Yaşlılık depresyonu sık atlanıyor: Belirtiler doğal sonuç sanılıyor

Yaşlılık depresyonu hem kişiler, hem yakınları hem de sağlık çalışanları tarafından sıklıkla gözden kaçırılıyor. İlk kez 60-65 yaşından sonra başlayan bu ‘geç başlangıçlı depresyon’, yaklaşık yüzde 18 sıklıkta görülüyor.

Fotoğraf: AA

Dünyada ve Türkiye’de nüfus hızla yaşlanıyor. 2030’a gelindiğinde dünyadaki her altı kişiden biri 60 yaş ve üzerinde olacak. Ülkede yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranıysa yüzde 11,1.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 70 yaş ve üzerindekilerin tahmini yüzde 14,75’i zihinsel bir bozuklukla hayatına devam ediyor. En yaygın olanlarıysa anksiyete veya depresyon. Zihinsel bozukluklar, 70 yaş ve üzeri yaşlı yetişkinler arasında engellilikle geçirilen toplam yılların yüzde 6,8’ini oluşturuyor.

Küreselde intiharla ölümlerin yaklaşık altıda biri (yüzde 16,6) 70 yaş ve üzeri kişiler arasında görülüyor. Yalnızlık ve sosyal izolasyon, ileri yaşlarda ruh sağlığı sorunları için başlıca risk faktörleri. Yaşlı yetişkinlerin altıda biriyse, çoğunlukla kendi bakıcıları tarafından olmak üzere, istismara maruz kalıyor.

Yaşlılarda görülen ruh sağlığı sorunları genellikle yeterince fark edilmiyor ve tedavi edilmiyor. Bu sorunlarla ilgili damgalanmaysa insanların yardım aramaktan çekinmesine neden olabiliyor.

Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Sibel Çakır’la yaşlılık depresyonunu konuştuk.

Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Sibel Çakır.

Depresyon çoğu kere yaşlılara kondurulmuyor. Uyku bozukluğu, ağrılar, halsizlik ve yorgunluk gibi belirtiler yaşlılıkta başka fiziksel hastalıklara veya yaşlanmanın doğal sürecine bağlanabiliyor.

Çakır yaşlılık depresyonunda iştahsızlık, ağrılar, duygusal değişiklikler, sosyal hayattan çekilme, fiziksel hâlsizlik ve yorgunluk, hareket azlığı, sosyal izolasyon, yalnızlık ve günlük işlevlerin yerine getirilememesi, belirtilerin ortaya çıkabildiğini söyledi. Bunların yaşlının yaşam kalitesi ve genel sağlığını da bozuyor. Yaşlıların ilaçlarını ve tedavilerini yeterince sürdürememesi de depresyonla ilişkili olabiliyor.

Yaşlılıkta depresyon ‘normal’ değil

Yaşlılık depresyonlarının ‘üzüntünün ön planda olmadığı depresyonlar’ diye adlandırıldığını belirten Çakır şöyle devam etti:

“Depresyon yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmemeli. Yaşlılar depresyonlarını maskeleyebiliyorlar ya da kendi duygularını ifade etmekten çekiniyor ve bunu normalleştiriyorlar. Bu sebeplerle genellikle yaşlılık depresyonları sık atlanır.

Çünkü yaşlının uyku bozukluğu, fiziksel hastalıklar, ağrılar, halsizlik, yorgunluk gibi yakınmaları, yaşlılığın normal belirtisi ya da başka fiziksel hastalıklara bağlı gibi algılanıyor.

Duygularının farkında olmamaları veya bunları dile getirmemeleri, hissettiklerini utanç, zayıflık ya da güçsüzlük olarak görmeleri, ağlamaklı olmayı ve kendini kötü hissetmeyi ayıp saymaları gibi kültürel etkiler de var.”

Depresyon kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Çakır, yaşlılıkta da depresyonun kadınlarda daha sık görülmesine karşın; farkın genç yaşlara göre daraldığı söyledi.

