İklim değişikliği son yıllarda sigorta sektörünün bilançolarında en ağır etkileri yaratan risklerden biri. Artan doğal afetler, yangınlar, sel ve kuraklık nedeniyle ciddi hasarlarla karşılaşan sigorta sektörü, 2023 ve 2024 yıllarında afet modellemelerini güncelleyip sermaye yapılarını güçlendirirken, bu süreç birçok branşta prim artışlarını da beraberinde getirdi.
2025’te yaşanan don, kuraklık, yangın ve aşırı yağışlar özellikle tarım sektöründe milyarlarca liralık kayba yol açarak koruma açığını yeniden görünür hale getirdi; bu nedenle parametrik sigortalar, mikro sigorta çözümleri ve iklim finansmanıyla bağlantılı ürünlerin önemi giderek artıyor.
İklim dönüşümü; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sel ve kuraklık altyapıları gibi alanlarda trilyonlarca dolarlık yatırım ihtiyacı yaratırken, sigorta sektörü de yatırım risklerini azaltıp finansman maliyetlerini düşürerek bu dönüşümün önemli kaldıraç mekanizmalarından biri haline geliyor; nitekim Türkiye Sigorta Birliği’nin İklim Kanunu kapsamında Karbon Piyasası Kurulu’nun danışma yapısında yer alması da bu rolün kurumsal olarak tanındığını gösteriyor.
Üstelik riskler yalnızca enerji sektörüyle sınırlı değil; nakliyat, ürün sorumluluk, mesleki sorumluluk, D&O ve siber risk sigortaları gibi alanlarda veri merkezlerinin enerji tüketimi, elektrikli araç bataryaları ve siber saldırıların operasyonel etkileri yeni risk değerlendirme modellerini ve sigorta ürünlerini beraberinde getiriyor.
İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik, ticari ve finansal bir risk yönetimi meselesi.