Tayfun Kahraman kararı: Yerel mahkeme, AYM'yi 'yetki gaspı'yla suçladı

Gezi davasından tutuklu şehir plancı Tayfun Kahraman’ın yeniden yargılanması talebini reddeden İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, en üst yargı organı olan Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) ‘yetki gaspı’yla suçladı.

Tayfun Kahraman.

18 yıl hapis cezasına çarptırılan Kahraman, 25 Nisan 2022’den bu yana tutuklu. Kahraman MS hastası.

AYM, 31 Temmuz 2025’te Tayfun Kahraman’ın ‘hakkaniyete uygun yargılanma hakkı’nın ihlal edildiğine karar vermişti.

Kararın bir örneği ‘hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali’nin ortadan kaldırılması için İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.

Mahkeme, Kahraman’ın yeniden yargılanması talebini reddetti.

‘AYM ‘süper temyiz’ mahkemesi değil’

Kararın gerekçesinde AYM, ‘yetki gaspı’yla suçlandı:

“Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda olağan kanun yollarında incelenmesi gereken konularda inceleme ve değerlendirme yapılamaz.

Zira Anayasa Mahkemesi temyiz veya istinaf mercii değildir. Anayasa Mahkemesi ‘süper temyiz’ mahkemesi de değildir.”

İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçesinin tamamı şöyle:

* Yargıtay yukarıda belirtilen deliller çerçevesinde sanığın Gezi Parkı olaylarının bir plan ve organizasyon dahilinde başlatılması ve ülke genelinde yaygınlaştırılarak derinleştirilmesi sürecindeki eylemleri; bu süreçte yaptığı provokatif paylaşımlar ve eylem çağrılarıyla Taksim Dayanışması’nı yönlendirmesi ve şiddet olaylarının tırmanmasına neden olması, ayrıca eylemlerin organizasyonunda başaktör olarak değerlendirilen ve finansmanını sağlayan sanık M.O.K. ile irtibatlı şekilde birlikte hareket etmesi nedeniyle eylemlerinin, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu kanaatine varmıştır.

* Bununla birlikte kararda ilk derece mahkemesinin delillerin takdirinde yanılgıya düşmesi sonucu başvurucu hakkında yardım etme suçundan mahkûmiyet hükmü kurduğu ancak bu hususun aleyhe temyiz konusu yapılmaması nedeniyle Yargıtay tarafından bozma nedeni olarak gözetilmediği belirtilmiştir.

‘Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır’

* Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir.

* Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır.

Bu kapsamda Anayasa’nın 38’inci maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır.

* Anayasa’nın 36’ncı maddesine ‘…ile adil yargılanma’ ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dahil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin altıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir.

* Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36’ncı maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında, kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir.

* Anayasa’nın 36’ncı maddesi kapsamında bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası da dikkate alınmaktadır.

‘Sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz’

* Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa Yargıtay ve derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

* Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, Yargıtay ve derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir.

* Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır.

* Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir.

* Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şekli adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır.

* Anayasa’nın 148’inci maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikayetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz.

* Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir.

* Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda, olağan kanun yollarında incelenmesi gereken konularda inceleme ve değerlendirme yapılamaz. Zira Anayasa Mahkemesi temyiz veya istinaf mercii değildir.

* Somut olayda Yargıtay’ın mahkumiyet hükmünü onama kararında, ilk derece mahkemesi kararında mahkumiyetin gerekçesi olarak yer verilmeyen iletişimin dinlenmesine ilişkin bazı kayıtlara dayanıldığı ve bu kayıtlara atıfla başvurucunun mahkûmiyet kararının onandığı,

* Bu haliyle mevcut durumun başvurucunun temyiz aşamasında mahkûmiyetine esas teşkil eden bir delile karşı savunma yapma imkanından yoksun bırakılması sonucunu doğurduğu çoğunluk kararında belirtilmiş ise de anılan deliller ilk derece mahkemesi yargılaması aşamasında dava dosyası içinde bulunduğu, başvurucu ve müdafinin erişim ve itiraz etme imkanına sahip olduğu,

* Dolayısıyla ilk defa Yargıtay aşamasında ortaya çıkan ve kabul edilen delil niteliğinde olmadığı, Yargıtay tarafından ilk derece yargılaması sırasında dosyaya giren ve başvurucu ve müdafinin erişebildiği ve itirazlarını ileri sürme imkanı bulabildiği bu delilin onama kararının gerekçesine ek gerekçe olarak ortaya konulduğu dikkate alındığında, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği söylenemez.

