Saygı, sevgi tamam, CB bulunduğunuz mekana geldiğinde bürokratik hiyerarşiye saygıdan ayağa da kalkılsın ama olmayan deliklere, olmayan düğmeleri geçirmeye çalışmak bence yargı bağımsızlığının dalağının yarıldığına işaret.
Demokrasimiz ve insanlığımız büyük bir buzdağına çarpıp hızla su alıyor. Kimse de “Abi gemi batıyor galiba” demiyor, her kesimden farklı sloganlar, kınamalar ve karşılıklı üretilen sınırsız nefretle düdüklü tencere içinde bir gündem…
Yine ilginçliklerle dolu bir haftayı geride bıraktık, alanları doldurduk. Birlik ve beraberlikle öfkemizi ve tepkimizi gösterdik. Yazarlar, vekiller, bakanlar hep birlikte bir bir zamanlar canciğer oldukları örgüte nefretlerini ve hakaretlerini saydırmakta birbiriyle yarıştı.
Darbeyi gördüm! Korkunç bir süreçten geçtik. Darbe ve sonrasına dair gözlemlediklerimi derledim bu hafta. Sanırım her şey Tarkan’ın Cuppa parçasını piyasaya sürmesiyle başladı… Ya da Cicişler’in hacca gitmesi mi? Hangisi tam bilemiyorum ama sonrasında olanlar oldu…
Terör, bomba, ölümler, havalimanından insanları çıkartmak için adam başı 100 dolar söğüşlemeye çalışan güzel ahlaklı taksi şoförleri, olan bitenden, haber alamadıklarınızdan iyice haber olamamanız için çıkan ani basın yasakları, internetin güzelce bir şekilde kesilmesi... Sonsuz bir sessizlik içinde boğularak ölmek gibi. Buralarda kimse bağırdığınızı duyamaz.
Radiohead dinleyicisini “Bira içmeyin yakarız buraları” diyerek hoşgörüyle protesto eden esnaflar mı dersiniz, esnafına arka çıkan perçemli belediye başkanları mı, toplumu iyice ortadan ikiye deniz gibi ayırmaya çalışan “O tarihi oraya eseri yapacağız” diyen yöneticiler mi dersiniz.
Hepsi burada, çünkü hayat her gün yeni bir zorluk seviyor. Kaderden de koşarak kaçılamıyor maalesef. O geliyor sizi buluyor.
Akıl ve mantık fiili durum karşısında askıya alındı. Olan her kötülüğün arkasında bizi çekemeyenler ve onların iplerini çeken üst akıl vardı. Akıl akıldan üstündü ama üst akıl hepsinden üstündü…