Mesut Yeğen: Süreç bitti bile

Erdal Güven
Erdal Güven
Mesleğe 1991’de Cumhuriyet'te başladı. Yeni Yüzyıl ve Radikal’de çalıştı. Ocak 2013'ten bu yana Diken’in yayın yönetmeni.

ONUR ÖNCÜ

@oencueonur

Ekim 2024’te başlayan Kürt sorununa demokratik çözüm süreci, PKK kongresinin yapılmasıyla ileri bir noktaya taşındı.

PKK’nın açıklamasını DEM Parti’nin ‘Tarihi bir eşik: Barışın ve kardeşliğin yeni şafağı‘ başlıklı sekiz maddelik bildirisi izledi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın da, “PKK’nın yapacağı açıklama her neyse biz iyi karşılayacağız. PKK’nın feshedilmesini, silahların terk edilmesini bekliyoruz” dedi.

Peki bundan sonra ne olacak? Prof. Dr. Mesut Yeğen, Diken’in sorularını yanıtladı.

Sosyolog Mesut Yeğen’e göre süreç bitti bile.

PKK, 5-7 Mayıs tarihlerinde 12’nci kongresini topladığını, tarihi kararlar alındığını ancak kararları daha sonra açıklayacağını duyurdu. Sizce alınan kararlar neden şimdi değil de daha sonra açıklanacak? Devletin hamle yapması mı bekleniyor?

Kongrenin fesih kararı haricinde bir karar almak üzere toplanmadığını tahmin etmek zor değil. Dolayısıyla kongre toplandığına göre fesih ve silahsızlanma kararı alınmıştır ki sızan bilgiler de o yönde. DEM Parti çevrelerinden gelen “Sorun yok” ve Yeni bir dönem başlıyor” açıklamaları ve devletten gelen açıklamalarda bir pürüz, bir panik hali görünmemesi, aksine Devlet Bahçeli’nin, Ahmet Türk’ü arayıp tebrik etmesi de bunu teyit ediyor. Kongrenin yapılmış olması, fesih ve silahsızlanma kararının alınmış olduğunu gösteriyor.

“Karar niye açıklanmadı?” sorusuna gelince. Bildirilen gerekçe kongrenin iki farklı yerde toplandığı, dolayısıyla kararlarının bir araya getirilmesi, bunların bir şekilde birleştirilip açıklanması gerektiği yolunda. Gecikmenin sebebi bu şekilde açıklandı. Ancak bu daha ziyade bir mazerete benziyor. Büyük bir ihtimalle, “Biz kongremizi yaptık, kararımızı da aldık. Şimdi sıra sizde, atılması gereken adımlar var, bunları atın, biz de kararımızı açıklayalım” deniyordur.

Atılması gereken adımlar neler?

Çok büyük adımlar olduğunu zannetmiyorum. İlk etapta (PKK lideri Abdullah) Öcalan’ın durumuyla ilgili düzenlemeler, ardından da hasta tutuklulukların salıverilmesiyle ilgili düzenlemeler olsa gerek. Şöyle bir şey de duyabiliriz: ‘Öcalan’ın, İmralı’daki iletişim koşulları değişmiş, beklediği iletişim koşulları oluşmuştur, PKK da bu kongreyi yapmış ve bu kararları almıştır.’ Bu türden bir açıklama belki de İmralı’dan gelebilir.

‘Süreç bitti bile’

Tam anlamıyla bir süreç başladı diyebilir miyiz?

Benim için çok uzun bir süredir merak edilen, ‘Süreç başladı mı?’ ya da ‘PKK silah bırakacak mı?’ soruları değildi. 1 Ekim’de yapılan jest (Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Partililerle tokalaşması), takip eden açıklamalar, yaşanan gelişmelerden sonra buraya geleceği belliydi. 1 Ekim’den sonra süreç başlamıştı ve ne yönde seyredeceği Suriye meselesinin nasıl seyredeceğine bağlıydı. Suriye meselesinin her iki taraf açısından kaldırılabilir bir biçimde seyredeceği bir iki ay önce aşağı yukarı belli olmuştu. O andan sonra da ‘Silahsızlanma başarılacak mı?’ sorusu benim açımdan önemini yitirmişti.

