

BEHZAT ŞAHİN
@behzatsahin7
Ben yıllardır neler kaçırmışım…
Baştan ilan ediyorum, arkadaşlarım arasında bu muhteşem keyfi bilip de bugüne kadar beni dürtmeyen varsa ilişkimizi gözden geçireceğim. Düşünsenize, rakı masasındasınız ve muhteşem yaratıklar bir bir önünüzden geçiyor. O endam, o vücutlar, o bacaklar, o saçlar, o kuyruklar… 60 yıllık ömrümde ilk kez canlı tanık oldum ve hayran kaldım.

At yarışı meselesine ne kadar uzak olduğumu, bu köşeyi düzenli okuyanlar iyi biliyor. Öte yandan gittiğim her meyhanede maruz kaldığım da yine herkesin malûmu.
Geçenlerde Bilal (Dai) aradı, “Gazi Koşusu’na yer ayırtacağım, geliyor musunuz?”
“Ne zaman?”
“30 Ağustos’ta.”
Daha iki aydan fazla zaman var. Uzun vadeli plan yapmayı sevmem ama heyecanlandım. İşin zirvesine tanık olacağım. Aylar öncesinden yer ayırtmak gerekiyorsa sandığımdan önemli demek ki.
“Olur. Bizi de yaz” dedim ve Haznedar’a gittim. Bugün için yazmayı planladığım meyhaneye oturdum. Ekranda elbette at yarışları var. Yarış aralarında ısrarla “30 Haziran’da yapılacak Gazi Koşusu…” diye anonslar yapılıyor. Arkadaşıma hiç toz kondurmadım, herhalde hatalarını birazdan düzeltirler. Üstelik 30 Ağustos, bu isimle yapılan bir koşu için anlamlı da. I-ıh. Israr ediyorlar. Hem de burası bu işin uzmanı TJK TV. İşte o zaman Bilal’den şüphelendim. Aradım:
“30 Ağustos’tan emin misin? TJK TV 30 Haziran diyor.”
“Evet abi, 30 Ağustos. Dur ben yine de kontrol edeyim.”
Bazen arkadaşlarım da yanılır. 30 Haziran imiş. Saat 13:00 civarı Veliefendi Hipodromu’nda, rezervasyon yaptırdığımız Tay Restaurant’da buluşacağız. Gazi Koşusu 17:20’de…

Büyük gün geldi. Veliefendi çevresindeki tüm otoparklar dolu. İnsanlar akın akın hipodroma gidiyor. Arabadan kurtulmak için birkaç tur attık, en sonunda 10 dakika yürüme mesafesinde bir yere bıraktık. Bu arada bilgi vereyim, itleri hipodroma almıyorlar. Gelmeden önce öğrendik, it oğlumuz Pan’ı bir arkadaşımıza bıraktık.

Hipodrom muhteşem. Çevresine dikilen çok katlı çirkinlikler arasında mevziini koruyan devasa bir alan. Nasıl hâlâ direnebilmiş ‘İnşaat ya resulullah’ anlayışına?

Reha (Özkanoğlu), az önce masaya oturmuş, Cansu ve Bilal ile giriş kapısında buluştuk. Kızlar ikinci kattaki meyhaneye çıkarken biz gişelere yöneldik. E yani, bir altılı oynamayalım mı? Oynayalım da, hiç anlamıyoruz ki. Neyse ki ‘makineye oynatmak’ diye bir şey var. Aldım kuponumu, Tay’a çıktım.

Gazi Koşusu’na özel fiks menü, kişi başı 3 bin lira. Normal yarış günleri alakart da tercih edilebiliyor. 100’lük rakı, barbunya pilaki, enginar, kadınbudu, biber dolma, beyaz peynir, kiraz ile başladık. Mezeler de peynir de vasat değil.

Bütün bu kalabalığa, hengâmeye rağmen servis iyi. Bizim masamıza Tolga Öğüşlü (22) baktı. Üniversite öğrencisi, yarış günleri çalışıyor. Nazik ve kibar, işini de iyi yapıyor.

Biz ilk kadehleri tokuştururken ortalık birden ayağa kalktı. “Yürü be”, “Haydi Yıldız, kop gel dışarıdan”, “Haydi 5 numara, haydi yavrum”… Biz daha ne olduğunu anlamadan günün birinci yarışı başlamış bile. Herkes başka bir atın adını haykırıyor. Finişte gördük atları. 10 atın katıldığı, çimde 1200 metre koşulan yarışı, 2 numaralı Serokcan kazandı.

Geç de olsa ortama adapte olduk. Diğer yarışları kaçırmayız ama benim altılı daha ilk yarışta yattı. Bilal tutturdu neyse ki. Derken, öğrendim ki ben ikinci altılıya oynamışım. Yani şu demek, dördüncü yarıştan dokuzuncuya kadar oynamışım, dolayısıyla ilk üç yarışla alâkam yok.

