Bedeli herkes öder!
B

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

Film müthiş bir cümleyle açılıyor: “Başladıkları yerde değil, uzakta ve beklenmedik bir yerde yaşamak…’

Mahdi Fleifel’ın ‘To a Land Unknown’ filminden bahsediyorum. Türkçe ismini ‘Yabancı Topraklarda’ diye tanımlamışlar fakat orijinal isminin çağrışımlarından çok uzak.

Bir göçmen hikayesi anlatılan.

Bilinmeyen bir kadere doğru atılan adımların kimliksiz geleceği…

Film evrensel bir konuyu, küçük insanların bireysel öyküleri üzerinden anlatmış.

Yalnızca göç hikayesinin trajedisine sığınan bir film değildi izlediğimiz…

Umutları kırılmış ve toplumların tükürdüğü insanların, dünyanın neresinde olursa olsun, küçük hayatlarının nasıl suç alanlarına dönüştüğünü gösteren acıklı bir destandı…

Film dünya prömiyerini 2024’te Cannes Directors Fortnight bölümünde yapmıştı.

Tabii ki yaygın bir gösterim şansı elde edemedi. Neyse ki MUBİ var da ana akımın dışına düşen bu değerli yapıtları izleyebiliyoruz.

Oysa arkasında 10 yılı bulan uzun bir emek hikayesi var. Finansmanını bulmak ve yapım süreciyle ilgili engelleri aşmak için geçirilen bu zamanlardan sonra film, bütçeyi aşmamak adına 29 günlük bir set zamanı içinde çekilmiş.

Yönetmenin belgeselcilikten gelen görsel dili ve disiplini, sınırlı kaynakları üretim pratiğine dönüştürürken net ve hızlı bir çalışma olanağı sağlamış.

Neyse ki hala iyi bir hikâyeyi fonlamak için yapımcı işbirlikleri ve festival destekleri var.

Bunlar filmlerin tematik özgünlüğünü koruduğu gibi daha geniş bir alana erişebilmelerini de sağlıyor.

Gelelim filmin öyküsüne…

İki Filistinli kuzen Chatila ve Reda, Atina’da toplumun yasal sınırlarının dışında, arada kalmış bir yaşam sürmektedir. Ne tam yerleşebilmişlerdir Atina’ya ne de geri dönebilecekleri bir toprakları kalmıştır.

Bütün hayalleri Berlin’de açacakları bir kafedir. Bunun için sahte pasaporta ihtiyaçları vardır. Bu yasadışı ihtiyacı gidermek için küçük suçlar işleyerek para biriktirmeye çalışmaktadırlar. Ancak bir suç diğerini doğururken Reda’nın uyuşturucu bağımlılığının getirdiği felaketler dizisi, iki kuzenin hayatını iyice dönüştürecektir.

‘Yabancı Topraklarda’ bu haliyle çeperde çözüm bekleyen insanların trajedisini sınır, liman ve boş sokaklar fonunda, karakterleri kahramanlaştırmadan insan yönleri üzerinden, derin bir acı ve naif bir umut eşliğinde anlatıyor.

Thodoris Mihopoulos’un kamerası, Atina sokaklarının en karanlık çıkmazlarında, şiirsel bir estetikle geziyor.

Kimi zaman sokaklar geniş, mekanlar dar ve boğucu kadrajlanıyor.

Bu ikilemin dengesi, yönetmenin göçmenin dramı ve ruh halini anlatmasını kolaylaştırıyor.

Böylelikle yönetmen belgesel dilini, kurmacaya taşıyarak izleyiciye daha değişik bir sinema tadı sunuyor.

Kamera çoğunlukla karakterlerin yanında, onlarla birlikte soluk alarak tanıklık ediyor adeta yaşananlara…

Mahmood Bakri (Chatila) ile Aram Sabbagh (Reda) arasındaki kimya filmin omurgasını oluşturuyor. Bakri’nin soğukkanlı, hesapçı ama kırılgan Chatila karakteriye Sabbagh’ın savrulan, yara almış Reda’sı seyircide empati yaratırken aynı zamanda uzak ve tedirgin edici bir fotoğrafı da barındırıyor.

Oyuncu performansları doğal ve abartısız, Fleifel oyuncularıyla gözlemci-yönetmen ilişkisi içinde, belli ki en doğal olanı, kendiliğinden ortaya çıkan oyunu yakalamaya özen göstermiş.

Bazı izleyiciler için filmin umutsuzluğu ve karakterlerin eylemlerinin ahlaki bulanıklığı zorlayıcı olabilir; tempo zaman zaman dramaturjik ritmi gererken, açık uçlu son bazı seyircilerde tatminsizlik yaratabilir. Anca ‘Patron mutlu son istiyor’ olsa da hayat kendi yolunda akıyor.

To a Land Unknown’ evden dışarı çıktığınızda, sizi bir sokak lambası gibi titrek ve soğuk izleyip insanlığın ışığını yakacak bir film.

Filmin, sınır tanımayan bir sinema dersi olduğunu da söylemek mümkün, hele bizim kısır senaryo yazarlarımıza… Kimlikleri, umutları ve küçük hayatları arabeske dönüştürmeden bize ‘Burada ne oluyor?’ diye sorduruyor.

İzleyin, hüzünlenin, düşünün, sonra başkalarına anlatın. Sinema bazen sadece hoşça zaman geçirmek için bir kaçış değil, hesaplaşmadır. Ve bu film hesaplaşmayı seçiyor.

Fleifel, sinemanın dilini yaşayan, nefes alan bir tanıklık alanına dönüştürmüş.

Bu film, sınırlar çizildiğinde bile, insanın bakış açısının hâlâ özgür kalabileceğini hatırlatıyor. Eğer özgür değilse bakışınız, bedelini yalnız göçmenler değil, herkes ödüyor…