Tarım destekleri, ihracat destekleri, milyarlarca liralık kamu kaynağı.
Destekler dâhil olmak üzere 2027’de tarıma ayrılacak toplam kaynak 1 trilyon 305 milyar TL. 268 milyar TL’si tarım sektörü yatırımlarına, 325 milyar TL’si tarımsal kredi desteklerine, 342 milyar TL’si vergi harcamalarına, 135 milyar TL’si ise tarımsal KİT’lerin finansmanı ve ihracat desteklerine ayrılacak.
Trilyonu bulan desteklere rağmen hâlâ ne çiftçinin ne ihracatçının ne de tüketicinin mutlu olamaması manidar. Üstelik pek çok üründe çiftçi bolluk yılında afeti yaşıyor.
Çiftçinin mazot maliyetinin yüzde 50’sinin, gübre maliyetinin yüzde 25’inin kamu tarafından karşılanmasına rağmen girdi maliyetlerinin ve gıda fiyatlarının bu denli yüksek olması, desteğin miktarından çok etkinliğini tartışmaya açıyor. Üstelik tarımsal kredilerin faiz giderlerinin de ortalama yüzde 70’i Hazine tarafından üstleniliyor. Dağıtılan desteğe rağmen elde edilen “tarım bitti” algısı, bir yerlerde unutulan bir sorunun varlığına işaret ediyor.
2024’teki 36,19 milyar dolarlık tarımsal ihracat, 2025’te 36,41 milyar dolara yükseldi. Artış yalnızca yüzde 0,6. Zeytin ve zeytinyağında yüzde 39, fındık ve mamullerinde yüzde 5,7, meyve ve sebzelerde yüzde 5,1’lik bir ihracat kaybı yaşandı. Türk tarımı genel anlamda 2025’te yüzde 8,8 küçüldü. 2025, iklimin tarıma etkisinin gerçek bir sinyali olarak okunması gerekmez mi?
Velhasıl, ihracat desteği ülkede üretilen her bir gram ürüne değer katamıyor, yeni müşteri kazandıramıyor, gıda fiyatlarını düşüremiyor, çiftçiyi mutlu edemiyor, iklim etkisinin tarımda bu denli ağır yaşanmasını engelleyemiyorsa ya yeni bir yol bulmak ya da yeni bir yol inşa etmek gerek.