CHP gerçekten deli mi yoksa deli numarası mı yapıyor?
C

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

 

murat sevinc kelleMURAT SEVİNÇ

Artık ‘uygulanan’ bir anayasası olmayan Türkiye’de, sanki bağlayıcı bir anayasa varmışçasına yazmayı sürdürelim.

Bu arada, biraz özel bir konu olacak ama yazmadan geçemeyeceğim. Önümüzdeki on gün içinde, aslında hukuken var olan ama fiilen olmayan anayasayı konu alan iki dönem sonu sınavı yapıp öğrencilere, aslında hukuken var olan ama filen olmayan anayasa hakkında sorular yönelteceğim. İşte sayın okuyucu, Gogol’un o meşhur ‘yedinci sınıf devlet memuru’ da böyle delirmişti!

Konu tabii ki dokunulmazlıklar. CHP ne yaptı? Bundan sonra ne olacak?

CHP ne yaptı? CHP ne yapabilirdi?

TBMM’nin, hakkında suçlama(lar) olan bir milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak için özel karar yetersayısına gereksinimi yok. Karar yetersayısı ‘genel olarak’ Anayasa’nın 96. maddesinde düzenlenir. Karmaşık görünen bu maddenin Türkçesi şudur: TBMM’nin bir konuda karar alması için (eğer Anayasa’da o konu için öngörülmüş özel bir yetersayı yoksa) en az 139 kişiye ihtiyaç vardır.

Bu, ‘asgari’ sayıdır. Ancak diyelim ki o oturumda oylamaya 400 vekil katıldı. Bu durumda karar için 201 sayısı gerekir.

Demek ki AKP tek başına, başka hiçbir partinin desteğine gerek duymaksızın, canı ne zaman isterse hakkında fezleke olan vekillerin dokunulmazlığını kaldırabilirdi. TBMM’de sahip olduğu sandalye sayısı, 276’nın çok üzerinde.

Peki, AKP neden istediği vekillerin dokunulmazlığını kaldırmak dururken, anayasa aykırı anayasa değişikliğinde diretti? Çünkü yeni bir gerginlik konusu gerekliydi. Çünkü bu pisliği tek başına tutmak istemedi ve maşayı diğerlerinin eline verdi. Çünkü bu değişiklik bir kez daha, söz konusu Kürtler olduğunda CHP’nin ederinin ne olduğunu gösterecekti ve nitekim gösterdi. Çünkü bir değişiklikle birden çok kuş (ya da kuş beyinli) avlama fırsatını gayet güzel kullandı.

CHP’nin ‘oylama’ sırasında ne yaptığının bir önemi yoktu artık. O gün TBMM’ye gelmeselerdi de değişiklik AKP-MHP ittifakıyla geçecekti ve ‘zorunlu’ olarak halkoylamasına sunulacaktı.

Bir önceki yazımda, ‘376, 366’dan evladır’ yazmıştım. Kuşkusuz ‘Halkoylaması olsa daha iyi olurdu’ diyenler olabilir. Bilemiyorum.

Ben, iki ay boyunca Kürtlere yönelik bir ırkçılık ateşinin harlanacağını ve zaten berbat olan durumun daha da kötüleşeceğini düşünenlerdendim. Hala aynı kanıdayım. Bu, siyaset alanını daraltan bir tavır belki de; olabilir. Buna mukabil eğer bir devrim ya da darbe süreci söz konusu değilse, vasati siyaset yapma olanağı için ‘asgari’ koşulların bulunması gerekir.

Yaşadığım şehirde, geçtiğimiz Ekim’den bugüne 160’ın üzerinde insan yolun ortasında bombalarla parçalanarak katledildi! Ne diyebilirim ki, ‘korkma’ hakkına sahibim…

Ancak CHP, iş o oylama gününe gelmeden çok daha kişilikli davranıp ‘siyaset’ yapabilirdi. Neden ‘Anayasa’ya aykırı değişiklik yapacağınıza buyurun hepimizin dokunulmazlığını kaldırın’ demedi? Bunun akılla açıklanabilir bir tarafı var mı? Hadi diyemedi; ‘Anayasa’ya aykırı ama destekleyeceğiz’ ifadesi, sizce de ‘bir şey yemenin Türkçesi’ değil mi? ‘Arkadaşlarla müzakere edeceğiz’ demek bu kadar mı zordu?

Bunlar makul sorular sayın okuyucu. Benim aklıma geliyorsa, herhalde CHP’yi yöneten aklı evvellerin de gelmiştir.

Peki, ne oldu?

Bu nasıl bir taktik ki, uygulayıcıları dâhil hiç kimse bir şey anlamadı. Ya da hakikaten, vekillerin bir kısmını saymazsak, parti yönetiminin en büyük kaygısı ‘Kürtleri korur görünmemek mi?’ Şeker kardeşim ‘Sorunlarımızı TBMM’de çözelim’ derken, hangi sorununuzu hangi mecliste çözmekten bahsediyordunuz? Dalga mı geçiyorsunuz insanlarla? Eğer geçiyorsanız, neden peki?

Kendinize başka eğlence bulamadınız mı?

Bundan sonra ne olacak?

