Şükrü Hatun: Çocukların tüketim toplumunun etkisinden korunmasına odaklanmalıyız

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Çocuk savunuculuğu daha çok batı kültürüne ait bir kavramdır ve çocukların yüksek yararını dile getiren kişileri, profesyonelleri ve savunuculuk kuruluşlarını ifade etmektedir. Savunuculuk yapan kişiler ya da kuruluşlar tipik olarak çocukların çeşitli alanlarda kısıtlanabilen ya da istismar edilebilen haklarını korumaya çalışır.

Son yıllarda öne çıkan konulardan birisinin çocukların başta ultra işlenmiş yiyecekler ve sosyal medya olmak üzere tüketim toplumunun acımasız etkisine maruz bırakılması olduğunu düşünüyorum. Aşırı yemenin nörobiyolojisi ile ilgili araştırmalar çocuklardaki şişmanlığın esas olarak şeker/yağ/tuz içeriği yüksek besinlerin neden olduğu haz ve bunların ödül olarak algılanmasına bağlı olduğunu, obezitenin hoşa giden besinlerin “kompulsif tüketme davranış”ının bir formu olarak tanımlanabileceğini gösteriyor. 

Çocuklar tüketim toplumunun en büyük hedef grubunu oluşturuyor ve birçok sorunun yanında tüketim “kışkırtması” ile ekonomik yetersizlik arasında kalarak bu kez “kışkırtılmış mutsuzluk ve şiddet” girdabına itiliyorlar. Bu nedenle günümüzde çocukların yoksulluktan korunması gibi, tüketim toplumun etkilerinden korunmasına odaklanmamız gerekiyor.

Şükrü Hatun’un yazısı