Cumhuriyet gazetesinin tutuklu muhabiri Ahmet Şık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurarak ‘derhal serbest bırakılmasına karar verilmesi’ni istedi, emsal olarak 2014 yılında mahkemenin kendisi hakkında verdiği kararı gösterdi.

Cumhuriyet’in yazar ve yöneticisi 13 kişi 31 Ekim 2016’da ‘FETÖ/PDY ve PKK/KCK terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ ve ‘FETÖ/PDY ve PKK/KCK terör örgütlerine üye olmak’ gerekçesiyle gözaltına alınmış, gazetenin yayın yönetmeni Murat Sabuncu dahil 10 kişi tutuklanmıştı.
Son olarak gazetenin muhabiri Ahmet Şık, ‘terör örgütü propagandası’ suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Gazetenin son üç yılda 90 yıllık geçmişinin ve kuruluş felsefesinin tam aksi yönde değişime uğradığı öne sürülen iddianamede, Can Dündar’ın genel yayın yönetmenliğine getirilmesinin ardından gazetenin ‘FETÖ/PDY,’ PKK/KCK ve DHKP-C lehine çalışan bir yayın organına dönüştüğü savunulmuş, zanlıların ‘FETÖ’nün mesajlaşma programı olduğu öne sürülen ‘ByLock’ kullanıcılarıyla görüştüğü yer almıştı.
‘Terör örgütü propagandası’ suçundan tutuklanan Şık, 132 gündür cezaevinde.
‘Yargısal taciz’
Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberine göre, Şık adına gazetenin avukatlarının yaptığı başvuruda. Şık’ın, 2011 yılında Gülen Cemaati’nin polis yapılanmasını anlattığı kitabı nedeniyle tutuklandığı ve basılmamış kitabının toplatıldığı hatırlatıldı.
Şık’ın bu davadan geçen ay beraat ettiği belirtilen başvuruda, bu davadaki tutukluluğu ile ilgili AİHM’nin 2014’te verdiği ihlal kararı emsal gösterildi.
AİHM’nin kararda Şık’ın ‘özgürlük ve güvenlik hakkı’ ile ‘ifade özgürlüğü’nün ihlal edildiğine hükmettiği anımsatılan başvuruda, “Gazetecilerin haksız biçimde tutuklanması artık kronikleşmiştir ve başvurucunun tutuklanması bunun simgesel bir örneğidir” dendi.
AİHM’nin Şık kararında tutuklanmış olmasını ve tutukluluk halinin sürdürülmesini ‘baskı ve otosansür’ olarak gördüğü ifade edilen başvuruda şu ifadelere de yer verildi: “2017 yılı tutuklamasına ilişkin bu başvuru ile Şık-Türkiye kararında incelenen konu ve yapılan tespitler arasındaki ilişki, hem başvurucu yönünden, hem de tüm gazeteciler yönünden yargı kaynaklı büyük bir tehdide işaret etmektedir. Başvurucunun tutuklanması ile Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin tutuklanması arasında paralellik mevcuttur. Cumhuriyet yazar, yönetici ve avukatlarına ilişkin tutuklamalar, başvurucuya yönelik tutuklamanın tekil değil sistematik bir ‘yargısal taciz’ uygulaması olduğunu göstermektedir.”
‘FETÖ suçlamasının yerini DHKP-C aldı’
Şık’ın Anayasa Mahkemesi’ne üç buçuk ay önce yaptığı başvurunun halen görüşülmediği vurgulanarak, AİHM’nin bu başvuruyla Cumhuriyet’in tutuklu diğer mensuplarının yaptığı başvuruyu birleştirmesi istendi.
Başvuru metnine şöyle devam edildi: “Ahmet Şık 28 yıllık gazetecidir ve yaptığı haberler, yazdığı kitaplar nedeniyle siyasal iktidarın hedefindedir. Başvurucu gazetecilik faaliyeti nedeniyle sistematik olarak haksız soruşturma ve kovuşturmalara uğramaktadır” dendi.
Metinde tutuklama kararında Şık’a ‘FETÖ ve PKK propagandası yapmak’ suçlaması yöneltildiği, ancak iddianamede ‘PKK ve DHKP-C’ye yardım ettiği’ iddiasında bulunulduğu da hatırlatıldı: “FETÖ suçlamasının yerini DHKP-C suçlaması almıştır. Oysaki başvurucunun suça dayanak olarak gösterilen beş haberinden üçü doğrudan sulh ceza hâkimliklerinin FETÖ suçlamasıyla tutuklama kararı vermesine neden olan haberlerdir. Savcılık, başvurucunun bu örgüte karşı yazdığı kitaplar yüzünden 5 yıl önce bu örgütün faaliyetiyle tutuklanması nedeniyle, inandırıcı olamamaktan ya da kamuoyundan çekinmiş ve FETÖ suçlamasından vazgeçmiştir. Bu durum tutuklamaların hukuki olmadığını göstermektedir.”
‘Derhal salıverilmesi ve 20 bin avro tazminat’
Ayrıca Şık hakkında sekiz Twitter paylaşımı, dört haber ve bir de basın özgürlüğü ile ilgili bir panelde söylediği iddia edilen bir cümlenin tutuklama gerekçesi yapıldığı belirtilerek, “Başvurucuya bu düşünce açıklamaları ve haberler dışında bir eylem yüklenmemiştir” dendi.
Şık’a suçlama olarak yöneltilen haberlerden biri hakkında daha önce soruşturma açılarak takipsizlik kararı verildiği, diğerleri ile ilgili olarak da Basın Kanunu’ndaki dört aylık dava açma süresi geçmesine rağmen dava konusu yapıldığı vurgulandı.
Başvuru metninde Şık’ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen ‘özgürlük ve güvenlik, ifade özgürlüğü’ haklarının ihlal edildiği, ayrıca sözleşmenin 18’inci maddesindeki “Hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” hükmüne aykırı davranıldığı belirtilerek Şık’ın derhal salıverilmesine ve 20 bin avro tazminata karar verilmesi istendi.