Tağşiş ürünler sadece beslenme kalitemizi değil sağlığımızı da bozuyor

Gıda Mühendisi Tuğba Bayburtluoğlu gıdalardaki tağşişi önlemek için caydırıcı cezaların artırılması, denetim mekanizmalarının artarak hızlanması ve markalaşmanın teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.

Fotoğraf: AA

Tarım ve Orman Bakanlığının duyurduğu taklit veya tağşiş yapılan gıdaların listesi, ülkenin dört bir yanındaki üreticilerin insan sağlığını hiçe sayan sahtekarlıklarını ortaya koyuyor.

Üstelik listelerdeki test edilen ürünler. Eldeki test sonuçları, henüz denetlenmemiş yüzlerce firmanın, binlerce ürünü hakkında haklı endişelere yol açıyor. 

Tağşiş ürünler çok ciddi riskler içerebiliyor. İçlerine kontrolsüz konulan ilaç hammaddelerinin öldürücü sonuçları olabilir.

Etikette yazmayan bir madde varsa, alerjisi olanları anaflaktik şoka sokabilir. Ucuz katkı maddeleri, kalıntı içeren hammaddelerse uzun vadede toksik etki yaratabilir.

Bayburtluoğlu, “Tağşiş ayrıca besin değerini düşürüyor. Örneğin peynirin içinde süt yağı yerine bitkisel yağ varsa artık o ürün süt ürünü değil. Hem sağlık hem de beslenme kalitesi açısından tağşiş ürünler zararlı” dedi. 

Tağşiş yapanların çoğu marka değiller. İsim değiştirip devam ediyorlar. Bayburtluoğlu, “Dertleri sadece para kazanmak, daha fazla para kazanmak. Yakalanmayacaklarını düşünerek yapıyorlar muhtemelen” dedi.

 Bayburtluoğlu gıdadaki tağşişle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

Tuğba Bayburtluoğlu.

Tarım ve Orman Bakanlığının güncelleyerek yayınladığı listelere bakınca sık tükettiğimiz hemen her gıda çeşidinde tağşiş görüyoruz. Tağşiş nasıl önlenebilir?

Tağşiş yüzyıllardır var ve hep aynı sebepten: Daha ucuza mal edip daha pahalıya satma yani haksız kazanç elde etme isteği, insanlığın bitmek bilmeyen açgözlülüğü.

Belirli ekonomik zor zamanlarda artan maliyetler, hammaddelerdeki fiyat dalgalanmaları ve yüksek rekabet ortamı gibi ekonomik baskıların da rolü elbette büyük. Ama bu tabloyu sadece ekonomik nedenlerle açıklayamayız. Çünkü dürüst üretim bir maliyet değil, bir etik değer meselesi.

Bugün bazı üreticiler, ticari rekabeti kazanmak için insan sağlığını tehlikeye atmayı göze alabiliyor. Çünkü bugün bir markayla başka bir gün başka bir marka ile satıştalar. Aslında markalaşma yok. O anda ne satarlarsa…

Markalaşmanın teşvik edilmesinin yanı sıra tağşişe karşı caydırıcı cezalar arttırılması ve denetim mekanizmalarının hızlandırılarak fazlalaştırılması son derece önemli. Ancak bu şekilde tağşiş önlenebilir ve dürüst üretim yapanların emeği de korunmuş olur.

‘Çok tüketilen ve kar marjı yüksek ürene tağşiş yapılıyor’

Mevzuat tağşişi yasaklıyor. Denetimler de yapılıyor. Sizce ‘markalarını’ da çok yıpratan bu yola yine de sapılması neyi işaret ediyor?

Marka oluşturmak, marka sahibi olmak vb. dertleri değil ki. Uzun süreli satış için marka kurulur. Tağşiş yapanların çoğu marka değiller. İsim değiştirip devam ediyorlar. Dertleri sadece para kazanmak, daha fazla para kazanmak. Yakalanmayacaklarını düşünerek yapıyorlar muhtemelen. Cezalar ve ifşa çoğu zaman caydırıcı olamıyor. Üreticiye uygulanan para cezası gibi yaptırımlar, elde ettiği kazancın yanında küçük kalıyor. Denetimlerin üretimdeki tüm partileri kapsayacak şekilde yapılması gerekiyor, üretici ‘nasıl olsa yakalanmam’ düşüncesinde olmamalı.

Tağşiş yapan gıda üreticilerinin ortak noktaları ne? 

Genellikle kayıt dışı, denetimsiz ve teknik personel çalıştırmayan küçük işletmelerde bu sorun daha sık görülüyor. Ancak büyük firmalar da tedarik zinciri kontrolünü kaybettiklerinde benzer hatalar yapabiliyor. Üretim sürecini bir gıda mühendisi, tekniker vb. bilimsel etik derdi olan bir uzman kontrol etmiyorsa risk her zaman artıyor.

Listelere baktığınızda siz nasıl okuyorsunuz? En çok tağşiş yapılan gıdalar hangileri?

