
MURAT SEVİNÇ
Bisiklet kullanırken öldürülen arkadaşlarımızın anısına…
Yazıyı okuyacaklar içinde bisiklete binmeyi bilmeyen var mıdır, bilemem; eğer varsa, daha fazla vakit kaybetmeden öğrenmesini dilerim. Bir kez alışınca, neredeyse bedenin bir parçasına dönüşür ve bir süredir benim yaptığım gibi uzunca ara verseniz de kopamazsınız.
Bisiklet bir ‘ulaşım aracı’ olmasına karşın, ona sadece bu niteliğiyle hitap etmeyi doğru bulmuyorum, biraz haksızlık sanki; dile gelip “Ne yani, hepsi bu kadar mı?” der gibi geliyor bana. İki teker üzerinde kendi gücünüz ve azminizle, isteğinizle, dünyayı dolaşmayı hayal etmek ve bunu yapabilme ihtimalinden daha zevkli ne olabilir.
Bisikletle yol almak iki ‘kişilik’ gerektirir, siz ve bisiklet. Bisiklet başlı başına bir kişiliktir, sakın ihmal etmeyin bunu, kendi havası vardır, canı istemediğinde gitmediği olur, iyi davranılmazsa karşılığını verir, nazlanır, teşvik eder, zorluk çıkarır…
Öyle güçlü ki 200 yıl boyunca ne araçlar icat edildi, hiçbiri bisikleti tahtından indiremedi.
Uzun yoldaysanız sohbet edersiniz, akşamları başına bir şey gelmesin diye alıp odanıza çıkarırsınız, başka bir araçla böyle bir ilişki kurmak mümkün mü!
Medeniyettir bisiklet, temiz hava ve doğadır, insan dostudur, nezaket sahibidir, terbiyelidir, çevresine saygılıdır, gürültü yapmaz, sağlık sıhhat verir, sadedir, sadeliktir.
Birkaç ay önce, iki özel insanın buluştuğu bir kitap yayınlandı. Nâzım Hikmet’in Bisikleti. Yazarı, Aydan Çelik (NotaBene Yayınları, 216 sayfa).
Bisiklet merakıyla da bilinen Aydan Çelik son derece zor bir işe girişmiş ve yıllar süren çalışmasında, yolu şu ya da bu şekilde Nâzım Hikmet’le çakışan hemen herkesin yaşamı ve eserlerinde sürdüğü izde, bisikletin yerini anlatmış. Çok güzel, hatırlatan, öğreten, merak uyandıran, zevkli mi zevkli bir kitap.

Kitabı yazma gerekçesiyle başlıyor Çelik, Nâzım sevgisiyle bisiklet hikâyelerini nasıl bir araya getirdiğini anlatarak. 2012’de Londra’da, 200 yaşına basan Charles Dickens’la ilgili etkinliklerden Londra turlarına (Dickens’ın mekânlarında) tanık olunca ‘özenir.’ O yıl Açık Radyo’da bisiklet temalı (Şeytan Arabaları) bir programa (Esra Ertan’la birlikte) başlar ve programda sık sık Nâzım Hikmet’in sesinden ‘İsviçre Dağları’ şiirini dinletirler; o şiirde Hikmet 1958’de trenle İsviçre’den geçerken gördüğü manzaraları, “Buranın adamı bisikletli, bizimkiler bitli” hüznüyle dile getirir.
Aydan Çelik, o esnada Nazım Hikmet ve bisiklet ilişkisine dair bilgi ve fotoğraflara sahip olduğunu belirtiyor. Kitap kapağında kullanılan fotoğraf, Şair’in paşa torunu olduğu yıllarda, üç yaşındayken Halep’te çekilmiş.
Bunların üzerine bir de 2018’de BM Genel Kurulu, Nâzım’ın öldüğü 3 Haziran’ı Dünya Bisiklet Günü ilan edince, Çelik, bir kitap yazmak için yola koyulmaya karar vermiş. İyi de etmiş.

