Bugün sorulması gereken soru, “deprem vergisi var mı?” değil; “Deprem için toplanan bir vergi, neden deprem finansmanından bu kadar uzaktır?”
kamuoyunda “deprem vergisi” denildiğinde esasen akla gelen, 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında getirilen vergilerdir. Ve her seferinde aynı sorular sorulur: Bu vergiler nerede? Ne kadar tahsil edildi?
17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin yarattığı tahribatı kısmen de olsa finanse etmek için 26 Kasım 1999 tarihli mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4481 sayılı Kanun ile yeni vergiler getirildi.
Bu vergilerden biri de kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen özel iletişim vergisidir.
Aslında “deprem vergisi” adında bir vergi yoktur. Bu adlandırma tamamen toplumsal bir yakıştırmadır. Verginin hukuki adı özel iletişim vergisi olup, Gider Vergileri Kanunu’nun 39’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Tek maddelik bir vergidir bu.
1999–2025 yılları arasında özel iletişim vergisinden tahsil edilen toplam tutar nominal olarak yaklaşık 182 milyar TL’dir. Bu dönemde en yüksek tahsilat, 47 milyar 53 milyon TL ile 2025 yılında gerçekleşmiştir. Söz konusu gelirin tamamı, herhangi bir özel tahsis yapılmaksızın doğrudan genel bütçeye kaydedilmiştir.
Yaklaşık 41 milyar dolar tahsil edilmiş bir gelirden söz ediyoruz. Bu tutar, bir vergi tekniği meselesi olmaktan çoktan çıkmış, kamu maliyesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik sorunu hâline gelmiştir. 5018 sayılı Kanun’un “adem-i tahsis” ilkesi, hukuki bir gerekçe sunabilir; ancak bu ilke, toplumsal meşruiyeti otomatik olarak üretmez.