Dolayısıyla ‘Süreç başladı mı?‘ sorusunu artık geride bıraktık. Bir açıdan bakarsak süreç bitti bile. Silahsızlanma olarak süreç artık tamam. Şimdi ana sorular şunlar: ‘Kürtlerin hakkı ve hukuku ne olacak?’, ‘Türkiye demokrasisinin kalitesi ne olacak?’, ‘Bu iki alanda neler yapılacak?’ Artık konuşulması gereken, merak edilip sorulması gereken sorular bunlar.

PKK fesih ve silahsızlanmayı duyurduktan sonra, mesela bir af ya da ceza indirimi yoluyla içerideki PKK militanlarının salıverilmesi, dışarıdakilerinin de ceza almadan Türkiye’ye gelebilmesi, DEM Partili siyasilerin salıverilmesi, kayyumların geri çekilmesi vs. bunlar artık olmazsa olmaz. PKK fesih ve silahsızlanma kararı aldıktan sonra bunların olmaması mantıksız olur. Şimdi konuşmamız gereken, ‘Vatandaşlık meselesinde ne yapılacak?‘, ‘Kürt meselesinin hallinde anayasayı ilgilendiren kısımlarda ne yapılacak?‘ Artık soru süreç başladı mı değil. Süreç bitti. Yani PKK’nin silahsızlanması konusu bitti artık. Bundan sonra Kürt meselesini, Türkiye’de demokrasiyi konuşacağız, konuşulması gerekenler bunlar.

Devletin atması gereken adımlar

Ateşkes ilan edildi, PKK kongresini topladı. Ancak 1 Ekim’den sonra da DEM Partili belediyelere kayyumlar atandı. Devlet kanadı nasıl harekete geçecek?

Devletin yapması gerekenler sır değil, hepsi belli ve bunların hepsinin konuşulmuş olduğunu tahmin etmek zor değil. Birinci konu, Öcalan’ın iletişim meselesi, umut hakkı da buna dahil olabilir. İkincisi, cezaevindeki PKK’lilerin salıverilmesi, dışarıdakilerin dönebilmesi ya da istedikleri yere gidebilmesi. Üçüncüsü, siyasilerin serbest bırakılması, sonra da kayyumlar meselesi. Bunlar PKK silahsızlanma kararını aldıktan sonra devlet tarafından atılması gereken adımlar. Bu adımlar atılmazsa o zaman devletin sürece bağlılığı yokmuş izlenimi oluşur ki devletin sürece sadakatinden şüphe duymayı gerektirecek bir şey yok.

Bu adımların bugüne kadar atılmamasının, devletin bunları şimdiye kadar yapmamasının kabul edilebilir, anlaşılabilir bir tarafı vardı. Ortada halen elinde silahı olan, silah bıraktığını deklare etmeyen bir örgüt vardı… Şimdi bu gerçekleşti. Bu adımların atılmasının artık sadece bir zaman, bir takvim meselesi olması lazım. Bunların kararının çoktan alınmış olması gerekir. Bayramdan sonra bu düzenlemelerin çok büyük bir kısmı Meclis’e gelecek ve gereken yapılacaktır diye tahmin ediyorum.

‘Büyük tartışma gerektirecek bir süreç’

O zaman asıl süreç şimdi başlıyor?

Şimdiye kadar olan Kürt meselesinin hallinin uvertürüydü. Bundan sonrası büyük tartışma gerektirecek ve daha büyük siyaset gerektirecek bir süreç. Nasıl bir millet olacağız, vatandaşlıkla kimlikler arasında nasıl bir bağ olacak, merkezle yerel arasındaki ilişki nasıl düzenlenecek, bunun gibi anayasal meselelerin gündeme gireceği yeni bir dönem başlıyor ve bu da büyük siyaset gerektiriyor.

