Sofistlerle birlikte Sokrates de, Antik Yunan’ın dini inançlarının, ahlâk ilkelerinin bilginin önündeki en büyük engel olduğunu görmüştü. Doğa filozoflarına bir süre ilgi göstermiş olmasına rağmen, ortaya attıkları fikirleri kendi düşünce sistemi içinde ona doğru gelen bir yere oturtamadığı için, kısa sürede doğayla ilgilenmekten vazgeçti. Dikkatini insana, insanlar arasındaki ilişkiyi belirleyen ahlâka çevirerek, felsefeyi Cicero’nun daha sonra söylediği gibi Miletos’un göklerinden yeryüzüne, yaşadığımız dünyaya ve hatta bireye, bireyin ruhuna ve aklına indirmiştir.
Platon’un diyaloglarındaysa Sokrates meraklı, sorgulayan, araştırmacı bir kişi olarak resmedilir. Sokrates, eğer Platon’un yazdıkları doğruysa, kendini uyuz bir ata dadanan bir at sineğine benzetir. Burada uyuz at Atina, sinek de kendisidir. O bir at sineği olarak bu uyuşuk atı durmaksızın rahatsız ederek atın bir gün canlanacağını, tekrar hareket edeceğini ummaktadır.
60 kadar bir oy farkıyla – 281’e karşı 230 – suçlu bulunduktan sonra cezasının ne olacağı yönünde konuşması için kendisine tekrar söz verildiğinde, Atina’nın ona ölüm cezası vermek bir yana, kendisine ömür boyu bakması gerektiğini söyler. Çünkü o insanlara kendilerini sorgulamayı ve hakikatin, bilginin peşinde koşmanın yöntemini öğretmektedir. Bu konuşmanın sonrasında daha büyük bir oy farkıyla idam edilmesine karar verilir.