Günlerden bir gün:
21 ekim 1982 perşembe, öğleden sonra
gazetedeki odamda çalışıyorum, telefon:
“Hasan bey, Sıkıyönetim’den arıyorlar.”
Saat beş buçuk.
Hadi bakalım gene ne istiyorlar?
Selimiye santralındaki astsubay
her zamanki gibi adımı sorduktan sonra,
“Komutanımı irtibatlıyorum” dedi.
Karşımda Birinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Ekrem Dinç.
Artık bellediğim boğuk ses tonu ve benden de yavaş konuşmasıyla,
“Cemal Bey” diye başladı,
“70 ve 71 numaralı bildiriler yarından itibaren artık tam uygulanacak.
Özellikle sizi uzun zamandır izliyoruz.
Anayasa konusunda en küçük bir ima, telkin, telmih yoluyla dahi olsa
en ufak bir şey istemiyoruz. Her gazeteye de bunu söylüyoruz.”
Ve noktayı koydu:
“Yoksa derhal kapatacağız.”
Bir an durdu.
Sesi bu defa olağanın dışında sertti Ekrem Paşa’nın.
Bir ara karşısında sanki bir suflör varmış gibi duraksayıp dinledi.
Acaba yanında Saltık Paşa mı var diye düşündüm…
Sonra bir tiyo almış gibi devam etti:
“Bir de mavi konusu var.
Sizde kimdi o, Gülgeç mi ne biri var,
hep mavi mavi diye çiziyor.
Bundan sonra mavi de olmayacak, anlaşıldı mı?”
Ve böylece, 21 Ekim 1982 perşembe günü saat tam beş buçukta,
Anayasa ‘referandumu’ndan 16 gün önce, ‘mavi’ renk de
askerî yönetimin basına dönük yasakları arasına girmiş oluyordu.
“Emredersiniz paşam” demekten başka ne yapabilirdim ki…