'Kızılcık Şerbeti'nden 'Kaos Şerbeti'ne: Adalet ve sansürün yerli melodramı
'

Zehra Çelenk
Zehra Çelenk
Yazar, senarist. 2017’den beri köşe yazıları yazıyor, TV-sinema işleri ve edebiyatla uğraşıyor. Ruhumun Aynası ve Hayatta Kalma Rehberi kitaplarının yazarı.

‘Kızılcık Şerbeti‘ dizisinin senaristlerinden Merve Göntem, 15 Eylül akşamı İstanbul’daki evinde gözaltına alındı. Bir dizisiyle ilgili dört yıl önce yapılmış bir söyleşide söyledikleri, gerekçe olarak gösteriliyor.

Merve Göntem

Malum, aile her şeyden önemli, Aile Yılındayız. Müdahalelerin çoğu da ‘aile düzeni‘ni tehdit ettiği söylenen kadınlara yapılıyor. Verdikleri konser nedeniyle bir kadın pop grubuna soruşturma açılıyor. Bir kadın senarist, yıllar önce söylediği güncel bağlamla ilgisiz sözler yüzünden evinden alınabiliyor. Çünkü bu mümkün, yapılabiliyor.

Mesele söyleşinin eleştirilebilir içeriği değil. Öyle olsa dört sene sonra tozlu raflardan çıkarılıp sosyal medyadaki bir fırsat silahına dönüştürülmezdi. Kurgusal bir karakterin motivasyonundan bahsedilen bir söyleşi işte.

Esas konu ‘Kızılcık Şerbeti‘; fanlarının sevdiği adıyla ‘Şerbo‘.

Bugünlerde sıkça tartışılan, merceğe alınan dizi anlaşılan aile yılının şanslılarından. Yeni sezonda ‘yasak aşk’ diye yaftalanan senaryolar, RTÜK’ün ‘2025 Aile Yılı’ ilanını fırsat bilip her sahneyi incelemeye alışı, fragmanların kaldırılıp sahnelerin sansürlenmesi, ‘toplum hassasiyetine saygı’ yollu kaygılı açıklamaların havada uçuşması derken dizinin senaristlerinden biri bir sebep buluşturulup gözaltına alınıverdi işte…

Gerçekten aile mi yıkılıyor?

Şarkılar ve TV dizileri suç yaratmaz. Aile düzenini sarsacak ‘büyük güçleri’ de yoktur. Başak Gürkan’ın boşanma aşamasında olduğu erkeğin babası tarafından küçük kızının gözleri önünde katledilmesinin sorumlusu bir şarkıcı, senarist, oyuncu ya da dizi değildi.

Aile dediğimiz şey, televizyondaki kurmaca aşk üçgenleriyle mi çöküyor gerçekten? ‘Doğa ile Firaz’ın mesajlaşması‘ evine ekmek sokmakta zorlanan çok çocuklu bir ailenin çöküşünde ya da mutsuzluğunda ne kadar önemli bir yer işgal edebilir? Çocuğunun önünde öldürülen annelerin failleri ceza indirimiyle kurtulurken bir dizinin aşk üçgeni hangi evin çatısını sarsabilir?

Dizilere toplumsal sorumluluk hiç düşmüyor demiyoruz. Ama mesele çarpıtılıyor, hedef saptırılıyor.

Melodram: Reytingin en ucuz baharatı

Yasak aşklar, entrikalar, intikam döngüleri yerli dizilerde yeni değil. Uzun dizi süreleri melodramı zorunlu kılıyor. Yıllar önce yazdığım yüksek lisans tezinde de anlatmıştım: Süre uzadıkça dramlar melodrama, komediler parodiye kayıyor. Türsel çeşitlilik de ortadan kalkıyor, sürdürülebilirlik sorunu ortaya çıkıyor. Ana yakıt aşk olduğu için de giderek daha daha imkânsız, arızalı aşk örgüleri üretmek gerekiyor. Bir senarist olarak ben de defalarca çok iyi başlayan dizinin bu döngüye hapsolması sürecini deneyimledim.

Dizi sürelerinin abartılı uzunluğu ve sezonların şişirilmesi elbette öykü kalitesini ciddi biçimde düşürüyor. Uzadıkça kan kaybeden diziler, yeni karakterler yaratmak yerine var olan oyuncu kadrosu arasında absürt biçimde yeni aşk döngüleri kuruyor. Bu hem daha düşük maliyetli hem de dramatik açıdan kolay, tatminkâr. 

