Örneğimizdeki işçi, dönemin en büyüklerinden ve ünlülerinden olan bir inşaat şirketinin alt işvereninde, 2016-2018 tarihleri arasında toplam 1 yıl 5 ay 24 gün sıhhi tesisat ustası olarak çalışmıştır. İşçinin günlük yevmiyesi 90 TL’dir ve aylık ücreti 2 bin 700 TL’ye tekabül etmektedir. Dönemin asgari ücreti ise net 1603 TL’dir. Bu işçinin ücretinin asgari ücret kısmı bankaya yatmakta, kalan günler işe gelmediği hafta tatili günlerinin yevmiyesi dahi hukuksuzca kesilerek elden ödenmektedir. İş yerinde ücretler geç ve düzensiz ödenmektedir.
Ücret, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ödenmediği için dava açmaktan başka çareleri yoktur. İşçinin mahkeme kararıyla kesinleşen toplam alacak miktarı 46 bin 400 TL’dir. Bu tutar işçinin işten çıktığı tarihteki asgari ücretin tam 28.5 katıdır. İşçinin alacağı bugünün asgari ücretiyle kıyasla 800 bin TL’dir. Dava açıp hakkını arayan, yıllarca hukuk mücadelesi veren işçi faiz dahil sadece 110 bin 600 TL alabildi. Asgari ücretin alım gücünü koruduğunu varsaysak dahi tam 689 bin 400 TL’sine inşaat patronları el koydu. Alacağının sadece yüzde 14’üne kavuşabildi. Artı değer vb. hesaba girmeden, hukuken hak kazandığı alın terinin yüzde 86’sına büyük inşaat patronları el koymuş oldu.
Kapitalizmin kutsadığı mülkiyet hakkından adil yargılanma hakkına değin birçok hak ihlal edilmektedir. Mesele sadece birkaç kişinin sorunu değildir. Örneğe konu olan işçi, yüz binlerin, milyonların biridir. Sorun çözülmek zorundadır. Bir çırpıda davalar jet hızıyla sonuçlandırılacak bir sistem kurulamayacağına göre bu mesele ancak bir yasal düzenlemeyle çözüme kavuşturulabilir.