Restoranın içi dahil her yerde gişeler olduğu gibi; bir örnek giyinmiş bazı hanımefendiler de ellerindeki tabletten bahis oynatabiliyor. Kıydım paraya, bir ikili ya da sıralı ikili, hangisi bilmiyorum, bir de beşli ganyan oynadım. İkiliyi yandaki masada oynayan beyefendilerin kuponundan kopya çektim. İşin uzmanı gibi görünüyorlar. Beşliyi de hanımefendi birilerine sorup doldurdu. Artık ikinci yarıştan itibaren ben de heyecana ortağım.

Hepimizin keyfi pek yerinde. Ortalık şık şapkalı hanımefendilerden geçilmiyor. İnanılmaz medeni bir ortam, kimse kimseyi rahatsız etmiyor.

Sıcak Arnavut ciğer geldi. İyi ayıklanmış, güzel tava edilmiş. Rakı da bugün bir başka güzel.

İkinci yarış başladı. Yine 1200 metre, çim, dokuz at koşuyor. Finiş hattı önümüzde. Yine herkes ayakta. 2 numaralı Pole Star kazandı. Aa, benim beşlinin ilk yarışı tuttu. Bilal de tutturdu bu yarışı, iki de iki.

Yarış arasında kapıda rezervasyonları kontrol eden işletme sahibi Atilla beyle tanıştım ama başını kaşıyacak vakti yok. Tebrik ettim bu kalabalığa rağmen verdikleri hizmeti. Bizim de bulunduğumuz tribünlerde 40-50 masa var. İçeride de bistrolar ve bar bulunuyor. Kabaca 400 kadar müşteriyiz. Kadın-erkek ayrı tuvaletler, bu kalabalığa rağmen gittiğim birçok yerin tuvaletinden temiz.
Üçüncü yarışa üç at katıldı. Kadın binicilerin yarışı, çimde 1600 metre. 1 numaralı Little Frankel kazandı. Yine bildik. Bilal üçte üç yaptı, ben ikide iki. Heyecan giderek artıyor. Kredi çekip daha fazla mı oynasaydım?
Dördüncü koşu da 1600 metre, çimde. 12 at katıldı. Kazanan üç numaralı Chaika. Bilal dörtte dört, ben üçte üç. Önümüzdeki iki yarışı da bilirsek para içinde yüzeriz artık. Gelmeden evvel arabayı satıp tüm parayı altılıya mı yatırsaydık?
İyi ki yapmamışız, çünkü altılım daha ilk yarışta yattı.
Ortaya yanında parmak patates ile köfte geldi. Mis gibi. İyi de ızgara edilmiş.
Beşinci yarış start aldı. Anafartalar koşusu. Sentetik pistte, 2 bin metre, 17 at yarışıyor. 1, 3, 4, 9, 10, 14 ve 16 numaralı atlardan biri kazanırsa dörtte dört olacak. Biz de ayakta izlemeye başladık yarışı. Atlar finişe yaklaştı. Vee 4 numaralı Comeback Is Real birinci. Bilal de beşte beş, heyecan dorukta.

Sırada yılın yarışı, Gazi Koşusu var. Her yer tıklım tıklım. Jokeyler at üstünde Mustafa Kemal’in büyük bir resmiyle geçit töreni yaptı. Tribünler “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye slogan atıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek Hanım da protokol tribünündeymiş. Bir ara yoğun alkış aldılar. Eskiden devlet, en üst düzeyde temsil edilirmiş. Öyle diyorlar.
Meyve tabağımız da geldi. Son kadehleri esas yarışa bıraktık.
Malûm, benim beşli ile Bilal’in altılı son yarışa kaldı. İkimizin ortak oynadığı at, 9 numara. O kazanırsa ikimiz de kazanacağız.
Yarış başladı. 22 at, 2400 metrelik çim parkurda mücadele ediyor.
“Hadi yavrum.”
“Kop da gel yavrum.”
“Dışardan yavrum.”
“Yürü be…”
“Yürü be…”
“Yürü be…”
Bir yandan bağırıp bir yandan el kol hareketleriyle atlara yardımcı oluyor seyirciler.
Finişteler. Elinden geleni yaptı bizim çocuk. Buraya kadarmış. 5 numara kazandı. Adı Dragon Flame. Can-ı gönülden alkışladık onu da. Kalan üç yarışı beklemeyeceğiz, efkâr dağıtmaya gidiyoruz.
Dedim ya, bugüne özel sadece fiks menü servis edildi. Normal yarış günleri alakart da var. Fiyat listesi duvarda asılı. 35’lik yeni seri 800, bira 150, mezeler 150’şer, ana yemekler 400’er lira.
O kadar memnunum ki geldiğime, artık bir daha kaçırmam. Hatta normal yarışlara da gelirim ara ara. Şahane bir duygu. Atların muhteşem estetiği, koşunun heyecanı, böyle bir ortamda dostlarla rakı masası paylaşmanın mutluluğu… Daha önce gelmediğime çok hayıflandım.
Ha, bir de işi öğrenmeye başladım. İkiliyi çözemesem de altılı, beşli ganyan benden sorulur. Seneye evi mi satıp gelsem?