Damarsal sorunlar belirtileri farklılaştırabiliyor

Yaşlılık depresyonunun tek bir nedenle açıklanamayacağını vurgulayan Çakır, eş kaybı, sosyal ve sosyoekonomik koşullarla yaşam biçimindeki değişikliklerin ruh sağlığını etkilediğini söyledi. Yaş ilerledikçe diyabet, hipertansiyon, damarsal sorunlar, ateroskleroz, koroner arter hastalığı, inme, hareket kısıtlılığı, uyku ve beslenme sorunları gibi fiziksel sorunların da arttığını belirten Çakır, bu etkenlerin depresyon riskini yükseltebildiğini anlattı.

Çakır damarsal sorunların yaşlılık depresyonunu gençlerdeki depresyondan farklılaştırabildiğini söyledi: “Yürütücü işlevler, planlama, dikkat, konsantrasyon ve bellekle ilgili sorunları daha belirgin olabiliyor. Bu belirtiler zaman zaman demansı taklit edebiliyor. Eş kaybı, çocukların evden ayrılması, yalnızlık ve sosyal izolasyon da önemli stres faktörleri arasında yer alıyor.”

Demansı taklit edebilir

Unutkanlık yaşlılık depresyonunda önemli bir belirti. Depresyon ile demans arasında yakın ilişki bulunduğunu belirten Çakır, “Tedavi edilmemiş depresyonda demans oranları artıyor. Depresyon, demans ile bilişsel bozulma arasında bir köprü oluşturabiliyor” dedi.

Depresyonun bilişsel belirtileri demansı taklit edebiliyor. Ancak depresyon tedavi edildiğinde unutkanlık ve bilişsel bozulmayla ilgili belirtiler düzelebiliyor. Bu nedenle depresyon ile demans arasındaki ayırıcı tanının yapılması önemli.

Depresyon ve demans bir arada da görülebiliyor. Demansa eşlik eden depresyon demansın seyrini kötüleştirebiliyor. Çakır, bu durumda depresyonun da tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

Yaşlılık yoksunluğu giderek büyüyen sorun

Yalnızlık ve izolasyon depresyon tablonunun faktörleri arasına yer alıyor. Yaşlıların yaklaşık yüzde 25’inin yalnızlık ve izolasyondan muzdarip olduğunu belirten Çakır, bunun depresyonu artıran önemli bir etken olduğunu söyledi.

İş kaybı ve ekonomik sorunların yanı sıra yaşlılık yoksunluğunun da kişilerin sosyal hayatını doğrudan etkilediğini vurgulayan Çakır, şöyle devam etti:

“İş kaybı, ekonomik sorunları son yıllarda bariz hissediyoruz. İstatistik verileri de yaşlılık yoksulluğunun, yoksunluğun giderek arttığını gösteriyor. Bu yaşlının hayatının farklı katmanlarını etkiliyor. Arkadaşlarla görüşme, sosyal etkinliklere katılma, sinema ve tiyatroya gitme ya da seyahat etme, memleketine gitme gibi faaliyetler gelir düzeyiyle bağlantılı.”

Fotoğraf: Arşiv

Yalnızlık ve izolasyon günde 15 sigara içmeye eşdeğer

Büyükşehirlerde haftalarca kimseyi görmeden yaşayan yaşlılar bulunuyor. Yalnızlığın giderek daha ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirten Çakır, “2023’te ABD yalnızlığı bir halk sağlığı krizi olarak tanımladı ve bu konuda devlet politikaları geliştirilmesi gerektiği ifade edildi” dedi.

Şehirlerin ‘yaşlı dostu’ olmamasının da sosyal izolasyonu artırdığını belirten Çakır, yaşlıların yürüyebileceği, parkta sosyalleşebileceği ve ekonomik olarak erişebileceği alanların sınırlı olduğunu söyledi. Asansörü olmayan binalarda yaşayan yaşlıların dışarı çıkmakta zorlanması da izolasyonu artıran etkenlerden.