Muhalefet cephesinin bu sürece yaklaşımı nasıl?

Orada parçalı bir manzara var. AK Parti’den kopan Gelecek Partisi ve DEVA ile Saadet cephesinde sürece dair bir tereddüt yok. İYİ Parti, daha doğrusu MHP’den kopan irili ufaklı partiler sürecin karşısında. Ancak bunların büyük bir akis yarattığını söylemek kolay değil. MHP oradaki milliyetçi rahatsızlığı bir şekilde teskin etmekte başarılı olmuş görünüyor. Büyük sorumuz esas olarak CHP’yle ilgili.

Neden?

Çünkü CHP artık yüzde 30’luk bir parti, AK Parti’nin rakibi, ana muhalefet partisi, önümüzdeki dönemin iktidar partisi adayı vs. Orada da Deniz Baykal-Kemal Kılıçdaroğlu çizgisine göre kıyaslarsak şimdiki durum çok iyi. Özellikle CHP üst yönetiminin, Özgür Özel’in ve içeride tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bu meseledeki tutumu oldukça olumlu. Bu tutumlar ne kadar tabana yansıdı, ne kadar CHP örgütüne ve CHP’ye müzahir medyaya yansıdı, bu ayrı bir sorun. Orada manzara ne çok kötü ne çok iyi. Yani CHP üst yönetimi kararlı göründüğü için, manzara çok kötü değil. Ama üstten alta aktarılan bu tutum ne kadar benimseniyor, ne kadar sürede benimsenir, bunların cevabını açıkçası bilmiyorum.

Tüm söylediklerimi bir bütün olarak düşündüğümüzde 2013-2015’e kıyasla daha avantajlı bir yerdeyiz. Daha elverişli bir ortam var. Suriye’de Türkiye’yi ve Kürtleri karşı karşıya getiren vasat bütünüyle ortadan kalkmasa da iki tarafı bir anlaşma noktasına getirmiş gibi görünüyor. İç siyasette sürece muhalif olanlar da artık etkisiz.  Sürecin engellenmesi artık zor. Geride kalan sekiz-dokuz ay içerisinde süreci bozabilecek aktörler ülke dışı aktörlerdi. Onlar da ne kadar denediler bilmiyorum ama etkili olmuş görünmüyorlar.

2013-2015’te MHP de CHP de sürecin karşısındaydı. Şimdi MHP bu sürecin bir aktörü olarak rol alıyor, CHP ise şimdilik destek veriyor. Süreç, CHP’yi de bu gelişmelerin bir parçası olmaya itti.  CHP’nin var olması için bu süreci desteklemesi mi gerekiyor?

CHP’nin iktidar olması için Kürtlerle başka bir ton tutturması gerektiği çok açık. 2019 ve 2024 yerel seçimlerinde Kürtlerin verdiği destek olmasaydı CHP büyükşehirlerde gösterdiği seçim başarısını gösteremeyecekti. Belki daha önemli mesele, 2015-2016’dan beri PKK Türkiye’de esas olarak olmayan bir örgüt. Türkiye 10 senedir silahlı faaliyetin psikolojik ve yıkıcı sonuçlarını yaşamıyor.

Silahlı bir örgüt silah bırakıyorsa o silah bırakanların da bir şekilde topluma kazandırılması gerekiyor… Buna karşı çıkmak zaten zor. Ama diğer kısımda, yani ekimden itibaren, Kürt meselesini konuşmaya başlayacağız…  Büyük bir ihtimal bir anayasa tartışması gerektirecek. Orada siyaset yeniden başlayacak, aktörler arasından ne türden yeniden bir araya gelmeler olur, onları şu anda kestirmek zor.

Öte yandan toplum benim gördüğüm kadarıyla AK Parti ve MHP’nin satmaya çalıştığı şu fikri satın almış görünüyor: Ortadoğu’da bir büyük cisim yaklaşıyor, bu cisimden az etkilenmek için de bir iç barışa ihtiyacımız var. Hatta iç barıştan da fazla bir Türk-Kürt barışına ihtiyacımız var.