Bir vekilin dokunulmazlığı kaldırıldığında, Anayasa’nın 85.maddesine göre AYM’ye iptal başvurusu yapabilir. Ancak kabul edilen değişiklik sonrasında yapamayacaklar çünkü iptal başvurusu hakları, ‘bir defaya mahsus’ ellerinden alındı. Zaten değişikliğin anayasaya aykırılığının temel nedenlerinden biri buydu: Geçici maddeyle asli maddelerden biri işlevsiz hale getirildi.

Bu durumda vekiller (en az 110 kişi) ‘değişiklik yasasını’ AYM’ye taşıyabilir. Ancak HDP’nin üye sayısı yetersiz. CHP yönetimi ise, ‘destek çıkanın topunu keserim’ düzey ve ciddiyetinde bir şeyler söylüyor mensuplarına. La havle…

Diyelim ki yeterli imzaya ulaşıldı. Bu durumda AYM, bir ‘anayasa değişikliğini’ inceleyecek. Çok büyük bir olasılıkla da iptal talebinin reddedecek.

Çünkü: AYM, anayasa değişikliklerini yalnızca ‘şekil’ açısından denetleyebilir. Bu konunun tarihi çok uzun, anlatmaya gerek yok.

Şu kadarı yeterli olabilir: 1961 Anayasası’nın ilk halinde konuya ilişkin düzenleme yoktu. Bunun üzerine AYM, anayasa değişikliklerini iptal etme eğilimi gösterince 12 Mart sonrası değişikliklerinden biriyle yetkisi ‘sınırlandı’ ve ‘yalnızca şekil açısından inceler’ hükmü eklendi. Buna mukabil Mahkeme, 1970’lerde dört beş kez bu sınırlamayı, aşağıda anlatacağım ‘yorum’ yöntemiyle aştı.

Bunun üzerine 1982 Anayasası, AYM’nin yetkisini daha da sınırlama amacıyla ‘şekil’ denetiminin ‘nelerden’ ibaret olduğunu saydı. 148.maddeye göre denetim (2.fıkra); ‘…Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.’

İvedilikle görüşülemez demek, iki kez görüşülür anlamındadır. Madde 148 ile son derece ‘teknik’ bir inceme öngörüldü. Bu da demektir ki AYM, değişikliğin içeriğine girip esas denetimi yapamaz!

Ancak: 1982 Anayasası döneminde konu ilk kez Özal döneminde gündeme geldi. AYM, değişikliği esastan incelemedi.

İkinci kez 2008’de gündeme geldiğinde ise bu kez içtihat değiştirip yeniden 1970’lere döndü. 2008’de Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleri değiştirilmişti. Kamuoyunda ‘türban değişiklikleri’ olarak biliniyor.

AYM şu yorumu yaptı: Değişiklikler laiklik ilkesine aykırı. Laiklik ilkesi, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 2.madde kapsamında.

Değiştirilmesi ‘teklif’ dahi edilemez bir maddeyi değiştirmeye yöneliyorsa, o zaman söz konusu maddelerin ‘teklif’ çoğunluğunu sağladığını kabul etmek mümkün değildir.

Anlatabildim mi? Yani AYM aslında esastan denetleyip anayasanın ‘sözüne’ uygun biçimde, şekilden iptal emiş oldu.

Tabii bu karar çok eleştirildi. Anayasacılar, ‘Asla böyle bir şey yapamaz’ diyenler ile ‘Yapabilir’ diyenler olarak ayrıldı. Kişisel düşüncem, her ne kadar tartışmalı olduğunu kabul etsem de AYM’nin bu ‘yorumu’ yapabileceği, ama 2008 kararındaki iptalin yanlış olduğu yönündeydi.

Demem o ki AYM, anayasa değişiklilerini bu yorumla inceleyebilir ancak o kararda ‘laikliğe aykırılık’ bulmak, zırvaydı.

İşte bugün, eğer yeterli imza toplanabilirse AYM’ye yapılması düşünülen başvuru, böylesine tartışmalı bir konu. Bana kalırsa AYM, 2008’de yaptığı gibi başvuruları ‘incelemeli’ ve Anayasa’yı askıya alan bu berbat değişikliği iptal etmeli. Ancak, ne yazık ki ne imza toplanacağı ne de AYM’nin iptal edeceği konusunda bir umudum var.

Ayrıca, eğer başvuru başarılabilirse AYM öncelikle ‘yürürlüğü durdurma’ kararı vermeli. İptal kararları geriye yürümediği için, karar çıkana dek atı alan Üsküdar’ı geçmiş olur. Görüldüğü gibi HDP’nin işi, gerekli imzaları toplasa dahi çok zor.

İkinci olasılık ise AYM’ye yapılacak bireysel başvurular. Hatırdan çıkarılmamalı: HDP’liler hakkındaki fezlekelerin tamamına yakını (bildiğim kadarıyla) ‘ifade özgürlüğü’ kapsamındaki konular! Yazı çok uzadı, bu başvuru ve olası sonuçlar başka yazının konusu olsun.

İşte ‘Bir deli kuyuya taş atmış…’ dedikleri, tam da böyle bir şey.

Sorun şu ki Türkiye’de kuyu başında toplanmış ve o koyu kara boşluğa bakanların hali de bir garip…