MEHVEŞ EVİN
Medya teksesliliğe zorlanır, gazeteciler işsiz kalırken kadınlar kıyımlardan fazlasıyla nasibini aldı. Çünkü ilk gözden çıkarılanlar milliyetçi-muhafazakar yeni düzene ayak uyduramayanlar. Kadınlar da listenin ilk sırasında.
8 Mart Kadınlar Günü’nü ‘errrkek’ medyanın turnusolü olarak test edelim, her şeyi ortaya serelim…
OHAL ortamında farklı şehirlerde, engellemelere rağmen kararlılıkla yapılan kadın mitingleri ve yürüyüşleri, büyük haber değeri taşıyordu. Ancak son derecede coşkulu, hatta öncekilere göre kalabalık geçen eylemleri çoğu gazete görmezden geldi.
Elbette bu tavrın bir nedeni, kadın yürüyüşlerinin aynı zamanda bu ülkedeki en kitlesel, en has muhalefet gösterisi olması ve ‘Hayır’ın özgürce haykırılabilmesiydi.
Oysa tecrübeli bir gazeteci gözü, iktidar eleştirisine hiç değinmeden de kadınların yürüyüşünü sayfalarına taşıyabilirdi. İstanbul yürüyüşü dünya basınında haber olurken ‘yerli ve milli’ gazetelerin ‘sayfayı renklendirmek’ için dahi kadın yürüyüşünü kullanmamasının tek açıklaması, medyanın iliklerine kadar işlemiş ayrımcılık.
Kendini ‘muhalif’ ve ‘modern’ addeden merkez yayınların da ‘havuz’dan hiç de farklı davranmadığının altını çizmek isterim.
Peki OHAL’deki ilk kitlesel yürüyüşün ertesinde gazetelerin 1. sayfalarında 8 Mart nasıl yer aldı?
Sağ medya: Havuza az kaldı, ha gayret
Aydınlık: Tokat’ta “Sorunları süpüren kadınlar” fotoğrafının altında “8 Mart’tan haberleri yok” başlığıyla, yanına pembe karanfil dekupesiyle yörük kadınların çilesi anlatılmış. Bir kare daha, Bursa’da jandarma köylü kadınlara karanfil dağıtırken… Emek? Eşitlik? Miting? Hak getire…
Habertürk: ‘Kadınların Yürüyüşü’ne 2.5 sütuna bir fotoğraftan ibaret. Yanında umuda, direnmeye dair değil kadın cinayeti haberi kullanılmış.
Hürriyet: Kadınlar Günü’ne dair tek haber, Bilgi Üniversitesi’ndeki kadın standına yapılan bıçaklı saldırı. Tekbir atıldığı nedense belirtilmemiş.
Posta: “Türkiye’de 8 Mart” şeklindeki alt manşetin görseli, katil kocanın okura meydan okuyan deli fişek bakışı. Yanında öldürdüğü karısı. Altında Bilgi’de saldırıya uğrayan genç kadın. Yine tekbir atıldığı yazılmamış. Yürüyüşlerden, emekçi kadınlar gününden bahis yok. Şükür, bir kadın yazar, Yazgülü Aldoğan’ın yazısı anonslanmış: “Hala erkekler avcı, kadınlar aşçı.”
Sözcü: Gazetenin tepesinde, yanında ve altında sıralanan yazarların tümü, ileri yaşlardaki erkekler. 23 Nisan misali ‘bari bir kadın yazar anonslayalım’ zahmetine bile katlanılmamış. Kadınlar Günü’ne dair tek haber, Mersin’de kürsüden itilen kadın avukat.
Sol ve muhalif medya: İyi ki varsınız
Birgün: Sürmanşette Burcu Cansu’nun yazısı “Hayır’larımızla birlikte dünyayı değiştireceğiz” anonslanmış. Tek sorun, Kadınlar Günü kutlamasının salt bir ‘Hayır’ mitingi havasında verilmesi.
Cumhuriyet: Kadınlar Günü manşet değil ancak “Alanlarda kadın sesi” büyük iki fotoğrafla verilmiş. Bilgi’deki saldırı, tekbir ‘detayı’ saklanmadan yazılmış. Cumhuriyet, bu yayın anlayışı nedeniyle de çok kıymetli.
Evrensel: “8 Mart coşkusu engellenemedi” manşetiyle feminist yürüyüş ve mitinglerin içeriğini hakkıyla yansıtan tek gazete. Gösterilerden büyük fotoğraflar kullanılmış, ‘Hayır’ çağrısı verilmiş.
Özgürlükçü Demokrasi: ‘Dünya Yerinden Oynar’ manşetiyle başta Diyarbakır, Van ve Kobane olmak üzere, Türkiye’deki farklı kadın mitinglerinden karelerle verilmiş
Yurt: “8 Mart’ın kadınları” manşette. Tarlada çalışan kadınlardan mitinge, Türkiye’den farklı kadın manzaraları.
