Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
İstanbul’da yaşayan yüz binlere 1 Mayıs bayramında kâbus yaşatıldı. İşlerine, hastalarına, randevularına yetişmek için çırpınanlar, sorunlarını çözebilecek yollara ulaşamadılar. Doğrusunu isterseniz ara sokalardaki yolları, Taksim’e kaçabileceklere kapatmak üzere görevlendirilen, en daracık, en küçücük sokaklarda bile kurdurulmuş barikatların arkasında çalışan polisler de en azından sivil vatandaşlarımız kadar mağdur, soğukta titreşerek nöbet tutmak zorunda kaldılar.
Gayrettepe’ye kadar gidecek bir otobüse tıkış tıkış atlayarak inişte hemen Cumhuriyet gazetesi kimlik kartımı çıkardım. Barikatlarla her yönden kapatılmış yollardan görevli polislere kimliğimi göstererek geçiş izni istedim. “Yasak kesinlikle gazeteciler için de geçerli” açıklaması ile yüzleştim. Arka yollardan kavşaktaki ünlü Trump AVM’nin önüne kadar ulaşmam zorunluymuş. Aslında Profilo işçileri direnişinden de ara sokakları bildiğimi sanıyordum. Kazın ayağı öyle değilmiş.
Gazeteye benzer zorluklara ulaşabilmiş sınırlı sayıda, elbette şanslarına evleri yakınlarda olanlar, yoğun haberleri toparlamanın yükünü üzerlerine almışlardı. Şehrin çoklu yolları, semtleri İstanbul kapalı cezaevine dönüştürülmüştü. Bu uygulamanın gece yarısına kadar devam etmesine tanıklık ettik. Sizce paranoyayı yaşatanlar mutlu olmuşlar mıdır? Yoksa Pirus zaferi yaşamış olabilirler mi? Son karar halkımızın çoğunluğunun olacak.