Siyasi hayatımızı zehirleyen öfke dilinin hiçbir demokraside benzeri yoktur. Salı günü taşkın miting konuşmalarıyla geçirilen grup toplantıları da hiçbir olgunlaşmış demokraside görülemez. Demokratik teamülde grup toplantıları vekiller serbestçe konuşsun diye yapılır, parti ve ülke sorunları müzakere edilir, politikalar, kanun teklifleri görüşülür, oylamayla kararlar alınır. Milletvekilleri bu şekilde “özne” (süje) haline gelirler; iradelerini ortaya koyarlar. Alkış nesneleri olmazlar.
… Elbette en önemlisi, Türkiye’yi yöneten iktidar partisidir. AKP’nin yönetmeliğinin 20. maddesi şöyledir: “Grup toplantılarında grup üyeleri, görüşme konuları üzerindeki söz ve oylarında tamamen serbest olup fikirlerini kayıtsız şartsız söyleyebilirler.” Aynı hüküm, değişik kelimelerle bütün partilerimizde var.
Peki işliyor mu? Çok seyrek “basına kapalı” toplantı yapılıyor, ama genel atmosfer orada da ağır basıyor. Böylece partiler “sıkılmış yumruk” haline geliyor; hem toplumda kutuplaşma büsbütün artıyor, hem partilerin iç mekanizmaları tarafından yanlışların düzeltilmesi mümkün olmuyor. Halbuki Adnan Menderes’in Parti Grubu, Menderes’in bakanlarına güvensizlik oyu vermişti, CHP İsmet İnönü’nün Genel Sekreteri’ni düşürmüştü.
Sağlıklı işleyen ve “yöneten” bir demokrasi istiyorsak, bu sorunlara “hangi parti” diye bakmayalım, demokrasi kültürümüzdeki sorunlar ve partiler sistemimizdeki çarpıklıklar diye düşünelim. “Öteki parti”ye kızıyorsak bile kendi partimizi sağlıklı bir işleyişe yöneltelim…