Yeni Özgür Politika: Manşette “Hadi ordan Eril” başlığıyla Kürt kadınlarının mitinglerinden kareler, bilgiler. Ek olarak kadın-erkek eşitsizliğine dair TÜİK verileri var.
Yüzde 100 havuz: Erdoğan kadın çalışanlarını kutlarken!
Sabah: ‘Külliye’de çalışan kadınların Kadınlar Günü’nü kutlayan Tayyip Erdoğan fotoğrafı/resimaltısı haricinde 8 Mart’tan haber yok. Avrupalı Türklere “Oy verin” çağrısı haber olarak verilmiş. Kısacası 8 Mart da Erdoğan demek.
Karar: Aynısı.
Star: Aynısı.
Vatan: Aynısı.
Güneş: Aynısı.
Milliyet: Aynısı. Ek olarak Emine Erdoğan’ın fotoğrafıyla verilen ‘Kadınlarımıza güveniyorum’ sözleri.
Akşam: Çift manşetin biri ‘Hesaplaşma Günü 16 Nisan’. Erdoğan’ın Kandil, PKK, ‘FETÖ’cülerin hayır dediği sözlerinin ‘görseli’ yine kadın çalışanlarını kutlayan cumhurbaşkanı. Resimaltı gözyaşartıcı: “Külliye’de 8 Mart jesti”.
Takvim: O fotoğraf bile yok. Erdoğan’ın gülümseyen suretiyle ‘Neden Evet’ manşeti.
Ve aşırı sağ: Kadın zaten yok
Milli Gazete: Milliyetçi mukaddesatçı gazete işi bir adım ileri götürmüş: 1. Sayfanın altında “Filistin’de Kadınlar Günü diye bir şey yok!” Alt mesaj: Kadınlar Günü’nü kutlamak size haram!
Türkiye: Tepede bir kadın sureti, ismi yok. Yazar mı acaba? Şöyle buyurmuş: “Kadın haklarının fazlası kadına zarar verir!” Bakın bu da bir yaratıcılık: Bir havayolu şirketinin İstanbul-İzmir seferinde tamamen kadınlardan oluşması, “Bütün kızlar toplandık” başlığıyla verilmiş.
Feminist yürüyüş: Bu kadar mutlu insanı bir arada görmeyeli ne çok olmuş!
İstanbul-Beyoğlu’nda feministlerin çağrısıyla yapılan gece yürüyüşünden izlenimlere gelince…
Saat 19’da buluşma noktasına geldiğimde bir grup kadın slogan atmaya, el çırpmaya, dans etmeye başlamıştı bile. Kiminin başı örtülüydü, kimi cadı şapkası giymiş, kol kola girip ‘Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa’yı söylüyorlardı.
İstiklal’in alt kısmından dalga dalga gelen mor bayraklarla buluştuk. 15 dakika içinde öyle bir kalabalığın içinde kaldım ki caddenin ucu bucağını göremez oldum.
Tepeden yapılan çekimler, İstiklal’in en başından Galatasaray’a kadar, hatta belki daha da aşağıya kadar uzandığını gösterdi. Kalabalığın önceki yıllara göre daha fazla olduğunu farklı kişilerden teyit ettim. Onbinlerce kadın bu kadar gergin bir ortamda sokağa çıktı, daha ne olsun?
Feministlere LGBTi gruplar ve Barış Anneleri de katıldı. İlk defa bu kadar çok başörtülü arkadaşın katılımını görmek umut verdi, güç verdi. El eleydik, ayaklara basınca özürler dileyip birbirimizi kucakladık, hem selfie, hem zılgıt çekildi. Halaylar, sloganlar, çığlıklar birbirine karıştı. Kızkardeşlik buydu, burada beraber olmaktı, ve bu ülkenin tek umudu kadınlardı…
Uzun zamandır bu kadar çok gülen yüzü birarada görmemiştim: Neşemiz bulaşıcıydı. Caddenin iki yanına dizilip bu mahşeri dişi kalabalığı seyreden tek tük erkeklerin ifadesinde nefret, kınama ya da cinsellik yoktu. Onlar da gülümsüyordu.
Farklı dillerde ve renklerde pankart açanlar, ‘HAYIR’ harflerini taşıyanlar, kadın cinayetlerini ve erkek şiddetini kınayan, kadın kurbanları tek tek ananlar…
Renkli peruk ve şapkalar takanlar, mor ışıklı taçlarla zıplayanlar…
Yaratıcı, komik, düşündürücü, rengarenk sloganlarla doldu taştı İstiklal.