Ali Hepşen: Konut üretimi ile konuta erişim aynı şey değil

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

27 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanan 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nı özel­likle konut politikaları açısından inceledim.

Prog­ramda sosyal konut üretiminden kentsel dönüşüme, arsa tahsisinden gayrimenkul değerleme sistemine kadar pek çok hedef bulunuyor. Açıklanan hedefler, Türkiye’de giderek büyüyen konuta erişilebilirlik sorununu ne ölçüde çözebilir? Biraz da buna odak­lanmak gerekiyor.

Açıkçası ruhsat alınması konutun tamamlan­dığını, konutun tamamlanması da ihtiyaç sahibi tarafından satın alınabildiğini göstermiyor. Üste­lik mevcut konut stokunun büyüklüğü, konutların hangi bölgelerde bulunduğunu, ne kadarının fii­len kullanıldığını veya hangi gelir gruplarına hitap ettiğini açıklamıyor.

2027 yılında dar ve orta gelirli kesimlere yöne­lik 150 bin konut üretilmesi hedefleniyor. 2026 yı­lı gerçekleşme tahmini ise 157.482 konut. 2027 yı­lı hedefinin önceki yıl tahmininin altında kalma­sı dikkat çekiyor. Ancak burada yalnızca adetleri karşılaştırmak da yeterli değil.

Programda İstanbul’da planlanan 15 bin kiralık sosyal konutun ilk etabını oluşturan 1.071 konutun sunumunun gerçekleştirildiği belirtiliyor. Bu yak­laşımı önemli buluyorum. Çünkü Türkiye’de konut politikası uzun yıllardır ağırlıklı olarak mülk sahip­liği üzerinden şekillendi. Oysa herkesin konut satın alması gerekmiyor. Dahası, mevcut gelir ve finans­man koşullarında herkesin konut satın alabilmesi de mümkün değil.

Ali Hepşen’in yazısı