Bu temelsiz bir argüman değil. En sıradan insan bile dünyadaki gelişmelere baktığında, Türkiye’yi de kötü etkileyecek birtakım gelişmelerin yolda olduğunu görüyordur. O itibarla da Kürtlerle barışmalıyız fikrini kamuoyuna benimsetmek o kadar zor değil. Ama ne karşılığında barışmalıyız? İşte bu siyasetin meselesi olacak. Orada da bizi belirsiz bir dönem bekliyor.

‘Beka meselesi belirdiği için süreç başladı’

O zaman bir ittifak mı kuruluyor?

Bu Devlet Bahçeli tarafından defalarca telaffuz edildi. O gelişmeler olmasaydı bu sürecin de başlama ihtimali olmazdı. Devlet ‘barış’ istediği için barış olmuyor, bekasını korumak için barış siyaseti takip ediyor. Devlet Türkiye’nin olduğu gibi kalmasının yolunun, Türkiye’nin kendi Kürtleri ve bölge Kürtleriyle barışmasından geçtiğine kani olduğu için bugün bir barış süreci tecrübe ediyoruz. Yoksa Türkiye’de normatif bir pozisyon değişikliği oldu da barış süreci başlamadı. Beka meselesi belirdiği için barış süreci başladı ve normatif pozisyon değişikliği de takiben geldi.

Ekim ayında olması beklenen anayasa tartışmalarına dönmek istiyorum. Anayasa değişikliğinde -Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması için bir düzenleme geleceği aşikâr. Ama diğer yandan, Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında da yasal çerçeveler belirlenecek. Anayasa tartışmalarında muhalefet büyük ihtimal şerhini koyacak. Sürecin geleceği açısından sorun oluşacak mı?

Kürtlerin bazı temel haklara erişebilir olması, vatandaşlık tanımının değişmesi, Kürtçenin eğitimde kullanılması vs. için anayasa değişiklikleri gerekecek ve orada AK Parti, aynı zamanda cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde birtakım değişiklikler yapmak, Erdoğan’ı bir daha aday yapılabilir kılmak için de masaya birtakım maddeler koyacaktır. Bu, DEM Parti harici muhalefet için kabul edilebilir görünmeyebilir.  Burada DEM Parti ile başta CHP olmak üzere muhalefet partileri arasında bir gerilim çıkma ihtimali yüksek.

Ancak kanaatim, DEM Parti sadece Kürtlerin hakkının hukukunun tanınması karşılığında Erdoğan’ın beklentilerinin karşılamak türünden dar bir siyaset yürütmeyecektir. Büyük bir ihtimalle Kürtlerin hakkını hukukunu, Erdoğan’ın arzularını, ama aynı zamanda Türkiye demokrasisinin daha makro ihtiyaçlarını birlikte karşılayan bir çerçeve koymaya çalışacaktır. Bu açıdan bakıldığında DEM Parti bir dönem anahtar parti olduğu gibi bu dönem de bir tür tampon parti, bir tür katalizör parti rolünü oynayabilir. DEM Parti’ye büyük görev düşebilir ekimden sonra. Hem Kürt meselesinin halli hem de Türkiye demokrasisinin akıbetinin tayini için.

Önceki çözüm sürecinde HDP büyük bir yükseliş yaşamıştı. 7 Haziran 2015’te yüzde 13 oy aldı. O tarihteki demokratikleşme Kürt siyasal hareketine pozitif bir ilerleme katarken, iktidara da negatif olarak yansımıştı. Şimdiki sürecin sonundan Kürt siyasal hareketi güçlenerek çıkar mı?

