
C. HAKKI ZARİÇ
Temmuz 1941 ile Temmuz 1943 arasında yayımlanmış Yürüyüş dergisinin ilk sayısının kapağında İsmet İnönü yer alır. Yuvarlak bir çerçeveye alınmış fotoğrafının altında ‘Büyük Şefimiz İsmet İnönü’ yazısı dikkat çeker.

Derginin çeşitli sayılarındaki kapakları Agop Arad çizmiştir. İsmet Toprak ve K. Sönmezler de diğer kapak çizerleri arasındadır. Kapak görsellerinden yola çıkarak dönemin ruhuna dair güçlü bir okuma yapılabilir. Savaş yıllarının kaosu, yalnızlık, yoksulluk ve insan halleri, çizgilerde çarpıcı bir biçimde yansıtılmıştır. Yer yer iskeletler halkın içinde görünür; miğferli bir askerin iskelete dönüşen ürkütücü hali, dönemi anlatan sembollerden biridir.
Özellikle Agop Arad’ın kapaklarına hayran olmamak elde değil. Diğer kapakların kötü olduğunu iddia etmiyorum elbette; ancak Garip’in ikinci baskısındaki kapağı, Garbis Cancikyan ile Haygazun Kalustyan’ın Balkıs kitabı ve Sait Faik öyküleri için yaptığı çizimlerle Agop Arad’ı başka bir yazıda ele almak üzere burada bir mim koyarak devam edelim.
“Sanatsız kalmış bir milletin…”
Derginin 10. sayısında da yine bir fotoğrafla İsmet İnönü yer alır kapakta. Aynı sayının ortasında, yani Sait Faik’in ‘Mektup’ şiirinin yer aldığı 15. sayfadan sonra, 16. sayfada Atatürk’ten bir alıntıya rastlanır. İki parçadan oluşan bu alıntının sonunda tanıdık bir cümle çıkar karşımıza: “Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Zaten bu sayının açılışı da kapağı takip eden sayfada, millî bir heyecanla yapılır: “Yürüyüş AZİZ TÜRK MİLLETİNİN CUMHURİYET BAYRAMINI KUTLULAR.”
16. sayfada İsmet İnönü’den bir alıntı yer alır. Bu da iki parça hâlindedir. Son cümlesi şudur: “Yalnız şahsî yükselişinizi değil, bütün bir milletin her ferdine sanat duygusunu aşılayarak hep beraber yükselmeyi düşünmelisiniz. İyi bir sanatkâr olmanın yanında iyi ve karakteri sağlam insanlar olmaya da çalışmalısınız.”
Derginin çeşitli sayılarında Gelincik sigarasının reklamı yer alır. Ayrıca banka reklamları, bira ve klişeci ilanları da dikkat çeker.
Dergide kimler yok ki… A. Kadir, Kemal Bilbaşar, Niyazi Akıncıoğlu, Hüsamettin Bozok, Fethi Giray, Nevzat Hatko, Rıfat Ilgaz, Cahit Irgat, İbrahim Sabri, Refik Halit Karay, Samim Kocagöz, Orhan Kemal, Suat Taşer, Ömer Faruk Toprak, Salah Birsel ve daha nice imza…
İbrahim Sabri mahlası ve şiirle direniş

Yukarıda adı geçen isimlerden biri, İbrahim Sabri, okura tanıdık gelmeyebilir. İbrahim Sabri’nin derginin 9. sayısında, 7. sayfada yer alan şiiri ‘Dünya, Dostlarım, Düşmanlarım, Sen ve Toprak’ başlığını taşır. 24 Mart 1943 tarihli 14. sayıda ise Rıfat Ilgaz, İbrahim Sabri’ye ithafen ‘Çocuklarım’ adlı şiirini yayımlar.

“Yoklama defterinden öğrenmedim sizi, / benim haylaz çocuklarım” dizeleriyle başlayan bu şiir, şairler arasındaki bağın ipuçlarını verir. Aynı sayıda İbrahim Sabri’nin bir başka şiiri yayımlanır: ‘Yirminci Asra Dair.’ Artık bu şiirin sahibinin kim olduğu saklanamaz: Bu şair, Nâzım Hikmet’tir.

