Ukrayna neden tank istiyor, hedefi ne?
U

BAHADIR KAYNAK

@bahadirkaynak

Biz başka şeylerle meşgulken Ukrayna-Rusya savaşı birinci senesini doldurmaya dolu dizgin ilerliyor. Putin’in ‘üç günlük özel operasyon’u, 21’nci yüzyılın en kanlı çatışmasına evrilirken kamuoyunun dikkati dağılıyor ancak bu hafta olduğu gibi yeni gelişmelerle yeniden savaşa odaklanabiliyoruz.

Pozisyon değişikliği

Ukrayna yönetiminin Batı’dan yeni, modern silahlar talep ettiğini biliyoruz. Listenin en başında NATO standardında tanklar bulunuyordu.

Bir hafta öncesine kadar tankların Kiev’e tesliminde ayak sürüyen Batı’da birden pozisyon değişti. Savaşı tırmandırmamak adına teslim edilmek istenmeyen silahların gönderileceği açıklandı. Farklı NATO ülkeleri belirli sayıda, farklı modellerde tankları sevk etme taahhüdünde bulundu.

Geçen hafta alınan kararın elbette askeri ve politik anlamları var.

NATO ülkeleri sıraya girdi

Bugüne kadar Polonya’nın modernize edilmiş Rus modeli T-72 tanklarını Ukrayna’ya teslim ettiğini biliyoruz. Ancak şimdiye kadar NATO standardında hiçbir tank Ukraynalılara verilmemişti.

Bu hafta ardı ardına yapılan açıklamalardan ağırlığını Avrupalı NATO üyelerinin oluşturduğu ülkelerin Alman modeli Leopar 2 göndermeyi taahhüt ettiği görülüyor.

Ayrıca İngilizler Challenger tanklarından sınırlı sayıda da olsa sevk edecek.

Almanya ile ABD arasında ‘Sen gönderirsen ben de gönderirim‘ çekişmesine yol açan ve Biden’ın, M1 Abrams tankları gönderme kararıyla çözülen düğüm, şimdilik 200’e yakın aracın teslimatına kapı aralıyor. Elbette bu sayının yükselmesi, farklı ülkelerden de sevkiyat yapılması mümkün.

Fransa ise Leclerc’leri teslim için hevesli görünmüyor. Bu tür silah sevkiyatlarının çatışmayı tırmandırdığını, dünya savaşı ihtimalini artırdığını söylüyorlar. Almanya’nın en başta, Fransa’nın ise hala ayak sürümesinin sebebi, silahlar sustuğunda Moskova’yla yeniden köprüleri kurmak için ilk sırada yer alma isteğiyle açıklanabilir.

Hangisi daha üstün?

Sahadaki Rus tankları T-72 ve T-90 modelleriyle karşılaştırıldığında, Batılı askeri uzmanlar kendi silahlarının açık ara üstün görüyor. Kendi modelleri NATO hedefleri çerçevesinde Rus tanklarına üstünlük sağlamak amacıyla tasarlandığı için inanılması mümkün bir beyan.

Öte yandan Rusların da eli armut toplamıyor. Uzun süredir reklamı yapılan efsanevi T-14 Armata tankları var ancak bu araçların bu sene içinde prototiplerinin görülmesi bekleniyor. Çokça övülen birçok Rus silahının bir türlü sahaya çıkamaması, çıktığında da istenilen verimi veremediği düşünülürse gelecek tanklarla Ukrayna’nın belli avantajlar yakalaması mümkün.

Kiev bu tankları ne için istiyor?

Önümüzdeki bahar ve yaz ayları için Rusya’nın yeni saldırı planları var. Zaten halihazırda Bakmut civarında çatışmalar tüm şiddetiyle devam ediyor. Ukrayna ise aynı süre zarfında kendi taarruz planlarını uygulamaya koymak istiyor. Tanklar tek başlarına işe yaramasa da hala kombine bir harekât planının belkemiği.

Savaş sırasında bilhassa Rus tanklarının tanksavar silahlarla kolaylıkla avlanması bu silahların modasının geçtiği iddiasına yol açmıştı ama birçok asker böyle düşünmüyor. Modern tanklar, yüksek teknolojileriyle, koruma zırhlarıyla, ateş güçleriyle etkili bir saldırının bel kemiği, olmazsa olmazı.

Muhtemelen Batılı uzmanların da desteğiyle Ukrayna’nın bahar-yaz taarruzları, merkezinde NATO standardı tankların yer almasıyla gerçekleşecek. Elbette ne derece başarılı olacaklarını ancak gerçekleştiğinde göreceğiz fakat teslim edilen bu sofistike silahların ciddi etki yapması şaşırtıcı olmayacak.

Buna paralel olarak Ukraynalı pilotların F-16 eğitimi aldığına dair bilgiler de geçiyor. Bir kere Rubicon geçildikten sonra Ruslar, karşılarında giderek daha fazla Batılı silahlarla donanmış bir ordu bulacak. Savaşın başında Kremlin’in saldırısına gerekçe olarak Ukrayna’nın NATO’ya girme ihtimalini gösterdiği düşünülünce tam da çekindikleri şeye yol açtıkları söylenebilir.

