Milliyetçilik bir ‘iradi cehalet’ ideolojisi olması nedeniyle, toplumların kendi yanlışları ile yüzleşmesini engeller. Yanlışlar olabildiğince görülmez, ortaya çıktıklarında ise sorumluluk başkalarına atılır. Zaten öylesine şanlı bir tarihten gelmekte olan bir milletin yanlış yapabilmesini havsalamız alsa, bünyemiz rahatsız olur. Geçmişte nasıl yanlış ‘yaptırılmış’ isek pek pek şimdi de yanlış yaptırılmış olabiliriz ama yanlış bize ait denemez… Hatta her yaptığımız yanlış hak ettiğimiz bazı şeylerin başkaları tarafından engellenmesini ifade ettiği ölçüde bizi daha da mağdur ve haklı kılabilir…
Otoriter zihniyetten beslenen bir ideoloji olmakla birlikte milliyetçilik, sıradanlığı hazmedemeyen, ille de biricik olmayı tahayyül eden ataerkil toplumlarda da çok yaygın. Bunun altında yatan özgüven eksikliği de kendisini şişirilmiş ego ve hamasetle ortaya koyuyor. Bazen tarihe ve coğrafyaya ‘damga vurma’ öylesine psikolojik bir ihtiyaca dönüşebiliyor ki, sonuçta tarihe olumlu bir örnek olarak geçme ihtimali kalmıyor…
Milliyetçilik dünyanın her yanında, her toplumu şanlı hayallere davet ederken, onu sığ zihinlere teslim etti. Bazıları bundan dersini aldı, bazıları ise almadı ve belki de hiç alamayacak.