Çakır, yaşlıların sosyal izolasyonunu azaltmak için sosyal kulüpler, gönüllü faaliyetler, grup aktiviteleri ve sosyalleşme programlarının artırılması gerektiği anlattı. Çakır belediyeler, üniversiteler, sosyal kurumlar, muhtarlıklar ve aile sağlığı merkezleri yaşlı sağlığı alanında birlikte çalışabileceğini, haftanın belirli günlerinde yaşlıların bir araya gelebileceği alanların oluşturulması gerektiğini söyledi.

Dijital okuryazarlığın artırılmasının da yaşlıların yaşam kalitesini yükseltebileceği anlatan Çakır şöyle diyor: “Yalnızlık ve sosyal izolasyonun sağlık üzerindeki olumsuz etkisi günde 15 sigara içmeye eşdeğer. Teknik bilgi eksikliği ve dolandırılma korkusu nedeniyle telefonlarını açmayan yaşlılar var.”

‘Temel ihtiyaçlar karşılanmadan depresyon tedavisi yeterli olmaz’

Yaşlılık depresyonuyla mücadelede sosyal politikaların önemine dikkat çeken Çakır, aile sağlığı merkezlerinde, okullarda, belediyelerde ve sosyal hizmetlerde yaşlılara yönelik etkinliklerin artırılabileceğini söyledi. Yine sosyal hizmetler, belediyeler ve üniversitelerin birlikte disiplinlerarası projeler geliştirebilir.

Ancak ekonomik yoksulluğun göz ardı edilerek bu politikaların tartışılamayacağını belirten uzman şöyle devam etti: “İnsanın temel ihtiyacı barınma, beslenme ve kendini güvende hissetme. Yaşlı sağlığı ve ruh sağlığı hizmetleri açısından öncelikle temel ihtiyaçların karşılanması gerekiyor.

Ağır yoksulluk ve yoksunluk yaşayan bir kişinin yalnızca antidepresanla tedavi edilmesi yeterli değil. Önce güvenlik, barınma ve beslenme sorunlarının giderilmesi gerekiyor. Ardından sosyal ve fiziksel ihtiyaçların ele alınması.

Yaşlılardaki yoksullaşma oranı, yıllar içinde toplumun diğer yaş gruplarına göre daha belirgin arttı. Gelir yetersizliğinin yalnızca beslenmeyi değil, sağlık hizmetlerinden yararlanmayı, sosyalleşmeyi ve kişinin diğer tıbbi sorunlarıyla ilgilenmesini de etkiliyor.”

Geçinemediği için çalışmak zorunda kalan yaşlılar

Geçinemediği için çalışmak zorunda kalan yaşlıların oranının giderek arttığına dikkat çeken Çakır, emekliliğin dinlenme ve hobilerle geçirilen bir dönem olmaktan çıktığını söyledi. Emeklilik giderek geçim kaygısının öne çıktığı bir yaşam dönemine dönüştü.

Ekonomik zorluklar, bakıma muhtaç kalma korkusu ve derin ümitsizliğin yaşlıların ruh sağlığını etkileyebildiğini belirten Çakır, “Tamamlanmış intiharların yüzde 16-17’si 70 yaşından büyük kişiler tarafından gerçekleştiriliyor” dedi.

Yaş ayrımcılığı depresyonu besliyor

Yaşlıların toplumdan geri çekilmesiyle birlikte üretimden ve toplumsal hayattan uzaklaşmasının kendilerini daha zayıf ve işe yaramaz hissetmelerine yol açabiliyor. Çakır ‘yaş ayrımcılığı’nın da bu tabloyu ağırlaştırdığı söyledi.

Uzman, yaş ayrımcılığının yalnızca yaşlılara toplu taşımada yer verme gibi bireysel davranışlarla sınırlı olmadığını; toplumsal hayata katılım, temsil ve aidiyet açısından daha geniş bir sorun olduğunu söyledi. İzolasyonun yaşlıların ayrımcılığa uğramasına yol açabildiğini, kişinin kendisini de damgalayabildiğini belirtti.

Çakır yaşlılarla gençlerin bir araya gelmesini sağlayacak ‘tersine mentorluk’ gibi uygulamaların da hayata geçirilebileceğini hatırlattı.

Yaşlılık yükselirken doğurganlık düşüşte: ‘İki zıt sosyal güç çatışabilir’