Özellikle “Dört Büyükler”, transfer yarışını bir rekabetten çok gösteriş alanına çevirmiş durumda.
“Sen aldın, ben daha iyisini alacağım. Almazsam taraftar küser.”
Ortada, mutluluk tanımı belirsiz bir kalabalığı memnun etme çabası var.
Ne alınan sonuçlar yeterli oluyor ne de Avrupa’da kalınan son 24 takım arasındaki yer tatmin ediyor. Kupa sevinci bile artık günlük mutluluk hâline gelmiş durumda.
“Sané’den daha iyisini bul, En-Nesyri’yi gönder” söylemleri tribünlerde yankılanırken; vazgeçilmez denilen Fred, dakikalar içinde protesto edilebiliyor.
Taraftar, farkında olmadan kendi kulübüne tuzak kuruyor.
Avrupa’da kış transfer döneminde en çok harcama yapan ilk on takım arasında iki Türk takımının yer alması düşündürücü.(Fenerbahçe, Beşiktaş)
Üstelik bu sıralamada, Fenerbahçe’nin Kanté için ödediği imza parası bile hesaba katılmamış iken…
Gerçekten transfer mi kazandırıyor, yoksa yalnızca oluşan gürültü mü büyüyor?