Yüzde 45 oy alan bir partinin liderinin dört ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı (CB) seçiminde tartışılan mesele, Sayın Erdoğan’ın aday olma hakkı olup olmaması ya da seçilip seçilmemesi değildir. Asıl tartışılmasını gerekli bulduğum, Sayın Erdoğan’ın seçilmesinin riskleridir.
Sayın Erdoğan’ın aday olması ve sonuçlarıyla ilgili tartışmamız gereken risklerden bazılarını not etmek istiyorum:
1 – İktidar partisi CB adayının belirleme çalışmalarının, aday adayı olduğu bilinen Sayın Erdoğan’ın başkanlığında yürütülmesinin CB seçimlerinde uygulanacağı bilinen yasalara uyumu;
2 – İlk kez halk tarafından seçilen CB’nin, anayasanın 104’üncü maddesinde yazılı ‘görev ve yetkiler’le uyumu;
3 – CB seçim döneminin başında başbakan olan bir kişinin, CB seçildiğinde partisiyle ilişkisinin kesilmesi;
4 – CB seçim döneminin başında başbakan olan bir kişinin, nasıl sorumsuz CB olacağı;
5 – Adaylığının ilanıyla birlikte Sayın Erdoğan’ın başbakanlığa devam edip edemeyeceği;
6 – CB’ye iktidar partisi lideri ve başbakanın seçilmesinin, anayasanın Cumhuriyetin Temel Organları başlıklı üçüncü kısmına (özellikle Yasama ve Yürütme Bölümlerinin maddelerine) uyumu;
7 – Sayın Erdoğan’ın CB olarak sorumlu başbakanla ilişkisinin düzenli yürümesi olasılığı;
8 – Sayın Erdoğan’ın 2015 seçimlerinde CB olarak tarafsızlığı
ve bunlara bağlı birçok husus tartışılmalıdır, tartışılmaktadır.
Ben Türkiye’nin bu denemenin yapılacağı bir ülke olmadığı ve halkımızın iktidar partisi başkanlığı, Başbakanlık ve CB’nin birleştirilmesine izin vermeyeceği kanısındayım.
Yurttaşlarımla paylaşmak istediğim; anayasaya aykırı bu girişimin, memlekete büyük hizmetler yapmış AK Parti ve onun başkanının, sonunda ülkemizin ve yurttaşlarımızın başına umulmayacak belalar getireceği inancımdır.