Şahap Eraslan: Faşizm aynı zamanda güçlü bir duygulanım rejimidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Biz ve onlar ayrımına dayanan, dünyayı ikili karşıtlıklar üzerinden algılayan (‘faşizm bipolardır’, Simon Strick’in Rechte Gefühle (=Sağcı Duygular, 2017), ötekini sistematik biçimde negatif özelliklerle tanımlayan her anlatı faşisttir. Faşizmin turnusol kâğıdı, tam da burada yatar: Öteki nasıl tanımlanıyor? Ötekiyle göz hizasında, eşit ve simetrik bir yaşam mümkün görülüyor mu? Yoksa öteki sürekli aşağıda, tehditkâr, kontrol edilmesi gereken bir varlık olarak mı konumlandırılıyor?

Aynı mantıkla faşistler çevre talanına ve ekolojik yıkıma kayıtsız kalır; doğayı sınırsızca sömürülebilecek bir kaynak olarak görürler. LGBTİ+ düşmanlığı, bu hareketlerin neredeyse tamamında birleştirici bir ortak paydadır. Aile kutsanır, yüceltilir, dokunulmaz ilan edilir. Oysa ailenin çoğu zaman şiddetin, istismarın ve baskının en yoğun yaşandığı kurumlardan biri olması, faşist anlatının ilgi alanında değildir. Zaten bu ‘pisliğin’ üzerini örtmek, faşist ahlakın temel işlevlerinden biridir. Sonuçta faşizm, kendisini ırkçı, cinsiyetçi ya da baskıcı olarak tanımlamaz; aksine ahlaki, koruyucu ve doğal bir düzenin savunucusu gibi sunar. Ama ötekini aşağılayan, eşitliği reddeden, hiyerarşiyi doğallaştıran her anlatı —adı ne olursa olsun— faşisttir.

Faşizm yalnızca bir ideoloji ya da siyasal program değildir; aynı zamanda güçlü bir duygulanım rejimidir. İnsanları ikna etmekten çok, onları belirli duygular içinde tutmayı hedefler. Bu nedenle faşizmi anlamak için ne söylediğinden çok, hangi duyguları ürettiğine ve örgütlediğine bakmak gerekir. Faşist siyaset, rasyonel çıkar hesaplarından ziyade, öfke, nefret, aşağılanmışlık ve mağduriyet gibi yoğun duygular üzerinden işler. Faşist duygusal ekonominin merkezinde öfke yer alır. Ancak bu öfke kendiliğinden ortaya çıkmaz; sürekli olarak kışkırtılır, yönlendirilir ve hedef gösterilerek sabitlenir. Bireyin yaşadığı başarısızlıklar, hayal kırıklıkları, güvencesizlik ve değersizlik duyguları siyasal bir dile tercüme edilir.

Şahap Eraslan’ın yazısı