Epstein davası bütün küresel toplumun güven duygusunu, moralini ve ruh sağlığını bozacak ölçüde yaygın bir enformasyon bombardımanına konu olarak genişliyor. Dava artık hepimizin davası; çünkü dünya coğrafyası üzerinde dokunmadık yer bırakmayan sapkın bir elitler grubunun politik koruma altında bebeklere, çocuklara nasıl musallat olduğunu, taciz ve işkencelerini, katliamlarını dosyalar açıldıkça daha da derinleşen bir mide bulantısı ve öfkeyle izliyoruz.
Öncelikle dosyadaki belgeler eksik ve aradan seçilerek yayınlandığı için manipülatif olabilir. Yani olayı bağlamından kopartarak kimileri için suçlayıcı, kimileri içinse suçlarını örtücü bir görünüm çiziyor olabilirler. İkincisi Epstein olayı sadece insani zaaflar üzerinden gelişen bir sapıklık ve sapkınlık meselesi değil. Aksine dünya sathında siyasi otoriteleri şantaj ve tehdit ile baskı altına almak için kurgulanmış bir ‘bal tuzağı’ ortamı. Yani zaafın korkunçluğunun gözlerimizi kör eden görüntüsü yerine, zaaflar üzerinden yaratılan egemenlik mimarisine odaklanmalıyız.
Üçüncüsü bizler açısından konu korunmasız çocuklara yönelik korkunç bir suç ortamının varlığı olsa da olayların akış mecrası politik bir tasfiye sürecine işaret ediyor. Üstelik bu politik tasfiyenin çerçevesi sadece siyasi kimlikleri değil, içinde iş adamlarının, sektörlerin, sanatçıların da bulunduğu dev bir yapının, yani bir egemenlik düzeninin tasfiyesini kapsıyor.