın sağlık üzerindeki etkilerini de ortaya koymaktadır. Tarım alanlarının yok edilmesi yoksulluğu artırırken sağlıklı beslenmeye erişimi zorlaştırmakta; konteyner kentlerde ve yeni yerleşim alanlarında altyapı, temiz su ve sağlık hizmetleri hâlâ yetersiz kalmaktadır. Sorun yalnızca “Ev yapmak” değil; yaşanabilir bir hayat kurmamaktır. Depremden en ağır etkilenen kamusal hizmetlerden biri de birinci basamak sağlık hizmetleri, yani aile hekimlikleridir. Üç yıl geçmesine rağmen birçok aile sağlığı merkezi hâlâ konteynerlerde hizmet vermektedir.
Üç yıl, bir ülkenin afet sonrası toparlanma kapasitesini göstermek için fazlasıyla yeterli bir süredir. Ancak deprem bölgesinde talanla yükselen beton, insanların yaşam koşullarında bir iyileşme yaratmadığı gibi, hayatları yükselen duvarların arasına sıkıştırmaktadır.