Şebnem Korur Fincancı: İklim adaleti, sözü önce yaşam alanı tehdit altında olanlara vermeyi gerektirir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Zirvede iklim eylemi konuşulurken, ülkenin dört bir yanında çevresini savunanlar kolluk müdahalesiyle karşılaşıyorsa, dünya bu çelişkiyi de görecek. Üstelik yeni bir dünyanın adım sesleri son zamanlarda hayli güçlü yankılanırken…

Bir yandan iklim krizine çözüm aradığını iddia edip, öte yandan madenciliğin ve enerji projelerinin yarattığı yıkıma itiraz edenleri gözaltına almak, hak ihlallerini ayyuka çıkarırken, kimin konuşabileceğine ve kimin yaşam alanının feda edilebileceğine dair siyasal bir tercihi de hepimizin gözüne sokmaktır.

COP31’in başarısı, Antalya’daki salonlarda kurulacak cümlelerle ölçülemez. İklim krizinden etkilenenlerin, toprağını ve suyunu savunanların, bilim insanlarının, emekçilerin ve gençlerin sesi gerçekten duyulduğunda, iklim adına verilen sözler, itiraz edenlerin sesini bastıran güvenlik düzeninin gölgesinde kalmadığında durmadan hırpalanan bir dünyayı yeniden kurmak mümkün olabilir.

İklim adaleti, önce sözü, yaşam alanı tehdit altında olanlara vermeyi gerektirir. O sözün önüne gözaltı duvarı örülüyorsa, kürsüdeki vaatlerin inandırıcılığı da o duvarın yüksekliğinin ne anlama geldiğini her seferinde hatırlattığımız gibi bizlerin hakikati ile sermayenin gerçekliği arasındaki uçurumun ne denli derin olduğunu bir kez daha önümüze serecektir.

Şebnem Korur Fincancı’nın yazısı