Kürtleri ilgilendiren taleplerin karşılanması bir miktar Kürdü daha DEM Parti’ye yaklaştırabilir. Bir de Türkiye demokrasisinin daha makro ihtiyaçlarının karşılanması durumunda bir kısım Türk ve Kürt de DEM Parti’ye yaklaşabilir. Bu ikisinin aynı anda olması durumunda 2013 ile 2015 arası yerlere gidebilir. Ancak, önümüzdeki dönem merkezinde Öcalan ve devletin olacağı süreç az önce söylediğim iki sonucu üretir mi, ondan emin değilim. Şu anda DEM Parti yüzde 10’un altında, bir daha 13’leri 15’leri görür mü çok emin değilim.

‘Keşke sonucu görebilseydi’

Sırrı Süreyya Önder bu sürecin en önemli aktörlerinden biriydi. Bir boşluk olacak mı kaygısı mevcut ancak PKK kongresini cenazeden hemen sonra yaptı. Sırrı Süreyya’sız bu süreç nasıl ilerler?

Sırrı Süreyya Önder çok önemli bir işlev gördü sürecin geride kalan kısmında. Önümüzdeki süreçte de Sırrı Süreyya Önder profilinde bir kişiye ihtiyaç olacak anlar muhakkak olacaktır. Sırrı Süreyya’nın vefatındaki trajik olan şu ki yapabileceğinin çok önemli bir kısmını yaptı lakin yaptıklarının sonuçlarının alındığını görmeden göçtü. Bu süreçte beklenen en büyük iş PKK’nin silahsızlanmasıydı ve orada Sırrı Süreyya Önder hem Öcalan’ın hem PKK’nin hatta her ne kadar onu hapse atsa da devletin güvendiği bir karakterdi. Şu anda “PKK silahsızlandı ve oradan geri dönüş yok” diyorsak, Sırrı Süreyya bu süreçte çok önemli bir rol oynadı. Keşke hayatta olsaydı da bu sonucun alındığını görebilseydi.

2 Nisan’da Sırrı Süreyya Önder’e yönelik bir saldırı girişimi olduğu açıklandı. Heyete ve sürece yönelik bazı güçlerin çözümsüzlük meselesinde harekete geçtiği düşünebilir mi?

Harekete geçebilecek kesimler ne kadar güçlü? Türkiye içinde süreci provoke edebilecek olanlar kadar güçlü değiller. Özellikle AK Parti-devlet, devlet-MHP bütünleşmesi, bu ikisinin kontrolünün haricinde birtakım devlet unsurlarının olmasına artık imkân vermiyor. Eskiden devlet-iktidar örtüşmesinin zayıf olduğu zamanlarda bu tür unsurlar daha geniş hareket alanı buluyorlardı. O açıdan bu tür unsurları teşvik edecek bir kurumsal arkaplan bugün yok.

Diğer bir konu şu: Provokasyonlar yapılabilir ama önemli olan provoke edilebilir bir kalabalığın olup olmadığı. Bugün itibarıyla kalabalıklar provokasyonlardan kolayca etkilenebilecek gibi görünmüyor. Dolayısıyla provokasyon yapılsa bile etkili olmayabilir artık. Bir de esas provoke etmek isteyecekler muhtemelen Türkiye dışı güçler olur. Çünkü bu iş gerçekten selamete ererse, bir barış zemini oluşursa, Türkiye’nin bölgedeki etkisi artacaktır. Bu da herkesin hoşuna gitmeyecektir.

İsrail mi sizce?

İsrail halen böyle bir Türkiye’yle işbirliğinin imkanlarını yoklayabilecek bir ülke… Suriye ve genel olarak Ortadoğu’yla ilgili vizyonları örtüştükçe Türkiye ve İsrail bir diğerine bulaşmak istemeyecektir. O itibarıyla İsrail bir başına PKK’nin silahsızlanmasından rahatsız olmaz. Belki İran olabilir. Çünkü Türkiye’nin Kürtler ve dolayısıyla bölge üzerindeki nüfuzunun artmasından İran’ın rahatsız olması muhtemel. Bölgedeki dinamiklere baktığımızda bölgeye yaklaşan cisimden en fazla etkilenecek görünen ülke İran.