Yazar, kitabın içeriğini şöyle özetliyor: “Elinizdeki kitap Nâzım Hikmet’in hayatında, eserlerinde bisikletin yerini anlatmaya çalışıyor. Ona dokunan, onunla yolu kesişen insanların bisikletli hikâyelerini de ekledim. Bazılarını keşfettiğimde çok şaşırmış ve heyecanlanmıştım. Eminim siz de aynı hissi yaşayacaksınız.”
Aydan Çelik haklı heyecan konusunda, ilk kez duyduğum ne kadar çok şey oldu.
Çok isim var kitapta. Dünyadan ve memleketten pek çok yazarın yaşamlarının kesiştiği yerleri anlatıyor Aydan Çelik, o kesişmelerin bir kenarındaki bisikletle birlikte. Örneğin, Mary Shelley, İsviçre’de meşhur Frankestein’ı yazarken, Baron Drais, ata alternatif olacak bir ulaşım aracı tasarlamaya çalışıyor; çocukların denge bisikleti olarak kullandığı araca çok benzeyen icadın adı Koşu Makinesi. Frankestein’ın Hollywood versiyonunda, Drais’in bu Koşu Makinesi’ne, aracı yadırgayanların tabiriyle Züppe Atı’na yer verilmiş. Koşu Makinesi’ne pedal eklenmesi için 1860’ları beklemek gerekecek. 19’uncu yüzyıl sonlarında epeyce popüler bir araç, ‘velociped’. Hobsbawn ‘İmparatorluk Çağı (1875-1914)’ kitabında, kadınları erkeklerden daha çok özgürleştiren ‘büyük özgülük aracı’ olarak tanımlıyor bisikleti.
İlk bisiklet tasarımının Leonardo da Vinci’ye ait olduğu yönünde bir iddia olduğunu kitaptan öğrendim. Eskiz ve notlarının toplandığı Codex Atlanticus’ta bir bisiklet çizimi keşfedilmiş 1974’te, üstelik pedallı bir bisiklet! Sonrasında bunun doğru olmadığı, eskizin kitaba 1960’larda eklendiği kanıtlanmış, ancak o devirde Leonardo’nun böyle bir bisiklet tasarladığına inananlar hâlâ varmış. İnsanoğlu! Nâzım’ın Leonardo sevgisi malum, 1935’te yayınlanan Taranta Babu’ya Mektuplar’da (İtalya’da Bir Habeş) “Leonardo da Vinçi’nin öpülesi eli!” diye bir sözü var. “Neden?” derseniz, Aydan Çelik’i okuyunuz, anlatıyor.
Nâzım Hikmet genç yaşta Sovyetlere gidiyor ve uzmanlara göre, Konstrüktivizm ile Fütürizm arasında gidip geldiği bir dönem var. Devrin çoğu münevverinde belirgin bir teknoloji merakı, hayranlığı söz konusu. İşte o ‘İstikbalcilik‘te de (Fütürizm), Konstrüktivizm’de de bisikletin yeri var. Vladimir Tatlin, daha 1920’lerin sonunda bir ‘hava bisikleti’ tasarlamış. Nâzım’ın Tolstoy’a, ‘çocuk yürekli, sayın ihtiyar‘a beslediği sevgi bilinir. Meğer o Tolstoy 67 yaşında öğrenmiş bisiklet kullanmayı. Epey yadırganmış, yazan çizen ve gülen çok olmuş, Tolstoy, Mayıs 1896’da bisikleti bırakmış. Fakat bu terk ediş, galiba biraz ‘sigarayı bin kez bırakan’ Mark Twain’in davranışı gibiymiş!
