2023’te Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığına atanmasıyla başlatılan istikrar programı, yalnızca enflasyonu düşürmeye dönük teknik bir müdahale değildi. Zira böyle olsaydı, toplumsal maliyetler göz ardı edilerek bir istikrar programı uygulanabilirdi. Ancak tercih edilen yol bu olmadı. ‘Şok terapisi uygulamayacağız’ yaklaşımı ile kademeli olarak hayata geçirilen bir istikrar programı ortaya çıktı.
Bunun nedeni iktidarın toplumsal dayanaklarını, iktidar bloku içi dengeleri ve siyasal meşruiyet zeminini gözetme zorunluluğu idi. Bir başka ifadeyle, mesele fiyat istikrarından ibaret değildi. Asıl mesele, istikrar programının sürdürülmesi ile iktidarın devamlılığı ve rıza üretme kapasitesi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır.
Bu yapısal zorunluluklar, 2023 sonrası dönemde Erdoğan Hükümeti için bir üçlü açmaz olarak belirginleşiyor:
İstikrar programının sürdürülmesi,
İktidarın sürekliliğinin korunması,
Toplumsal rızanın yeniden üretilebilmesi hedeflerinin hepsinin aynı anda gerçekleşmesi oldukça zor.
Kısacası 2027 seçimlerine doğru tablo giderek netleşiyor: İstikrar programı sürdükçe iktidarın toplumsal desteği aşınmaktadır. İstikrar programının gevşetilmesi durumunda ise, makroekonomik kırılganlık riski artmaktadır. Siyasal kontrol araçlarının genişlemesi, bu açmazın yönetilmesinde başvurulan bir denge mekanizması haline gelmektedir.