Ukrayna ordusunun hedefi ne?

ABD’li generaller bu sene içerisinde Rusya’nın askeri olarak tamamen yenilgiye uğratılmasının, işgal ettiği topraklardan bütünüyle çekilmeye zorlanmasının güç olduğunu söylüyor. Kırım’ı ele geçirmek için doğrudan bir saldırı ise kolay değil. Fakat Kırım, Rus topraklarıyla dar bir koridor üzerinden bağlanıyor ki Kerç Köprüsü’nün vurulması, yarımadanın ne kadar nazik bir konumda olduğunu ortaya koymuştu. Havaların ısınmaya başlamasıyla Ukrayna’nın ve Batı’nın oyun planının bu kırılgan koridoru zorlamak olacağını tahmin edebiliriz.

Elbette bütün bunlar sadece ihtimal. Belki de sahada kanlı bir boğuşmaya gerek duymadan taraflar müzakere masasında bir sonuca varacak, bütün bu karşılıklı yığınaklar masaya daha güçlü bir elle oturmak için yapılmış hamleler olarak kalacak.

Guderian’ın oyuncakları

Şimdi bu ölümcül oyuncakların geçmişine gidelim.

Tanklar, cephelerde Birinci Dünya Savaşı’nda boy göstermeye başlamıştı. Silah teknolojilerinin ateş gücünü hızla artırdığı ancak saldıran tarafın bu gelişmeye karşılık verebilecek mobiliteye ve korunmaya sahip olmadığı yıllarda avantajın savunmada olduğu görülüyordu. Bilhassa Batı cephesinde çatışma siper savaşına dönmüş, askeri planlamacılar ancak büyük can kayıplarıyla çok kısa mesafeler katedilebilen kanlı bir kabusla karşı karşıya kalmıştı.

Tanklar bu kördüğüme cevap olarak önce Müttefikler tarafından kullanılmaya başladı. Karşı tarafın ateş gücünden etkilenmeden ilerleyebilecek, savunma hatlarını yaracak ve arkasından piyadeyi de sürükleyebilecek bir unsur olarak tasarlanmışlardı. O devrin teknolojisiyle derme çatma inşa edilen ilk prototipler pek de istenilen verimi sağlamadı. Çoğu arıza yapıyor, yeterli korumayı ve ateş desteğini sağlayamıyordu. Dönemin generalleri de bu yeni oyuncakları nasıl etkili biçimde kullanabileceğini henüz formüle edememişti. Ancak savaşın son yılında bir nebze diğer unsurlarla uyumlu, etkin bir biçimde kullanılabildiler.

Tanklar savaş alanlarının vazgeçilmezi olarak asıl İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıktı. Almanlar bu silahla ilk defa savaş meydanlarında karşılaşmış, fakat  kısa süre içerisinde kendileri de üretime geçip daha etkin biçimde nasıl kullanabileceğine kafa yormaya başlamıştı. Zaman içerisinde kâğıt üstündeki planları uygulamaya sokma fırsatını da bulacaklardı.

Dünya ‘Blitzkrieg‘ kavramıyla ilk defa 1939’da tanıştı. Polonya’ya karşı uygulanan mekanize birlik harekâtına aslında Batılıların verdiği isimdi ‘Yıldırım Savaşı‘. Bu doktrini uygulamaya sokan ise bizzat Hitler’in bulup onca subay arasından seçtiği Heinz Guderian’dı. Tankların merkezinde yer aldığı, yüksek mobiliteye, ateş gücüne ve düşman üzerinde yaratılan şok etkisine dayalı bu harekât biçiminin ustalık eseri de bir sene bile geçmeden Fransa’ya karşı gerçekleştirildi. Ardenlerden başlayan mekanize birlik taarruzu, bir önceki savaşta dört sene boyunca aşılamayan Fransız savunmasını parça parça etti. Bir ay içerisinde İngilizler güç bela Dunkirk’ten kaçarken, Paris teslim bayrağını çekmişti bile.

Ertesi sene Almanların kendi tabiriyle ‘Hareket Savaşı‘ Sovyetlere karşı da uygulandı. İlk safhasında bu yeni doktrinin ölümcül etkilerini Ruslar da tattı. Müttefiklerin bu muazzam savaş makinasını mağlup etmesi, sınırsız kaynaklarını seferber etmesi ve korkunç kayıplarla mümkün olabildi.

Heinz Guderian ise Hitler’le atışmayı göz alabilecek kadar dik başlı bir komutan olarak savaş içerisinde bazen kızağa çekildi, bazen de ön plana çıktı. Almanya’nın yenilgisinden sonra askeri okullarda ders vermeye devam etti. Uzun süre Nazilerin işlediği savaş suçlarıyla irtibatlandırılmadan, onurlu biçimde görev yapmış bir asker olarak kabul edildi.

Bugün Guderian’ın birliklerinin de savaş suçu işlediğine, aslında Nazi ideolojisine o kadar uzak olmadığına, savaş alanındaki birçok başarıyı sahiplenmesinin sebebinin bunları yazıp çizmiş olmasına dair bir dizi eleştiri mevcut.