Hep en pahalıları, yükte hafif pahada ağır baharat, zeytinyağı, bal, süt ürünleri ve et başta olmak üzere hayvansal ürünler. Yıllardır tablo pek değişmiyor. Baharatlarda da boya, nişasta ya da yabancı maddeler sıkça görülüyor. Zeytinyağına farklı bitkisel yağlar karıştırılıyor, balda glikoz veya fruktoz şurubu kullanılıyor. Süt ürünlerine nişasta ya da bitkisel yağ ekleniyor. Et ürünlerinde dana eti yerine sakatat ve daha kötüsü tek tırnaklı eti kullanılıyor. Ette tavuk-hindi çıkması artık ‘olabilir o kadar’ kabulüne kadar getirtti ne yazık ki tüketiciyi. Yani en çok tüketilen ve kârmarjı yüksek ürünlerde hile yoğunlaşıyor.

Bunlar rastgele seçilen gıdalarda mı saptanıyor? Sair gıdalarda kim bilir neler var. Sizce yeterince caydırıcı mı?

Bakanlığın esasında bir analiz-kontrol takvimi var. Ancak ayrılan kaynak, analizle denetçi sayısı açısından bu kötü niyetli satıcıların hızına yetişmede geç kalabiliyor. Firma ceza almadan çok önce zaten markasını, adını değiştiriyor. Sistem genellikle sonuca değil sürece ceza veriyor. Ürün piyasaya sürülüyor, tespit aylar sonra geliyor. Bu sürede üretici kazancını zaten sağlamış oluyor. Denetimlerin daha hızlı sonuçlanması, cezaların da sadece para cezasıyla sınırlı kalmayıp üretim durdurma, tekrar üretim yapamama gibi yaptırımlarla desteklenmesi gerekiyor. Çözüm önerilerinin kesinlikle ama kesinlikle teknik detaylara vb. takılmadan hukuki süreçlerle beraber düşünülmesi önem kazanıyor.

‘Doğal, katkısız, anne tarifi’ pazarlama malzemesine dönüştü 

Etkili mücadele için başka neler yapılabilir?  

Sadece devlet değil, meslek odaları ve dernekler de etkili bir mücadele için aktif rol oynamalı. Küçük üreticilerin gıda mühendisi, tekniker, uzman çalıştırabilmesi için teşvik sağlanmalı, ortak laboratuvarlar kurulmalı. Üniversitelerle işbirliği yapılarak denetim ve analiz kapasitesi artırılabilir. Tüketiciye yönelik eğitim kampanyalarıyla da etiket okuma bilinci geliştirilirse sistemin denetleyici ayağı güçlenir.

Bu ürünlerin bir kısmı ‘doğal’ vurgusuyla pazarlanıyor. Ancak bakıyorsunuz içinde olmaması gereken maddeler, hatta yüksek oranlarda ilaç var. ‘Doğal’ bir aldatma yöntemi oldu.

Ne yazık ki evet. ‘Doğal‘, ‘katkısız’, ‘anne tarifi’ gibi kelimeler artık teknik anlamını yitirdi. Bu ifadeler bir pazarlama malzemesi olarak kullanılıyor. Doğal demek güvenilir demek değildir. Gerçek doğallık, sadece analizlerle ve üretim şeffaflığıyla kanıtlanabilir.

Bir yandan piyasa büyük üreticilere kalmasın, küçük esnafı, üreticileri destekleyelim. Ama bunlar gıda mühendisi vs. çalıştırabiliyor mu? 

Küçük üreticiler bu konuda dezavantajlı gibi dursa da bir gıda mühendisi, teknikeri çalıştırmak maliyetli gibi gözükse de esasında doğru maliyet hesabı kitabıyla her şey mümkün. Yine de bir araya gelme, kooperatif tipi üretim tesisleri veya ortak laboratuvarlar kurularak küçük üreticilerin teknik destek alması çok önemli. Hem kalite yükselir hem de rekabet adil hale gelir. Tarım Bakanlığı’nın, KOSGEB’in esasında çok güzel destekleri ve teşvikleri var, küçük tüketiciler için maliyeti düşük krediler var. Sadece çekinmeden, araştırarak, sorarak ama hesabı kitabı iyi yaparak akıllıca çalışmak gerekiyor. 

‘Piyasa fiyatının çok altındaki ürünlerden kaçının’

Tüketici kendini bu ürünlerden nasıl koruyabilir? Alışverişinde, seçimlerinde nelere dikkat etmeli?

En temel adım bilinçli tüketim. Etiket okuma alışkanlığımız olmalı; içerikte ‘bitkisel yağ’‘aroma verici’‘şurup’ gibi ibarelerin olup olmadığına dikkat edilmeli. Piyasa fiyatının çok altında olan, çok ucuz ürünlerden şüphelenmek gerekir. Çünkü kaliteli üretimin bir maliyeti var.

Bakanlığın yayınladığı tağşiş listeleri düzenli olarak kontrol edilebilir. Ayrıca üretim yeri, izin numarası ve firma geçmişi incelenmeli. Tarım Bakanlığı karekod uygulaması zorunluluğu getirdi, okuttuğunuzda firmanın denetim geçmişini görebiliyorsunuz. Markalar için de en başta zor gibi gelecek ama hakkı vererek yapıldığında çok önemli bir güven sağlama aracı bu. Sorgulamak, markaları takip etmek, körü körüne inanmadan detaylı yaklaşmak her zaman iyidir. 

Bakanlık duyurdu: Sekiz sucuk taklit veya tağşiş ürün

Bakanlık duyurdu: Beş bal taklit veya tağşiş ürün