* Ayrıca başvurucunun mahkumiyetine ilişkin kararda yer verilen diğer deliller dikkate alındığında, mahkûmiyet kararının tek ve esaslı belirleyici delilinin iletişimin dinlenmesine ilişkin kayıtlar olmadığı dolayısıyla yargılamanın hakkaniyetinin zedelendiği de söylenemez.

‘Anayasa Mahkemesi ‘süper temyiz’ mahkemesi de değildir’

* Kaldı ki Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nce iletişimin dinlenmesine ilişkin kayıtların, başvurucu hakkındaki diğer tüm delillerle birlikte değerlendirildiğinde, eylemin Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

* Başvurucu hakkında ise Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, aleyhe temyiz olmadığı için bozma nedeni yapılmamış ve hüküm onanmıştır.

* Bir başka deyişle Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi kararındaki gerekçelerden yalnızca biri olan iletişimin dinlenmesine ilişkin kayıtlar, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunun delili olarak belirtilmiştir. Anılan kayıtların ve diğer delillerin tümünün bu suçu oluşturabileceği kararda açıkça ifade edilmiştir.

* Oysaki başvurucu hakkında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan ceza verilmiştir. Dolayısıyla anılan kayıtlara dayalı olarak hükmün onandığı da söylenemez.

* Yukarıda yer verilen gerek mahkememizin gerekse Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararlarındaki detaylı gerekçeler dikkate alındığında, sanık tarafından ileri sürülen iddiaların mahkemelerce delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçelerinde bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik oluşturan bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

* AYM’nin ihlal kararının gerekçesine bakıldığında ilk derece mahkemesinin ve Yargıtay’ın delillerinin değerlendirilmesi noktasındaki takdirine ilişkin değerlendirme yaptığı görülmektedir.

* Anayasa Mahkemesi kararının karşı oy yazısında da ifade edildiği üzere; yargılamaya konu eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin değerlendirilmesi ile Yargıtay ve ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesine konu olamaz.

* Anayasa Mahkemesinin görevi, Yargıtay ve ilk derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir.

* Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen ilk derece mahkemelerine aittir.

* Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda olağan kanun yollarında incelenmesi gereken konularda inceleme ve değerlendirme yapılamaz. Zira Anayasa Mahkemesi temyiz veya istinaf mercii değildir. Anayasa Mahkemesi ‘süper temyiz’ mahkemesi de değildir.

* Anayasa’nın 148’inci maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikayetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir.

* 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 49’uncu maddesinin altıncı fıkrasında da “Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz” demek suretiyle bu hususu açıkça yasaklamıştır.

* Anayasa Mahkemesi somut olayda bireysel başvuru incelemesi sonucu hak ihlali kararı verirken adeta temyiz makamı gibi hareket etmiş, oluşturmuş olduğu gerekçede hem Anayasa’ya hem de kanunun emredici hükmüne açıkça aykırı hareket ederek ‘yetki gaspı’nda bulunmuştur.

AYM: Tayfun Kahraman’ın şiddet olaylarıyla illiyet bağı yok

Meriç Kahraman: Tayfun Cerrahpaşa’ya götürüldü, iki hafta içinde MR çekilmesi gerekiyor

AYM’den Tayfun Kahraman için hak ihlali kararı

Gezi hapishanesi: Kim, niye içerde?

Tayfun Kahraman’a hastanede kötü muamele: ‘Talimatı kim verdi’

Vera’dan Tayfun Kahraman’a: Babacım bazen seni tutanlarla konuşmak istiyorum

Murat Sabuncu: Tayfun Kahraman, cezaevinde MS hastalığıyla mücadele etmeye çalışıyor