Murat Sevinç

Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

Laiklik tarhana değil ki evde yapılsın…

Filozof, ‘aynı nehirde iki kez yıkanılmaz’ demiş zamanında. Bu muhteremler küçük ve bulanık bir gölet bulmuş, çimiyor da çimiyor…

Cemaat 'evleri' üç harflilerle ilgilenirken, diğer tarikatlar diyalektik mi tartışıyordu?

Pek çok şeyden yoksun ve din dışında sığınağı olmayan yurttaşa, ‘cennet’ ile ‘uygun araziyi’ birlikte vaat ederseniz, şeyhinin kullandığı peçeteyi de yer, komşusunu katlederek cennette rütbe alacağını da düşünür.

Tiyatro, Genco Erkal ve diğerleri…

Pamuklara sarılıp sarmalanması gereken insanlardan söz ediyoruz. Oysa isimleri yasaklarla, işten çıkarmalarla, sansürle, ihbarla gündeme geliyor. Bu nedenledir ki, işte böyle bir memlekette yaşıyoruz…

Neden Nicole Kidman'a değil de, komşu çocuğuna âşık oluruz? (4)

Sorunların ne olduğunu ve nasıl teşhis edilmesi gerektiğini, dünyada olup biteni anlayan var, anlamayan var. Anlasalar da anlamasalar da hayat akıyor ve küflenmiş yöntemler hiç kimseyi mutlu etmiyor, edemez. Bu kadar açık.

AKP'liler 'Gezici mi' oldu? (3)

Meydanları doldurmak, çoğulculuk açısından bulunmaz bir nimet. Şöyle soralım: Muhafazakar kesim nasıl sosyalleşecek? Meydanlarda hak talep etmeyi, hangi yolla öğrenecek? "Efendim iyi hoş da bakınız tekbir getirenler..." Eh adamın bildiği o, başka ne getirsin?

10 Ekim, Cenazesine Sövülenler Garı…

İnsan gibi yaşayacağımız bir gelecek inşa edilecekse, herhalde bunun yolu ne solcu ya da Kürt cenazesine sövmek ne de zorbaların tankı tüfeği karşısında can veren insanları, diğerlerinden ayırmak. Köprü meydan isimlerini değiştirdiğinizde, aslında bir şey değiştirmiyorsunuz. Başta bıktırıcı ve ürkütücü kibriniz olmak üzere, başka bir şeylerin değişmesi gerekiyor…

Beyler susun, bir 'erkek' olarak susun, ne olursunuz…

Ben ya da bizler, hiç kimseye ‘kal’ ya da ‘git’ diyecek çok bilmişlik makamında değiliz. İkisi de saygın tercihler. Ama değişir bu işler. Bakın sonunda muhafazakâr kesim de meydanlara çıkmaya başladı.

OHAL kararnameleri ya da kararnameyle yönetilmek…

Türkiye, nicedir akıl dışı anayasa ve hukuk ihlallerinden mustarip. Umulur ki halk düşmanı zorbaların geçen haftaki başarısız girişimi, memleketi yeniden doğru raya oturtur. Umulur ki bu kez ‘doğru'yu söyleyenlere hain main gibi zırva laflar edilmez. Umulur ki bir belayı savuşturuyoruz diye, yeni belalara muhatap olmaz Türkiye. Umut fakirin ekmeği! Hep ‘Şahtık Şahbaz olduk’ diyorduk; Şahbaz’ı da arar hale gelmeyelim…

Darbeye karşı çıkmak görevdir ve o çocukları linç eden sürü, demokrat değildir

Darbe, bir memleketin başına gelecek en kötü işlerden. Tarih bilen ve aklını fikrini üç kuruşa feda etmemiş olan aklı başında insanlar, yıllardır ‘bu gidiş iyi değil’ diye çığlık atıyor. İç savaş olasılığına vurgu yapıyor. Türkiye’de işler, üç gün önce de kötü gidiyordu, yine kötü.

Gezi, 'gelecekten' haber verdi… (2)

Gezi, ‘başlamadı’ ve dolayısıyla ‘bitmedi.’ Bir sürecin, yalnızca bir, ancak gösterişli bir aşamasıydı.

'Gezi' her birimize dedi ki: Alıştığınız ne varsa, sonuna geldiniz… (I)

Ne bitmesi, ‘Gezi’ bir aşama. Büyük ve ciddi bir aşama. Son üç yılda yaşadığımız hemen her şey o aşamanın izdüşümleri. Ezcümle, ne başlayan ne de biten bir olgu…

Yerli ve milli güçler ayrılığı ilkesi: Yaşatma, yürüt, yargıla…

Sık aralarla katliamların yaşandığı ve artık ‘şahbaz’ olmuş Türkiye’de, 2016 yılında yurttaşın öncelikli hedefi hayatta kalabilmek. Evet, hayatta kalabilmek. Kalabilenlerinki ise cezaevine girmemek ve işinden atılmamak.