A. Kadir, Yürüyüş dergisine nasıl emek verdiğini, dağıtımını nasıl üstlendiğini Mutlu Olmak Varken adlı kitabında aktardktan sonra sözü Nâzım’a getirir:
“Nâzım’ın da bir iki şiirini bastıydık o dergide. Bursa Cezaevi’nden gönderdiği şiirlerdendi bunlar. Bir arkadaş getirirdi bana bu şiirleri. İbrahim Sabri adıyla yayımlardık. Ben almıştım üzerime bu şiirlerin sorumluluğunu. İbrahim benim göbek adım, Sabri babamın adıydı. Uçardım o şiirler yayımlandığında. Tabii Nâzım’ın haberi yoktu benim bu uçtuğumdan.”[1]
Bir cezaevinde yatan şairin şiirleri, mahlasla da olsa memleketin dergilerinden birinde yayımlanıyorsa, ‘turpun büyüğü heybede’ midir?
Çınaraltı’ndan Yürüyüş’e yükselen O.S.O. sesi: Sansürün adımları ve kapanış kararı
Orhan Seyfi Orhon, zaten önceden bilenmiş bir hâlde Yürüyüş dergisini hedef alarak Çınaraltı’nda sert yazılar kaleme alır. Şiirlerle alay eder, siyasi içeriklerini sakıncalı bularak eleştirir.
10 Nisan 1943 tarihli Çınaraltı dergisinin 81. sayısında şunları yazar:
“Son çıkan aylık solcu mecmua, hem de tanınmış milliyetçi muharrirlerin bile seve seve bahsettiği bu mecmua, bu sayısında bir sınıfın açlık ve ıstırabını anlatan şiirlerle doldurmuş. Hayret ediyorum: Acaba Türkiye’de bir sınıf mücadelesinin olmadığını zannetmekle ben mi yanılıyorum?”
Türkiye’nin ‘sınıfsız bir toplum’ olduğuna kendini inandırmış Orhan Seyfi bey, adını anmasa da Yürüyüş’ü sayfalarındaki şiirler üzerinden yerden yere vurur. Yazısının sonunda şöyle der:
“Bu şiirleri tarafsız, insaflı, dikkatli bir gözle okuduktan sonra eğer siz de bunları bizi içimizden sarsmak, bizi birbirimize düşürmek, millî tesanüdü bozmak için bir sınıfın istırap ve açlık propagandası şeklinde bulmuyorsanız, artık benim için özür dileyerek susmaktan başka yapılacak iş kalmıyor.”
Aynı sayının başındaki ‘Güzel Türkiye’ tasvirinde ise ikinci sayfada şöyle bir cümle kurar:
“Güzel Türkiye, Varlık Vergisini koyan enerjik Türkiye’dir.”
Orhan Seyfi beyin daha önce kaleme aldığı bir yazı daha vardır: Çınaraltı, sayı 70, sayfa 11:
“Ara sıra (Bobstil) denen tarzda şiirler okumak sizi eğlendirir mi? Gelin, öyleyse solcu (Yürüyüş) mecmuasının son sayısındaki şiirleri okuyalım.”
50 kuruşluk belge
Başta İbrahim Sabri olmak üzere dergideki şiirleri topa tutar; Türkçülük ve vatanseverlik nutukları atar.
Her ne kadar kesin bir yargı ileri sürmek mümkün olmasa da dergide iki kez kapakta yer alan Millî Şef, ‘Reisicumhur’ imzasıyla derginin kapanmasına da onay vermiştir. 0.50 Türk Lirası karşılığında, devletin ilgili internet sitesinden alınabilen belgede şöyle denmektedir:
T.C. Başvekâlet Kararlar Dairesi Müdürlüğü, Karar Sayısı 2/20306:
“(Yürüyüş) mecmuasının intişarının men’i, Haziran–Temmuz 1943 tarihli ve 17–18 sayılı son nüshasının toplattırılması; 1881 sayılı Matbuat Kanunu’nun 50 ve 51. maddelerine tevfikan, İcra Vekilleri Heyeti’nin 22/7/1943 tarihli toplantısında kabul olunmuştur.”

Derginin 14. sayısına kadar imtiyaz sahibi ve yazıişleri müdürü Fazıl Mahmud Ülker’dir. 15 ve 16. sayılar ile ortak basılan 17/18. sayılarda ise derginin sahibi Ömer Faruk Toprak, yazıişleri müdürü ise Rıfat Ilgaz’dır.

Yürüyüş’ün 16. sayısının son sayfasında, Rıfat Ilgaz’ın ‘Sınıf’ adlı şiiri yer alır.
7 Temmuz 1993’te, Sivas katliamından hemen sonra Rıfat Ilgaz da hayata veda eder, ‘Sınıfın Kardeşleri’nden Asım Bezirci’yle yan yana, Zincirlikuyu’da ulu ağaçların gölgesinde dinlenirler.
[1] (Aktaran) Bülent Varlık,1940’ların Dergileri Cilt 1, Sosyal Tarih Yayınları, Mayıs 2020, sf.72