Hanedanların bisiklet merakı, Abdülaziz’in Avrupa Seyahati’nde katıldığı bir sergide gördüğü ‘velosiped’, Abdülhamid’in tahta geçtikten sonra bisiklete bindiği yönündeki rivayet, Rus Çarı Nikolay’ın bisikleti… ve tabii Ernesto Guevara’nın, Che’nin bisikleti. Che’nin motosikletle gezisi bilinir, ancak ondan iki yıl önce Arjantin’i tek başına bisikletle (4 bin 200 km) geziyor. Nâzım’dan sıkça alıntılar yapan, onu çok sevdiği bilinen Che, ülkeyi bisiklet üzerinde gezerken tanır, insan manzaralarından çok etkilenir ve Buenos Aires’e başka biri olarak döner. Bisikletle yol almanın ne denli öğretici olduğunun, başka bir araçla fark edilmeyecek doğa ve insan özelliklerinin yakından görmenin iki teker üzerinde çok daha mümkün hale geldiğinin en güzel örneklerindendir Che’nin yolculuğu. 1921’de İnebolu’dan Ankara’ya (Vâlâ Nureddin’le birlikte 350 km’yi dokuz günde), sonrasında oradan Bolu’ya yürüyerek giden Nâzım’ın, Anadolu’daki yoksulluğunun boyutundan, insanların perişanlığından ‘yürüyerek’ haberdar olması gibi.

Osmanlı topraklarında ilk pist (velodrom) yarışı 1897’de Selanik’te yapılmış. O yarıştaki bisikletçilerden biri, Nâzım’ın dayısı Mustafa Celalettin. Aydan Çelik, kitaptaki ‘Nâzım Hikmet’in Bisiklet Şampiyonu Dayısı’ başlılığıyla birlikte şairin aile ilişkilerine değiniyor, ilgi çekici, ilk kez öğrendiğim bilgiler veriyor. Kardeşi Samiye’nin kızı ressam Ayşe Yaltırım’ın ve Nâzım’la anılarından, Piraye’nin ilk evliliğinden olma Memet Fuat ve öz oğlu Mehmet Nâzım’ın bisikletleri, o Mehmet Nazım’ın üç arkadaşıyla Paris’ten Normandiya’ya bisiklet yolculuğu, Alman işgalinden kaçan ve Türkiye solu bakımından önemli bazı isimlerin Paris’ten bisikletle ayrılışı… Elbette, aynı zamanda büyük bir sporcu ve Nâzım’ın büyük teyzesinin torunu Mehmet Ali Aybar’ın bisikleti. Nazım’ın atom bombasıyla katledilen insanları andığı şiirinde, Kız Çocuğu’nda geçen ‘Büyümeyen ölçü çocuklar‘dan birinin, dört yaşında ölen Şiniçi Tetsunati’nin, yıllar sonra topraktan çıkarılan üç tekerlekli bisikleti Hiroşima Barış Müzesi’nde sergileniyormuş.
Muhterem okur, bana kalsa Aydan Çelik’in çizimleriyle de bezediği bu harika kitabı bölüm bölüm, satır satır anlatırdım, ancak, olacak iş değil. Çelik’in, uzun bir tarih içinde, Nâzım’ın yaşamına bir yerinden temas etmiş sayısız kişi ve olayın bisikletle ilgisini gösterme becerisi etkileyici. Ulusal sınırları ciddiye almayan iklim krizinin, salgınların vs. gezegeni ve yaşamlarımızı altüst ettiği (ve edeceği) şu devirde, bisiklet, her zamankinden daha hayatî bir öneme sahip.
Aydan Çelik diyor ki; “Bisiklet sadece bir eylem ya da muhalefet aracı değil, yeni bir dünya hayalinin asli unsurlarından biri olarak da varlık gösterdi. Naif bir nostalji nesnesi değil -ki olsa da mahsuru yok- mütevazı, organik bir kurucu aktör olarak daha da görünür olacak (…) Nâzım Hikmet’in asrından yirmi birinci asra, sicili temiz çok az şey devretti. Bisiklet de onlardan biriydi. ‘Şeytan Arabası’ onun asrına çok yakışmıştı. Yirmi birinci asrın Nâzım’ına daha çok yakışacak.”
Bisiklet kullanmanızı ve kitabı okumanızı öneririm.