Ayrıca ihracata uygun bu. Yerli dizilere çok ilgi gösteren ülkeler dizilerimizde melodramı, pembe dizi şablonunu destekliyor. Maalesef oya gibi işlenen ve öyle süren diziler değil, şaşaalı formüllü, satışı yüksek, yıldızlı dizilerimiz rağbet görüyor yurt dışında.

Kızılcık Şerbeti‘ de ilk sezonunda gerçekten suya sabuna dokunan toplumsal konulara değinmiş, kadınlar arası ilişkileri zaman zaman klişelerden arındırabilmiş güçlü bir diziyken uzadıkça kaostan ve aşırı melodramdan beslenmeye mahkûm oldu.

Kanal ve yapımcıların çoğunda da kazan kaynadığı sürece alternatif, daha iyi içerik üretme derdi yerine tutmuş formüllerin garantili tekrarlarına yönelme eğilimi sürüyor.

Bunlar elbette sorun ama tekrar etmeliyim: Esas mesele dizilerdeki kaos ve entrika değil; aile yapısını bozan şey de diziler değil. Ekonomiden günlük yaşama, adaletsizlikten eşitsizliğe kadar pek çok sorunla boğuşan bir toplumun tükettiği içeriklerin bu kadar kaotik olmasının sebepleri de yine buralarda aranmalı. İzleyici bu masalsı, aşkı ve gösterişi bol kaosta günlük yaşamın gerçek acılarından bir tür kaçış fantezisi buluyor. Bu döngü de böylece sürüp gidiyor işte…

Sosyal medya muhbirliği: Aşkın RTÜK’e arzı

Burada devreye önce dizi fanları giriyor. Sosyal medyada aktif izleyici grupları, tuttukları çiftin başına gelen her kırılmaya karşı aşırı duyarlı.

‘Şerbo’ özelinde de sezonlardır süren ‘Diziyi bırakıyorum‘ tehditleri, kampanyalar, etiket savaşları bunun göstergesi. RTÜK’e giden şikâyetlerin bir kısmı aslında ‘Çiftimizi niye harcadınız?‘ öfkesinden besleniyor. Tabii bu öfke, ‘Aile yapısı zarar görüyor, yerli ve milli değerlerimiz yıkılıyor’ gibi meşru kılıflara bürünüp şikâyet mekanizmasına akıyor. RTÜK de gelen sayılara bakıp ‘halkın hassasiyeti‘ diyebiliyor. 

Fan gruplarından da tehlikelisi, çok yüksek takipçili, klavye başı güç zehirlenmesi yaşayan bazı şahsi hesaplar ki onların derdi zaten tık olsun da çamurdan olsun. Dizileri hedef gösterip ortalığı kızıştırmak çok kolay. Fanı, trolü, primcisi derken devasa bir dizi aşk-nefret sektörü var yani sosyal medyada.

Aslında bu fan enerjisi dizilerin de yakıtı. Yapımcılar da biliyor ki sosyal medyada kıyamet koparan aşk-nefret döngüleri dizinin görünürlüğünü artırıyor. Her türden etkileşim hem diziyi ayakta tutuyor hem de RTÜK’ün sansür mekanizmasına farkında olmadan mühimmat sağlıyor. Bir taşla iki entrika: Ekrandaki aşk üçgenlerinin yanında izleyici-RTÜK-sistem arasında da yeni bir üçgen kurulmuş oluyor. 

Senarist de zincirde: Post-truth adalet

Bir senaristin dört yıl önce verdiği söyleşi gerekçe gösterilerek gözaltına alınması, artık kurmaca karakterlerin değil, onları yazan kalemlerin de hedef olduğunu gösteriyor.

Burada karşımıza çıkan şey, günümüz yargısının giderek artan bir alışkanlığı: Bağlamından koparılmış sözleri yıllar sonra delil diye masaya sürmek. Bu, bir tür Türkiye tipi post-truth adalet: hakikatin kendisi değil, iktidarın işine gelen yorumu, işe geldiği zaman, esas alınıyor.

Asıl entrika: Sansür

Mesele hep diziden daha büyük. Kaynayan kazanla sonunda elimizde gerçek bir entrika kalıyor: Yasak aşkın ve entrikanın değil, artan baskıların ve sansürün melodramı.

Kurmacanın entrikaları bile artık gerçeğin çok gerisinde kalıyor.

Gerçek hayatın adaletsizliği ise ekrandaki bütün yasak aşklardan çok daha yıkıcı bir melodram yazıyor.